Bugünün ışığında İmam-ı Rabbani'yi Okumak

A+A-
İrfan ÜLKÜ
Hatemiyyet (peygamberlik silsilesinin Hz. Muhammed’le sona erişi) İslamiyet ve insanlık için bir büyük imtihandır. Hz. Muhammed son peygamberdir; ondan sonra kıyamete dek bir daha Allah, dünyaya peygamber göndermeyecektir. Çünkü Yüce Allah’ın tecellisi böyle gerçekleşmiştir. Ancak özellikle Nakşilik ve önemli İslam alemlerine göre Allah her yüzyılda bir “Kutb-u Zaman” gönderecektir. Kutb-u Zaman’ın (zamanın kutbu olan insan) görevi, İslamiyette bozulan, bozulma eğilimi gösteren dinsel konularda Müslümanlar’a yol göstermek, aydınlatmak, düzeltmek ve dini bozanlara karşı uyarmakdır. Bunun için, Zamanın Kutbu, Allah’ın yolunda Kuran ve Peygamberin ilkeleriyle mücadele eder; zamanın kutbu ya gizlidir (insanların içinde ilahi misyonunu gerçekleştirirken kimliği bilinmez) ya da açıktır. İmam-ı Rabbani olarak tanınan büyük İslam velisi ve alimi Ahmed Faruk Serhendi’de Kutb-u Zaman’ların en ünlülerindendir. İmam-ı Rabbani ve onun Mektubat adlı yapıtını, ölümünden dörtyüz yıl sonra, günümüzün karmaşık, saldırı altındaki İslam dünyasında özellikle yol gösterici, uyarıcı zengin içeriği bağlamından okumamız gerekiyor. Rabbani’nin uzun süre zindanlarda çile çekmesine karşın büyük bir dirençle sürdürdüğü mücadelesi bugün de İslam’ın, Batı’nın ve Hristiyanlık’ın hem jeopolitik hem de kültürel ve dinsel saldırısına karşı nasıl cevap verileceğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Özellikle ABD’nin emperyalist çıkarları için İslam dünyasından bazı işbirlikçilerin de yardımıyla “Dinlerarası sentez, diyalog” vb.. gibi benzeri kavramları hayata geçirerek, yeni bir “Batı İslam’ı” oluşturması çabalarının 16. yüzyılda bir benzerinin Hindistan’da ortaya çıktığını bilirsek, Rabbani’yi ve onun öğretileri ışığında günümüzdeki çatışmanın boyutlarını tarihsel ölçekte daha iyi anlayabiliriz. 16. yüzyılda Hindistan’da Babür’ün torunlarından, Türk imparatoru Ekber Şah, İslamiyet, Hristiyanlık ve Hinduizmi birleştirecek yeni bir sentez ya da din kurmayı aklına koymuştu. Bu yeni din Ekber’e göre, İslamiyet temelinde olacak ama tıpkı bugün ABD’nin vazettiği gibi, dünyaya yeni bir ilahi şekil verecek ve Hindistan ise bütün dünyayı egemenliği altına alacak bu yeni dinin merkezi olacaktı. Hindistan’da Sih dininin kurucusu Sadnu Nanak, aynı dönemde putatapıcı antik Hinduizme bir tepki olarak İslam’ı ve Hinduizmi aşan yeni bir dini, yani Sihçilik’i vazediyordu. Babür Şah ise yeni bir dinin peygamberi olarak ortaya çıkacaktı. Gerçekte samimi bir Müslüman olan Şah, Hindu antik metinlerini okuyarak etkisi altına girerken, daha sonra ibadet ve sufi törenlerinin yapılması için tapınaklar inşa ettirdi. Bu tapınaklar İslam dışı akımlarla dinlerin de tartışıldığı mekanlara dönüştü. Tıpkı bugünkü dinlerarası diyalog forumları gibi. Ancak Hindular bu yeni dine egemen olmayı başardılar. “İlahi Din” olarak tanınan bu yeni din, üç tek Tanrılı dinle, Hinduizmin birleşmesinden meydana geldiğini ilan ediyordu. İmam-ı Rabbani Şah’ın hükümdarlığının ilk yıllarında dünyaya gelmişti. Bu yeni sahte dine isyan ederek mektupları konuşmaları ve eylemeleriyle ona karşı İslamiyet’i cesurca savunmaya başladı. Güya İslamiyet’in yeni bir “içtihadı” olarak tanınan ilahi dinin savunucuları Hz. Muhammed’i eleştirmeye, Hindu tenasüh inancını savunmaya vahiy ve Kur’an’ı inkara kadar işi vardırdılar. Hinduizm, Ekber Şah’ı kullanarak Hindistan’da İslamiyet’i ortadan kaldırmaya çabalıyordu. Ekber Şah tarafından zindana atılmasına rağmen Rabbani, mücadelesine devam etti. Öldüğünde sahte din yenilmiş, Ekber Şah yaptığı işin gerçek niteliğini anlayarak pişmanlık içinde ölmüştü. Günümüzde de İslam tehdit altında. Tehdit hem Batı’dan hem de İslam’ın içinden geliyor. İslam’a karşı reform istekleri ve benzeri cahilane ve bilinçli içeriden yıkma girişimleri karşısında Rabbani’nin büyük mücadelesini gözden geçirmek, onun Mektubat’ını bugünün ışığında okumak gerekiyor. Yorumlarınız için Yazarımızın e-posta adresi yenicag@yenicaggazetesi.com.tr
Yazarın Diğer Yazıları