Bugün köşelerden örtülü mesaj yollayanlar, yarın gazete ilanı ile işbirl

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Genç siviller operasyonu
İşi gücü olmayan, gelecek kaygısı taşıyan, boşluktaki Türk gençleri için yaratılan yeni istihdam alanı;  renkli devrim örgütlerinin Türkiye distribütörlüğü mü?

Tuna Bekleviç, Türkiye Gazetesi’ndeki köşesinde, cepte para olmadan “dernekleşerek” birkaç saat içinde köşeyi dönen bir grup gencin tecrübesini anlattı. Türk Gençliği’ne kıssadan hissesi şöyleydi: Eğer siz de şu an elinizde tuttuğunuz bu gazetenin hayatınızı değiştirmesini istiyorsanız kriz ortamında iş aramak yerine Türkiye’nin sivil toplum gönüllüleri arasına katılarak hem yeni istihdam alanları oluşturabilir hem de ülkemizin demokratikleşme sürecine katkı sağlayabilirsiniz.
Ulusal ve uluslar arası hibe çağrılarını takip ederek hayalinizdeki projelere maddi kaynak bularak hayata geçirebilir, derneğinizin kurumsal kapasitesini de geliştirebilirsiniz. Bu tür kurumsal başarıların önünde önyargılarımız dışında başka bir engel yoktur.

Soros nakliyat

İş aramak yok, yorulmak, ter dökmek, emek vermek yok, çalışarak kazanmak yok... Sen “Bir rüyam var” diyeceksin, Avrupa ve ABD’de faaliyet gösteren ‘kanatsız periler’ de altına balkabağından bozma son model otomobil, emrine fareden bozma şoför tahsis edecek. Ucuz kıyafetlerin yerini  ‘marka değeri yüksek’ fiyakalı takımlara bırakacak. En güzel yanı, kimbilir kaç gece yarısı, saat 12’yi vuracak ama peri masalı bitmeyecek...
Bu vaadler, ekonomik krizin, siyasal istikrarsızlığın, korku salma operasyonlarının teğet geçtiği bir ülkede yaşayan hangi genci cezbetmez? Hepsi ‘yeme de yanında yat’ tadında değil mi?
Ya da ‘üzümü ye bağını sorma’. Çünkü ‘kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez’. Ve bu gençler bir kaz çiftliğinde yaşadıklarını farkederlerse, emperyalizmin hormonlu tavuklara dönüp bakmayacaklardır. Olayınız bu mudur Tuna Bekleviç?
Allah’tan öncesinde şu kanatsız iyilik perilerinin ne menem şeyler olduğunu sormuşluğumuz var. Kısa süre önce “Emperyalizmin İkna Odaları” adlı bir dizi yazı yayımlamıştık.  Madem maksat gençlere yol göstermek, orada derlediğimiz bilgiler ile, bu şık kasede servis edilen sömürgeleştirme çorbasına birkaç damla limon suyu sıkalım:
‘Toplumsal dönüşüm projeleri’ hazırlamak isteyorsanız Hollanda Matra Programı’na başvurabilirsiniz. Ama parayı almadan önce toplumu nasıl dönüştüreceğiniz konusunda ‘uzlaşmanız’ gerekiyor.
Bekleviç’in dediği gibi ‘ülkenizin demokratikleşmesi’ne katkıda bulunmak istiyorsanız, mesela AB’ye entegrasyon, küreselleşme, azınlıklar gibi konularda çalışmak için Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin parasını kendi paranız gibi harcayın.
Sanatçı ruhlular da düşünülmüş. Kökleri Anadolu’da kalan bir Ermeni ailenin, geçmiş acılarıyla yüzleşme yolculuğunun filan filmini çekerseniz veya Diyarbakır’da bir güneşe yolculuk hikayesi... Avrupa Konseyi’ne bağlı Eurimages Fonu’nu arkanıza almamanız mümkün değil.
Hele bir de bu faaliyetlerinizi Açık Toplum Enstitüsü bünyesinde raporlandırırısanız tadından yenmez. Soros Amca’nız hepsinden cömerttir bilesiniz.
Oldu işte artık her biriniz geleceğin Orhan Pamuk, Elif Şafak, Murat Belge, Yeşim Ustaoğlu, Etyen Mahçupyan... adayısınız.

İlahi işaret

Bekleviç’ten önce, artık ilahi bir işaret miydi bilmem odatv’nin, Moldova’daki, “kaldırım taşı devrimi”nin bir deneme olarak kalmasıyla ilgili analizini okudum. Barış Zeren değerlendirmesinde göstericilerin  “Oyların yeniden sayılması dışında bir siyasal talep öne sürememesini” Le Monde’dan Alexendre Billet’in alenen duyurduğu gibi  “yabancı destek olmamasına” bağlıyordu. Zeren’in Mark Grigorien’den aktardığı gibi sivil darbe hezimetini renkli devrimlerden ayıran Moldova’da, Ukrayna ve Gürcistan’daki gibi bir ‘sürekli gençlik örgütü’nün bulunmayışıydı.  “Moldova gösterileri, Avrupa Birliği’nin açık desteğini alamayınca sona erdirildi. Siyaset uzmanı Vladislav Kul’minski, ‘devletçe kimliği belirlenen liderlerin, Batı’dan destek gelmeyince gençlerle irtibatlarını kesmiş olabileceklerini’ tahminle belirtiyordu.”
Emperyalizmin sömürge eyaletine dönüştürmek istediği ülkelerde idareyi ele geçirmek için, Hollywood’dan masöz getirten Saakaşvili gibi “aptal politikacılar” kadar “yönlendirilebilir gençlere” de ihtiyacı vardı. İlkinden bulmak konusunda sıkıntı çekilmeyeceği tarihi tecrübe ile sabit olduğundan, Türkiye hakkında ana hedefin gençliği teslim almak olduğunu görmek için dahi olmaya gerek yok. Gürcistan’daki Kmara’nın, Ukrayna’da Pora’nın Türkiyede’ki karşılığı olan sivil gençlik örgütü/örgütleri nasıl oluşturuluyor veya buralara nasıl gönüllü işbirlikçi aranıyor dersiniz? İşte böyle, Başkan Obama ve fırsatlar ülkesinin PR elemanları medyadaki köşelerde konuşlandırılarak...


Moldova’daki sivil darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının en önemli nedeni olarak, sürekli bir gençlik örgütü bulunmayışı gösterilmişti


++++++

SORU - CEVAP
Gazeteci: Başbakan dinlenmek için Antakya’ya gitti, siz dinlenmiyor musunuz?
Onur Öymen: Biz dinlenmiyoruz, telefonlarımız dinleniyor...
* Melih Aşık / Milliyet

 

++++++

Yazı İşleri’nde neler oluyor?
Çakır ve Cabas’ın iktidar yanlısı medyaya ve liberal yazarlara pozitif ayrımcılık uygulaması, NTV ekranının yandaş yüzünü ele veriyor

Sabah gazetelerin okunduğu programlarda İlk olarak hangi gazetenin okunacağı, ikinci, üçüncü, sonuncu gazete daima televizyon kanallarının en üst düzey yöneticileri ve patron tarafından belirlenir. Bu sıralama sunucunun inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemlidir ve bir anlamda kanalın politikasını, eğilimini gösterir.
Günün gazetelerini okumaya Yeni Şafak’la başlamakla Hürriyet’ten başlamak arasında algıda ciddi bir fark oluşur çünkü.
Aynı durum televizyon kanallarına yorumcu olarak davet edilecek ‘konuşan kafalar’ için de geçerlidir. ‘Kanalımız her sese açık’ ifadesi aldatmacadır, bunun sınırı da aynı patronaj kadrosu tarafından belirlenir. Bu kurallar katı ve nettir.
Bedri Baykam’ın NTV Genel Müdürü Cem Aydın’a yazdığı mektup ekranın bu yazılı olmayan kurallarını hatırlamak için vesile oldu. Baykam, özetle NTV’de sadece liberal basından isimlerin ekrana çıkartıldığından, ulusalcılara hemen hemen hiç söz hakkı tanınmadığından yakınıyor mektubunda.
Dikkatli bir izleyicinin ‘Yazıişleri’ programındaki tercihleri fark etmemesi olanaksız. Ruşen Çakır ve Mirgün Cabas’ın hazırladığı programda, dünün gelişmeleriyle ilgili basında çıkan köşe yazarlarının alıntılandığı bir bölüm var. Giderek artan sıklıklarda Sabah, Star, Taraf, Yeni Şafak, Zaman gibi gazetelerde çıkan yazılar alıntılanıyor.
Diyelim ki bir konu hakkında üç yazı çıktı: Biri Hürriyet’te, biri Zaman’da, biri de Cumhuriyet’te. ‘Yazıişleri’nin tercihi hiç şaşmadan Zaman’dan yana olur.
Programa davet edilen konuklar açısından da bu geçerli. Yandaş basın ya da liberal kalemlerden 10 kişi çıkıyorsa, merkez medyadan ya da ulusalcı isimlerden bir kişi davet ediliyor. Kısacası, bir psikolojik ayarlama yapılıyor ve gizliden gizliye ‘liberallere’ sahip çıkılıyor. ‘Yazıişleri’ etkin bir program, kanal da ‘merkezde’yer alıyor. Dolayısıyla bu gibi tercihlerin üzerinde durmak gerekiyor.
Artık açıkça ortaya koymalıyız ki ‘objektif’ NTV de gizliden gizliye AKP’ye yönelik, AKP’nin hoşuna gidebilecek bir habercilik anlayışını benimsedi, ekranı o yönde kullanıyor.
Belki acımasız olacak ama NTV iyiden iyiye ‘gizli’ bir yandaş basın organıdır.
* Oray Eğin / Akşam


++++++

Her taşın altında...
Bilgililer Derneği’nin kurucu başkanlığını da yapan Tuna Bekleviç’in yazısındaki kodları çözmek için, Bilgi Üniversitesi’nin misyonu ipucu olabilir. Ermeni konferasına da ev sahipliği yapan Üniversite, Soros’un Türkiye’deki gözdeleri arasında.
Aspen Institute, NED, CIPE, Cato Ins., Heritage Ins, Dünya Bankası, MIT gibi kurumlarla “yeni sivil toplum modeli ve örgütlenme anlayışı” konusunda ilişki kuran Bekleviç, “Anadolu’nun Genç Liderleri Hareketi” projesiyle, 2005’te Anadolu’yu karış karış gezerek 20 binden fazla genç ile görüşmüştü. Aynı yıl ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın konuğu olarak “Uluslararası Ziyaretçi Lider ilişkileri” programına katıldı.
Yine aynı yıl “bölgede barış ve sivil toplum örgütlerinin etkinliği üzerine çalışmak için” Erbil, Kerkük, Süleymaniye ve Musul’da toplantılar düzenledi.
Genel Başkanlığını yaptığı Güçlü Türkiye Partisi, uzun müddet AKP’nin yedeği olarak anıldı. Hatta Bekleviç’in bu konuda Erdoğan ile “gizli görüşme” yaptığı basına yansıdı.
Bekleviç, 2006 yılında “siyasi demeç verdiği” gerekçesiyle eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında, suç duyurusunda bulunmuş, hükümeti “askerlerin yargılanması” ve “sivilleşme” konusunda tavır almaya çağırmıştı.


