'Büyük Birader' geri döndü

Selcan TAŞÇI

Elektronik ortam hayatımızı mı kolaylaştırıyor, yoksa insanlığı mı robotlaştırıyor? Kimliğimizin bütün detayları ‘sistem’e kaydedilirken, George Orwell’ın ‘1984’ romanındaki kehaneti gerçek mi oluyor?


Big Brother George Orwell’in “1984” adlı romanındaki “gelecek kehaneti.” Romanı 1940 yılında kaleme alan Orwell’e göre öyle bir gün geliyor ki insanlar hâkim otorite tarafından sürekli izleniyor, kimse iktidarın çizdiği çizgilerin dışına çıkamıyor, çıkan anında cezalandırılıyor. Herkesin robotlaştığı bir dünya. Bu kehanet, bir anlamda gerçekleşti. Kimi iktidar gücü kullananların telefonları dinlemesi, e-mail trafiğimizi izlemeleri değil sadece.
Cep telefonunu kullandığımız sürece birileri nerede olduğumuzu, kiminle konuştuğumuzu biliyor. Kredi kartı kullandığımız an birileri neyi, kaça ve nereden aldığımızı öğrenebilir. Sokakta yürürken burnumuzu karıştırırsak MOBESE’nin başında duran bizi görüp dalgasını geçebilir.
Teknoloji elbette çok büyük kolaylıklar getirdi ama kişi hakları ve en önemlisi özgürlüklerine, dolaylı yoldan bile olsa tecavüz bir anlamda yasal hale geldi.
Melih Alkan bir yazı göndermiş.Yakın bir gelecekte aşağıda okuyacağınız diyalog gerçek olabilir.
Bir müşteri ile pizzacının telefonla sipariş alan görevlisi arasındaki  “hayali”  konuşmayı birlikte okuyalım:
Operatör: Pizza xxx’i aradığınız için teşekkürler.
Müşteri: Merhaba, sipariş verebilir miyim?
Operatör: Evet... siz... Bay Mehmet S...’siniz ve Kadıköy’deki evinizden arıyorsunuz. Ev numaranız 216-xxx 61 62, ofisinizin numarası 216-xxx 70 80 ve mobil telefonunuz xxx 201 25 25...
Müşteri: Bütün numaralarımı nereden biliyorsunuz?
Operatör: Sisteme bağlıyız efendim.
Müşteri: Bir bol sucuklu, pastırmalı, kıymalı pizza istiyorum...
Operatör: Bu iyi bir fikir değil efendim!
Müşteri: Nasıl yani?
Operatör: Tıbbi kayıtlarınıza göre tansiyonunuz ve kolesterolünüz oldukça yüksek efendim.
Müşteri: Nasıl? Peki ne almalıyım?
Operatör: Diyet maydanoz-brokolili pizzamızı deneyin. Seveceksiniz.
Müşteri: Seveceğimden nasıl emin olabilirsiniz ki?
Operatör: Geçen hafta bir kitapçıdan ’Maydanozun Faydaları’ ve ’Brokoli Yemekleri’ kitaplarını almıştınız efendim.
Müşteri: Tamam, teslim oluyorum... Ondan bana 3 aile boyu gönderin lütfen. Ne kadar tutuyor?
Operatör: 6 kişilik aileniz için bu yeterli olacaktır efendim. Toplam 61 YTL.
Müşteri: Kredi kartıyla ödeyebilir miyim?
Operatör: Maalesef nakit ödemeniz gerekecek efendim. Kredi kartınız limitini doldurmuş ve geçen yıl Kasım’dan beri bankanıza 3720,55 YTL borçlusunuz. Buna aldığınız plazma TV taksitleri de dahil değil üstelik...
Müşteri: Sanırım adamınız buraya gelmeden önce yakındaki bir ATM’den nakit çekmem gerekecek.
Operatör: Yapamazsınız efendim. Kayıtlarınıza göre bugünkü nakit çekme limitiniz olan 1000 YTL’yi doldurmuş durumdasınız.
Müşteri: Önemli değil, siz pizzaları gönderin. Adamınız gelene kadar parayı ayarlarım. Gelmesi ne kadar sürer?
Operatör: Yaklaşık 45 dakika efendim ama bu kadar beklemek istemiyorsanız 34 ZVT 666 plakalı motosikletinizle gelip daha kısa sürede buradan kendiniz de alabilirsiniz..
Müşteri: Ne!
Operatör: Sistem kayıtlarına göre 34 ZVT 666 plakalı bir scooter motosikletiniz var...
Müşteri: *’!^ *%^**%^I7*
Operatör: Sözlerinize dikkat etseniz iyi olur efendim. Unutmayın ki 15 Temmuz 1997’de polise hakaretten tutuklanmıştınız...
Müşteri: (Sessizlik...)
Operatör: Başka bir isteğiniz var mı efendim?
Müşteri: Yok... Bu arada reklamınızdaki 3 şişe bedava kolayı da gönderiyor musunuz?
Operatör: Normal olarak gönderirdik efendim ama kayıtlarınıza göre diyabetliksiniz, size Zero Cola gönderiyorum.   
* Can Ataklı / Vatan

Büyük Birader 1984’te, propaganda, korku ve medya ile robotlaştırılan insanlığın gözetleme makinasıydı


++++++


Son düellocu da yenildi

“Gelin resmin çekildiği yere beraber gidelim. Her türlü iddiaya varım, orada doğalgaz yok!”

“Buyrun belgesi: Doğalgaz da var, tesisat da var ama millette bunları kullanacak para yok!”


Devir düello devri... AKP’nin ön saflarındaki isimler haklarındaki iddialardan kurtulmak için ‘acele hırsız ev sahibini şaşırtır’ taktiği uygulamaya kalkışıyor. Kendi iktidarı karşısında ‘cılız’ gördüğü iddia sahipleri ‘hodri meydan’a ‘hay hay’ deyince de olanlar oluyor.
Kemal Kılıçdaroğlu 1- Mir Dengir Fırat 0. Sonuç: Fırat AKP Genel Başkanlığı’ndan ayrıldı
Kemal Kılıçdaroğlu1- Melih Gökçek 0. Sonuç: Gökçek’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adaylığı muallakta
Akşam Gazetesi 1 - Tayyip Erdoğan 0. Sonuç: Bekleyip göreceğiz...
Tayyip Erdoğan, partisinin ekrandaki düello başarısızlığını görünce, olayı sahaya taşımaya niyetlenmiş olacak ki, Akşam Gazetesi’nin ‘Bedava Zehir’ haberindeki iddiaları çürütmek için şöyle dedi: “Yazıklar olsun. Doğalgaz alamayan bir bölgede tabii ki kömür yakılacak. Eğer iddialıysan gel seninle o eve ben gideyim, ama ya gazeteni kapatacaksın ya da yalan yazmayacaksın. O gazetenin patronu inanıyorsa, iddialıysa gelsin o resmin çekildiği yere beraber gedelim. Her türlü iddiaya varım. Habercilik yapacaksanız namuslu yapın. Doğruyu yazın.”
Başbakan her türlü iddiaya varım deyince, ’iddia’ işinde tecrübeli grubun gazetecileri kendilerini düello alanı olan Nurtepe’ye attı. Bölgedeki evlerin kapısına kadar gelen ama parasızlık dolayısıyla kullanamayan doğalgaz evde yanan sobalar ve ona eşlik eden elektirikli ısıtıcılar fotoğraflandı. İGDAŞ’ın bölgeye doğalgaz ulaştırdığı ispatlandı.
Akşam’ın Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya yazdı: “Bir gazetede eleştirel bir haber çıktığı zaman, ülkenin Başbakanı, o gazetenin patronuna meydan okuma anlayışını bırakmalıdır. Haberlerin, manşetlerin muhatabı patronlar değil, gazetecilerdir. ”
Bu düellonun sonucu, Başbakan’ın ‘gazetecilik’ mesleğinin varlığını kabul etmesi olmalıdır. Zaman zaman gerek siyaset, gerek iş dünyası tarafından şantaj, tehdit, gövde gösterisi yapma, gözdağı verme, kitle uyuşturma, korkutma, sindirme, yanıltma... gibi bin türlü asli olmayan işlevi yerine getirmek için kullanılsa bile... “Gazetecilik” hala bir mesleğin adıdır. Ve bu mesleğin selameti açısından Başbakan’ın, haberin muhatabını patron sayarak, gazetelerin patron-iktidar diyaloğu arasındaki iletişim hattı olarak kullanılmasına meşruiyet kazandırmaktan vazgeçmesi daha yerinde olmaz mı?


Konuşalım Melih Bey
Melih Gökçek, Uğur Dündar’a telefon ederek, “Mal varlığımı konuşmayalım” demiş. Konuşalım Melih Bey, konuşalım... Bir devlet memuru çocuğu olarak, hep siyaset yaparak ve devlet kadrolarında çalışarak servetinizi nasıl edindiğinizi konuşalım... Konuşalım ki genç kuşaklar bu ülkede nasıl servet sahibi olabileceklerini, nasıl gösterişli arabalara binebileceklerini, trilyonluk mülkleri nasıl edinebileceklerini
öğrensinler..     
* Mustafa Mutlu / Vatan

 


++++++


Eşek olmak varmış
Bir inek, bir beygir, bir eşek çiftlikte birikte yaşarken sıkıldılar, dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve beş yıl sonra buluşmaya karar verdiler...
Beş yıl sonra buluşma yerine önce inek ile beygir geldi.
Ikisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, adeta çökmüşlerdi.
Beygir sordu: Nedir bu halin kız inek?
İnek iç çekerek anlattı:
- Merhametsiz insanlar beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı, alan sütümü sağdı, sonunda kesiyorlardı ellerinden zor kaçtım...
Sonra beygir anlattı:
- Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler. O indi öbürü bindi, o indi öbürü bindi... Canımı zor kurtardım yav inek kardeş...
Ve uzaktan eşek gözüktü.
Eşek; ıslık çala çala, etrafa çifte ata ata geldi. Mutluydu.
Şişmanlamıştı, tüyleri parlıyordu... Üzerinde lacivert takım elbise vardı...
Öyküsünü anlattı:
- Bir memlekete vardım, birisi bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp anırdım. Duyan benim yanıma koştu, duyan koştu...
- Sonra?...
- Sonra beni başkan seçtiler...
- Sonra ne yaptın?
- Bir şey yapmama gerek kalmıyordu, ben bağırdıkça onlar ’Memleket seninle gurur duyuyor’ diye alkışlıyordu. Önüme ziyafet sofraları kurdular. Yedim bağırdım, yedim bağırdım...
- Pekiii... Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?..
Eşek yanıtladı:
- Çoğunluk anlamayacak şekilde eğitilmişti. Bir kısmı anladı ama diğerlerine anlatamadı...
* Melih Aşık / Milliyet

Engin Ardıç’ın neden durduk yerde anırmaya talip olduğunu şimdi anladınız mı?

++++++

Toplum mühendisi
Ülkemizdeki azınlıklara ve etnik gruplara yönelik  ’Yol gösterici’ faaliyetlerinden ötürü ‘majesteleri, karikatüristini’ bu kez ne ile ödüllendirecek acaba?

 

++++++


MİNİ  YORUM
Kültür kodlarımız: Domuz ve haham

Kültür Bakanlığı, Hacivat ve Karagöz’ün Türkler’e ait olduğunu ispat etmek için hazırladığı ve UNESCO heyetine verilecek kataloğa ‘yabancılar değerlendireceği’ için haham ve domuz figürleri de eklemiş...
Sırada ne var? ‘Hat’ sanatına göz dikerlerse, kûfi çizgilerin arasına gamalı haç... Mezarlıklarımıza sahip çıkmak için, servi yerine erguvan... Camilerimizin Sinan’ın eseri olduğunu gösterirken minarenin şon şerefesine çan kulesi... Türk kahvesine patent alırken lokum yerine likörlü çikolata mı koyacaksınız?
* Selcan TAŞÇI

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş