Bugün 'En büyük bayram' mı?

A+A-
Altemur KILIÇ

Bugün 29 Ekim 2007. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 84. Yıldönümü. Ama kutlamak içimden gelmiyor. Ne acıdır; Mustafa Kemal Cumhuriyetini Türk Gençliğine emanet etmiş ve Cumhuriyetin 10. yıldönümünde, -23 Ekim 1933 de-  “Bugün en büyük bayramdır. Türk Milleti; Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim”  demiş ve nutkunu, heyecanla titreyen sesiyle;  “NE MUTLU TÜRKÜM diyene” diyerek bitirmişti. Benim kuşağım aynı heyecan, inanç ve güvenle yetişti!
Bugün aradan yedi  “onyıl”  geçti ama, geldiğimiz noktada -tarihimizin en tehlikeli bağlamında- Cumhuriyet Bayramını -bırakın daha büyük şerefleri, saadetleri huzur ve refahı- acılar içinde “kutlayamıyoruz!”  Atatürk’ün kutsal emanetine ihanet ediyorlar... O,  “milli birlğimizi”  ifade eden “Ne mutlu Türküm diyene” sözleri de “sözde”  kaldı!
Cumhuriyetı kutlamak, bugün benim içimden gelmiyor,  aksine karalar bağlayasım geliyor!
“Atatürk, affet beni.” Seni Anıtkabrinde, gene yoracağım... 5 Şubat 1933’de Bursa’daki irtica hareketi üzerine, orada söylediklerini, bugün daha da anlamlı olduğu için tekrar edeceğim:
 “Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ’Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ’demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek.’ Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’  İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!”
Behçet Kemal, Atatürk şiirinde  “Biz uyurduk o bizi beklerdi/ O uyudu nöbeti bizlere verdi” diyordu... “Nöbette uyuma-yalım!”  Ben Ona ve  “nöbetine”, ihanet etmeyeceğimize, inanmak istiyorum!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları