Büyük devletler değişmedikçe

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Kıbrıs meselesini Rum liderliği 1960 Antlaşmalarından kurtulmak için silâha sarılarak, akla gelmedik hunharca cinayetler işleyerek Enosis için başlattı. Dünyaya hak ve adalet, insanlara hürriyet ve demokrasi vadeden büyük devletler, bunu görmezden gelmeyi yeğlediler çünkü çıkarlarını Kıbrıs’ı Yunanistan’a vermekte gördüler. Kıbrıs meselesinin Türkiye açısından Lozan’da kurulan Türk-Yunan dengesi ile ilgisini görmek istemediler; Türkiye’nin 60 mil güneyinde 400 yıllık bir Türk adasının Yunanistan’a verilmesi ile Türkiye’ye yapılacak haksızlığı umursamadılar ve eli kanlı bir idareyi “meşru Kıbrıs hükümeti” addederek Uluslararası Antlaşmalarla meydana gelmiş bir ortaklık devletini Enosis siyasetinden vazgeçmemiş olan Rum liderlere teslim etmekte sakınca görmediler. Kısacası aldıkları kararlarla Kıbrıs meselesini Rumların lehine halletmiş oldular. 45 yıldır Türk tarafının bunu kabul etmesini beklemektedirler. Bu nedenledir ki Barış Harekâtı nedeniyle silâh ambargosu uyguladılar; bu nedenledir ki, Kıbrıs meşru hükümeti olmadığını bildikleri Kıbrıs Rum idaresini AB üyesi yapmaktan çekinmediler ve bu nedenledir ki tek halk, tek devlet, tek egemenlik esasına dayanan ve Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki hak ve yetkilerini sıfırlayacak Talat-Hristofyas görüşmelerini desteklemeye başladılar. Annan Planı zamanında yaptıkları gibi hiç sıkılmadan paraları ve ağırlıkları ile halkımızı kandırmak için “evlatlarını” harekete geçirdiler.  
Sn. Cumhurbaşkanı Talat “Rum tarafı bizi tecrit etme siyasetinden vazgeçer, gerçekten sorunu çözme çabası ortaya koyarsa, sorunu çözme fırsatımız vardır” diyor. Ancak  “sorun nedir?” söylenmiyor. Rum’a göre sorun 1974’de başlayan işgalden kaynaklanmaktadır. İşgale son verilsin; işgal nedeniyle yerlerinden olanlar yerlerine dönsün; işgale kapı açan Garanti Anlaşması lağvedilsin ve askerler gitsin diyen Rum liderliği karşısında biz 1960’da kurulan Ortaklık Devletinde var olan eşit haklarımızı KKTC bünyesinde toparladık. 26 yaşında bir devletimiz vardır diyemediğimize göre Büyük devletler de AB üyesi Kıbrıs’tan Türkiye’nin elini ayağını çekmesini beklemektedirler. Rum tarafı birdenbire Türklere karşı kardeşlik gösterilerine başladı. Birbirini vuranlar Lefke’de buluşuyor, öpüşüyor. Köylüler Güneye gidip eski dostları ile sarmaş dolaş oluyorlar; eskiden beri Rum’a hayran bazı dernek ve sendika ağaları Rum tarafında barış gösterilerinde bulunuyorlar. Büyük devletlerin teşviki ve parasal yardımları ile yürütülen bu propaganda etkinlikleri dünyaya bir mesaj veriyor: Türkiye araya girmese ve adadan çekilse bu Kıbrıslılar kardeş gibi, eskiden olduğu gibi, yaşayabilecekler! Sorun nedir soran yok, soruna teşhis koyma ihtiyacı duyan yok. Biz “ayrı devlet, ayrı egemenlik istemiyoruz” dedik ya. Bu barış için en güzel malzeme. Haydi buyurunuz barışa diyorlar. Üç-dört yıl sonra bu ülkede kan gövdeyi götürürse yine “suç kimde?” diye sormayacaklar, 1963’den sonra sormadıkları gibi. Niye sorsunlar ki, suçun kimde olduğunu bal gibi biliyorlar ama işlerine bunu teşhir edip cezalandırmak gelmiyor. Uslu Türk tarafı varken başlarını niye derde soksunlar?
Rum tarafı, Büyük devletlere göre, bizi tecrit etmiyor ki! Onlara göre uzlaşma, tecridi ortadan kaldıracak. Uzlaşma ile ambargolar da yok olacak. Yeter ki işgal kalksın !
Büyük devletler nezdinde ve Rum-Yunan dostlarına “uslu taraf, barıştan yana taraf” görüntüsünü korumak gayretimizle güzel notlar almaktayız çünkü ayrı devlet, ayrı egemenlik istemeyen uslu yavrularız.Türkiye elini ayağını bir çekse her şey güzel olacak. Ambargolar kimin üzerinden kalkmalı? “Türk toplumu” üzerinden yani Rum’un “isyankâr azınlığım” dediği cemaatcığın üzerinden deniyor; KKTC halkının üzerinden denmiyor; KKTC’nin üzerinden kalkmalıdır da denmiyor çünkü biz ayrı devlet, ayrı egemenlik istemiyoruz ki! Kırmızı çizgilerimiz var mı? Gerek yok diyor görüşmeleri yürüten bir üstadımız. Tecrit kalksa ve Rum lider gerçekten çözümü çözme çabası ortaya koysa çözüm kapının arkasında! Ama hangi sorunu çözeceğimiz belli değil. Rum, işgal kalksın; ben Türkleri çok severim diyor ve propaganda dişlileri çalışmaya başlamış bile! Hâlâ  “nereye gidiyoruz?”  diye sormayacak mıyız? Hâlâ KKTC’ye dört elle sarılmaktan başka çıkar yol olmadığını görmeyecek miyiz?

Yazarın Diğer Yazıları