++++++

TRT’nin İşe alımlardaki yeni kriteri bu mu:
Hemşehrim memleket nere?
Kadro şişkinliğini, işe aldığı 4 şehit yakınıyla maskelemeye çalışan TRT; Genel Müdür İbrahim Şahin’in işe başlamasından sonra Amasyalılara kucak açtı... Özellikle de köylüleri olan Akyazılılara...
Bir kurumda genel müdür değiştikten sonra; yeni genel müdürün doğduğu köyden 6 kişi birden işe alınıyorsa; buna “kadrolaşma” denmez mi?
Diğer Amasyalıları yazmıyorum bile... İşte; İbrahim Şahin’in TRT’ye yerleştirdiği köylüleri:
- Selami Karanfil: İçişleri Bakanlığı’nda kontrolördü; TRT’ye Satın Alma Dairesi Başkanı olarak transfer edildi.
- Hakan Kutlu: İbrahim Bey’in Özel Kalem Müdürü.
- Metin Yıldırım: Amasya Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Şube Müdürlüğü yaparken, TRT’ye İnsan Kaynakları Dairesi Başkan Yardımcısı oldu.
- Osman Oğuz Darçın: MKE’de mühendisti; şimdi TRT’de!
- Ömer Avcı: PTT’de memurdu; şu anda TRT Ankara Televizyonu Bütçe Kontrol Müdürü.
- Ali Güney: 13 Ocak’ta ASKİ’de Özel kalem Müdürü olarak işe başladı; aradan 2 ay bile geçmeden 3 Mart 2009’da TRT’ye transfer edildi.
Genel Müdür Şahin, kadro şişkinliğine gerekçe olarak; “çalıştırmak zorunda kaldıkları 4 şehit yakını”nı gösteriyor ama...
Sadece köylü kontenjanından 6 kişiyi başka kurumlardan TRT’ye transfer etmekten de geri kalmıyor!
Ne diyeyim; Allah herkese böyle hayırlı “hemşehri”nasip etsin!
* Mustafa Mutlu / Vatan


++++++

Liberal faşizm
Sözde eşitlikçi, özgürlükçü, adalet savaşçısı görünümündeler ama özde kendilerinden olmayanı yok sayıyor, ne söz ne de hayat hakkı tanıyorlar. Zıt kutuplar birbirlerini çeker ilkesinin yansımalarından biri de bu olmalı. Medyanın neresinde bir liberal varsa, oranın kapılarının ifade özgürlüğüne ve düşüncenin serbest dolaşımına kapatılmasını nasıl izah edersiniz? Bu denli militaristleşmek, kitle iletişim araçlarını tekelleştirmek , kendinden olmayanı mesela bir AB karşıtını, mesela önceliği Türk devletinin çıkarları olan bir aydını ‘vebalı’ sayıp, ambargo uygulamak, sürekli bir tahrik midir demokrasinin gereği? Politik, modern, muhafazakar, sosyal veya kültürel, ekonomik liberalizm tarifi yapan teorisyenlere sesleniyorum: Medyadaki “kara gömlekliler”in baskı, tehdit ve infazları tüm hızıyla sürerken, “liberal faşizm” veya “faşist liberalizm” popüler bir kavram olarak tartışılmaya değmez mi?


++++++

MİNİ YORUM 
Karıncayı incitemeyen terörist dostu

Yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan Mısır Çarşısı patlamasından sorumlu tutulan Pınar Selek Yargıtay’ın talebi doğrultusunda müebbet istemiyle yargılanacak. 200 “aydın”, şahsın karıncayı dahi incitemeyeceğini, suçsuzluğuna tanık olduklarını söylediler. Karıncayı dahi incitemeyecek o kadının Öcalan’ın “işaret ettiği kadın”, hatta “aşık olduğu iddia edilen kadın” olduğunu hatırladım... Bir bebek katilinin aşkını, takdirini, güvenini kazanmış birini destekleyen “aydınlık” bir kere daha gözümüzü almayı deniyor...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş