Bu neyin koalisyonu

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Doğan Grubu’nun Ankara’daki davetinde çekilen ‘aile fotoğrafı’nda, Sinan Aygün’le yan yana poz veren  Cemil Çiçek veya Sadullah Ergin değil de bir CHP’li, MHP’li, DP’li olsaydı, gazetelerde neler okurduk neler

Tamam anladık, Metehan Demir’in Hürriyet Ankara Temsilcisi oluşunu kutlamışlar. Kimler? Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, milletvekilleri Necati Çetinkaya, Ülkü Güney, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri bürokratları...
Sorsanız, muhalif medya(!)Davetli listesinde bir tane muhalefet milletvekili yok.
Bir zamanlar bir Sinan Aygün vardı bilirsiniz... Ümraniye Davası’ndan gözaltına alındığı güne kadar, en dişli muhalefeti yürütenlerden biriydi. Hıh işte, bir de o orada... Çekilen “aile fotoğrafı”nda Çiçek ve Ergin’le yan yana poz vermiş. Hayal edin; bu fotoğrafta Çiçek’in, hele hele Ergin’in durduğu noktada, ’herhangi bir hakim, herhangi bir savcı, herhangi bir asker, herhangi bir siyasi; Ahmet Ersin mesela...’ duruyor olsaydı ne olurdu?
Aynı örgütten misiniz?
En azından HSYK Üyesi Ali Suat Ertosun ile Engin Aydın, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile emekli Orgeneral Hurşit Tolon veya Tuncer Kılınç’ı aynı karede gösteren fotoğraflara olan neyse o! Manşet linci... “Ergenekon koalisyonu”, “Derin pazarlık”, “İttifak”, “Taraflı yargı”...
Aygün’ün iddia edilen suçları işlediğine dair bir hüküm yok; adalet önünde şu anda suçsuz. Ama bütün diğer sanıklar da öyle... Bu gerçeği gözardı eden Milliyet, geçtiğimiz günlerde bir fotoğraf yayımlamıştı. Bazı sanıkların bir yemekte çekilmiş fotoğrafları, yanlarında da bir işadamı. Başlık: Hepsi aynı masada
1. İddianame sanıklarından Muzaffer Tekin, Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu’na yolladığı açıklamada “Aydın Doğan’la da resmim var, şimdi aynı örgütten mi oluyoruz?” diye sormuş. Hem Doğan’ın kendi gazetesinin, hem de AKP zihniyetini temsil eden gazetelerin mantığıyla yaklaşırsak; şimdi bu fotoğraftakiler; yani Doğan Grubu yöneticileri, AKP’liler ve Ümraniye sanıkları aynı örgütten mi oluyorlar?


++++++

Kılına zarar gelirse kim hesap verecek?
 Neymiş; tahliye kararını veren hâkimlerden biri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun son günlerde atadığı hâkimlerin arasındaymış...
HSYK’nın bu hâkimi atama nedeni de Ergenekon ve darbe planı soruşturmaları kapsamında tutuklu bulunan sanıkların serbest bırakılmalarını sağlamakmış...
Yandaş medyanın yöneticileri ve kalemleri bu tavırla sadece adı geçen hâkimin kişilik haklarına saldırmakla ve can güvenliğini tehlikeye atmakla kalmıyor; aynı zamanda HSYK’ya da adeta çamur atıyor...
Bu; başlı başına bir suçtur. Yargıç dokunulmazlığına ve hukukun üstünlüğüne yönelik bir saldırıdır. Umarım adalet sistemimiz, bu büyük saldırı karşısında gereken yanıtı vermekte gecikmez!
* Mustafa Mutlu / Vatan

 

++++++

Türkiye’de adalet garabete dönüşüyor
Alın elinize bir elbiseyi, dört tarafından dört kişi çekiştirin. Ne olur?
Ya şekli şemaili bozulur ya da yırtılır. Bizdeki adaletin durumu da bu. Herkes bir tarafından çekiştirmeye başlayınca ne şekil kaldı, ne şemail. 13.Ağır Ceza’nın tutuklamaları, ”muhalif“ diye bilinen bir nöbetçi hâkimin önüne gidince tutuklamaların neredeyse tamamı kaldırıldı.
Şimdi kim adil sizce? Tutuklamaları kaldırmayanlar mı, kaldıran mı? Var mı bir fikriniz?
Türkiye’de artık adaletin getirildiği nokta bu. Adamına göre adalet. Bazen kararı veren adama, bazen hakkında karar verilen adama göre. Hepsinin sorumlusu ise siyaset. Ve ne yazık ki, yeniAnayasa kafamızdaki bu kargaşayı, adalet üzerindeki bu ”şüpheyi“ kaldırmaya değil, artırmaya yarayacak.
* Fatih Altaylı / Habertürk


++++++

İkiyüzlülükleri bıktırdı artık
Birinci Dünya Savaşı deyince aklınıza ne geliyor; Çanakkale, Sarıkamış, Galiçya, Kut’ülammare, Medine Müdafaası vs.
Yakında bu tarihsel olaylar anımsanmayacak! Çünkü toplumsal belleklerde, sürekli Ermeni sorunu odaklı bir gündem yaratılmaya çalışılıyor. Üstelik alan sürekli de büyütülüyor; Ermeni’nin yanına Süryani, Keldani, Rum  “soykırımları” da eklendi! Tarihimizden utandırmak ve dolayısıyla geçmişimizi unutturmak istiyorlar. Adı üstünde “Dünya Savaşı” olan; ve insanoğlunun o güne kadar yaşamadığı/görmediği bu büyük harp, , salt Ermeni sorununa indirgenmek isteniyor.
Merkel bile çıkaramaz
Tarih: 2 Eylül 1915.
Geçici “Tehcir Kanunu” ndan beş ay sonra... Maarif Nezareti (Eğitim Bakanlığı) “Mekatib-i Hususiyye Talimatnamesi” yayınladı. Bilindiği gibi eğitim, asimilasyon ya da soykırım politikalarında “turnusol” kağıdı işlevi görür. Yani bir ülkenin eğitim-öğretim mevzuatına bakarak, o ülkede ne derece “öteki” leştirme siyaseti yapıldığını anlayabilirsiniz. Peki, o savaş koşullarında, sürekli kötülenen ve yaşanılan birçok sorunun müsebbibi görülen İttihatçıların, eğitim mevzuatının nasıl olmasını beklersiniz?
Talimatnamenin 6’ıncı maddesi diyor ki: Her yabancı ve Osmanlı cemaati kendi dilinde eğitim yapar. Ancak bu okullar Osmanlı’nın resmi dili Türkçe’yi de öğretmek zorundadır. Bu okullarda dersleri kim verecekti: Ermeni okullarda Ermeni öğretmenler; Rum okullarında Rum öğretmenler; Yahudi okullarında Yahudi öğretmenler! Bir daha anımsatmak isterim: Tarih 2 Eylül 1915. Ve beş ay önce tehcir kanunu çıkaran İttihatçıların “soykırım” yaptığı iddia ediliyor! Yahu böyle bir talimatnameyi Merkel bile çıkaramıyor!
Bu nasıl soykırım
Deniyor ki Osmanlı “soykırım” yaptı! Bu nasıl soykırımdır; bir yanda “soykırım” yapacak ve diğer yanda Ermenilerin kendi dilinde eğitim yapmasına, öğretmenlerinin Ermeni olmasına olanak verecek. Tarihte bu hiçbir  “soykırım” tanımına uymamaktadır.
Böyle bir eğitim mevzuatı olan bir iktidar, Ermeni cemaatine nasıl “jenosit” uygulamak ister? Ağızlarından “soykırım” sözcüğünü düşürmeyen -bırakın Batılıları- bazı Türk tarihçiler bu gerçeği nasıl inkar eder?
 “Diaspora tarihçileri”, soykırım suçlusu Almanya’nın, İttihatçılardan bile geride olduğunu görmüyor mu? Tarihi, siyasetin oyuncağı haline getirdiler. Öyle ki, “anayasal vatandaşlık” gayesiyle eğitim talimatnamesi çıkaran Dahiliye Nazırı Şükrü Beyi, İngilizler “Ermeni kıyıcısı” diye Malta’ya sürgüne gönderdi. Ve bugün bilindiği gibi  “soykırım” yalanının mucidi İngilizlerdir. Dört gün önce İngiltere Lordlar Kamarası’nın  “soykırım” iddialarını oylayıp, reddetmesinin politik olarak belki önemi vardır; ama tarih açısından hiçbir değeri yoktur. Lekelidirler. Ve biz, İngiliz ya da Alman olsun, bu tür Batılı politikacıların iki yüzlülüklerinden bıktık, yorulduk artık...
* Soner Yalçın / Hürriyet


++++++

Hortumlamanın mucidi(!)
Necati Doğru Vatan’dan ayrıldı, bu ayın ortasında Sözcü gazetesinde yazmaya başlıyor.  Kader Necati Doğru ile bizi 1974 yılında Günaydın’da buluşturdu. Halka dönük gazeteciliği Haldun Simavi okulunda öğrendik. Bu mesleği bir toplumsal görev olarak benimsedik. 12 Eylül’e yaklaşan sıkıntılı günlerdeydi... Yaz tatilinde Frankfurt’ta karşılaştık. O monoton şehirde ne yapacağımızı düşünürken aklımıza nereden estiyse hayvanat bahçesine gitmek geldi. Aslanlar, kaplanlar derken bir ara fil kafesinin önüne geldik. Çoluk çocuk avuçlarına bozuk para koyup kafese uzatıyor, fil hortumuyla paraları emiyor, götürüp kafesin içindeki çanağa bırakıyordu. Komik ve şaşırtıcı bir manzaraydı. Uzun uzun filin bu maharetini izledik. Necati oradan esinlendi, dönüşte  “Hortumlama” deyimini icat etti. Bu deyimi ‘Horzumlama’ vs. diye geliştirdi. Küçük hortumculara “pipetçi” adını taktı... Sözcük ve deyim üretmekte üstüne yoktur. Kalemin keskin olsun usta... 
* Melih Aşık / Milliyet

++++++

Gönül bu;
ona da konar...
Sevgili Fatih Altaylı, sen “Göbeğini kaşıyan adamları çok severim” diyorsun...
“Keyfi yerinde olduğu için ve fazla gelecek kaygısı taşımadığı için göbeğini kaşıyor” tespitin doğru... İşte ben de diyorum ki; niye keyfi yerinde?..
Dünyanın en verimli, en zengin, en stratejik, en cennet toprakları üzerinde oturup da... Gelişmişlikte; Libya, Tayvan, Barbados, Letonya, Hırvatistan, Kıbrıs Rum Kesimi’nin dahi altında olursa insan... Nasıl keyfinden göbeğini kaşıyabilir?.. 623 bin aç... 14.7 milyon yoksul... Kömür-makarna-nohut yardımına muhtaç 3 milyon aile... Keyiften göbek kaşıyacak bir sebep var mı?..
İçimden “Genel Yayın Yönetmeni seviyorsa ben de sevmeliyim” diye de geçmiyor değil... Ama yarım asırdan fazladır iktidarları, “göbeğini kaşıyan adamlar” seçiyorsa... Ve bizim gazetede televizyonda her gün yaptığımız, bir cenneti cehenneme çevirmiş “göbeğini kaşıyan adamın” marifetlerini anlatmak ise... Ben ne yapabilirim?.. Gönüldür bu... 
* Bekir Coşkun / Habertürk


++++++

Anayasayı rafa kaldırdılar
Tekel işçisinin gölgesi onları ürküttü.Ankara’ya sokulmadılar.  Ankara’da mevcut anayasanın: 23. maddesi (seyahat özgürlüğü), 25. maddesi (düşünce ve kanaat hürriyeti), 26. maddesi (düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti), 28. maddesi (basın hürdür, sansür edilemez), 34. maddesi (toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı) açıkça rafa kaldırıldı.
Bir cuntanın yazdırdığı ve artık bize dar gelen bir anayasa metninde olan haklar iktidar tarafından sırf işine öyle geldi diye açıkça çiğnendi. Bu ülke bir polis devleti haline getirilmiştir. Yaşanan faşizmdir. 
* Serdar Akinan / Akşam


++++++

MİNİ YORUM
Aslı dururken, suretine taktı
BDP’li Sevahir Bayındır, son günlerde televizyon kanallarında çok sık yayınlanan “tavuk kafalı kadın” reklamına takmış. Kendisi, temsil ettiği bölgelerde süren feodal düzen içerisinde hala “kadının adı
yok”ken, kadının önce ağasına, sonra kocasına kul olduğu anlayışı değiştirmek için ne yapmış bugüne kadar? Aslını değiştirmek imkanı elindeyken, niye suretiyle uğraşıyor anlamadım.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş