Bulaşıcı virüsten korunma

A+A-
Altemur KILIÇ

Dünya, matbaanın icadıyla, siyaset bilimci “iletişim teorisyeni” Marshall McLuhan’ın deyimiyle, “Gutenberg galaksisi” olmuştu. Son yıllarda da, iletişim araçlarının, özellikle televizyonun gelişmesiyle, dünyamız bir “dünya çapında köy” oldu; “kasaba” değil; “köy”, hatta kocaman bir “konak”! “Anında” iletişim, her şeyi değiştirdi. Başta, dış ilişkileri, diplomasiyi. O dönemlerde, devletler, elçiler, gelişmeler karşısında düşünmek, tedbirler almak fırsat ve zamanını bulurlardı. Sonra, “telli ve telsiz telgraf”, milletler arası telefon. İletişimin böyle “anında” olmasının yararları da var ama, zararları daha fazla. Hükümetler, ani hareket etmek zorunda kalınca, çoğu zaman fevri hareket ediyorlar. Hızlı tepkiler de, çabuk tepkiler de sonunda savaşlara bile yol açıyor. “Kırmızı telefon” hattı da pek işe yaramıyor!  Ülkelerin iç yönetimlerinde de aynı tehlikeler var.
Fakat “hızlı iletişim” -hele duvarlar inceyse, “yalıtımsızsa” -, “köyün, kasabanın, konağın” her tarafında duyulması, olayların hemen adeta anında, “komşuda pişenlerin” diğerine düşmesine, “bulaşıcı hastalıkların” yayılmasına sebep oluyor!  Gene “anında iletimle” bazı kavramlar, sorunlar da evrensel ve “mahalle baskıları” aynı.
“Domino sendromunun” kaynakları bunlar! Kısacası sorunlar, hastalıklar aynılaştıkça, önce bir yörede, sonra herhangi bir kıtada ve bütün dünyada ülkeler, “domino” taşları gibi yıkılıyorlar. Soğuk Savaş döneminde  en büyük korku bu idi: Meselâ Vietnam’da olanların, Kore’ye, oradan bütün Orta Asya’ya, sonra da, Orta Doğu’ya sirayeti “domino taşlarının” peşi peşine yıkılması endişesi vardı.
Şu sırada Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da, anlaşılan çoktandır mevcut rejim ve iktidarlara karşı bir süredir kaynamakta olan su taşma derecesine gelmiş. Bu, “bulaşıcı bır hastalık mı”, yoksa  “kullanım süreleri” geçmiş, mutlak, müstebit ve yolsuzlukları aşikâre çıkmış iktidarlara karşı, ortaya yayılan, meşru başkaldırı rüzgârları mı? Yoruma ve durduğunuz yere göre değişir! Ancak, ayrıntılar başka olsa da durumların özü aynı!
Bu olgular, inanışlara ve duruma göre kullanılmaya müsait. Ülkemizde de bölücüler, Mısır ve Tunus olaylarını, görenek olarak almaya başladılar bile. BTP Genel Başkanı Demirtaş diyor ki: “Tunus’ta ve Mısır’da olduğu gibi eğer yönetimler zalimlerin elinde ise halkın direnme hakkı vardır”. Açıkçası, Erdoğan’ı, Mısır’daki Mübarek’in durumu ve akıbetiyle tehdit ediyor! Bölücülerin, böylece “aba altındaki sopalarını” göstermeleri, sadece AKP iktidarına karşı değil, TC’ye karşı tehdit! Bu zaten hep vardı. İstedikleri, ülkede Türk-Kürt iç savaşı çıksın ve yabancılar müdahale etsinler.


Türkiye’ye bulaşır mı?
Şimdi dünya kamuoyunda son Mısır ve Tunus olaylarının, Türkiye’ye de sıçraması ihtimalinden söz edilir oldu. “Moda-görenek-bulaşıcı virüs” veya fırsattan istifade, Türkiye, yeni “domino taşı”  yapılabilir. Hele, “bulaşıcı virüse” karşı bağışıklığımız, önleyici, ilaçlar, AKP iktidarının basiretsizliği, sözde aydınların gafleti yüzünden yok edildiğinde, “olmaz, olmaz” demeyin!.. 
 Türkiye de bıçak sırtında. Herkesin, iktidarın, muhalefetin ve gerçek aydınların, vatansever yazarların, şu sıra görevleri bu olasılıklara müsait gergin zemini oluşturmamak ve düşmanlara fırsat vermemektir. Zira Türkiye’de bu hareketler, sokaklara, şimdikinden de fazla dökülürse, engellemek mümkün olmayabilir!..
Açık konuşmalı: Bugün Türkiye’de de, iktidara, hele seçimlerden öncesi, pervasızlılıkları dolayısıyla ve de güç geçim koşullarına, yolsuzluklara karşı artan “genel infial” var. Virüsün bulaşmasına karşı, son sigorta hatta iktidarın son sigortası,TSK gevşetildi. Maazallah; Mısır’da olduğu gibi Ordu isteksiz, hareketsiz ve etkisiz kalması durumuna düşmesin! Hatırlatayım: Ordunun anında, müdahalesini sağlayacak EMASYA protokolü de yok artık.İktidar, kendisini, kendi topuğundan, vurmuştu!
Bu Mısır ve Tunus’ta başlayan ve sonunda Suudi Arabistan’a kadar yayılabilecek  hareketlerin “kasten - sehven”, Türkiye’ye sıçramasına engel olmak, “ateşe körükle” gitmemek, suya benzin dökmemek,  Türk vatanseverlerinin görevidir...
İtiraf etmeli: İktidarın son hareketleri karşısında CHP milletvekillerinin, Kılıçdaroğlu’nun, Atatürk’ün “Bursa Nutkunu”, örnek gösteren “sivil direnişten” söz etmeleri ve Başbakanın da bu sözleri “eşkıyalık” olarak vasıflandırması, şu bağlamda,  Tunus ve Mısır olayları sırasında talihsiz bir tesadüftür... CHP’nin muradı, kesinlikle “eşkıyalık”, halkı sokaklara çıkarmak değildir “za’f-ı telif” (ifade yanlışı) idi. “Gandi” Kemal’in demek istediği, Gandi’nin, Hindistan’da, İngilizlere karşı sürdürdüğü, “sivil itaatsizliktir.” Erdoğan da  gerçekten, gerginliği azaltmak istiyorsa, artık bunu kaşımamalıdır...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları