Büyük Taarruz

A+A-
Altemur KILIÇ

Bugün 28 Ağustos 2011... İki gün önce 26 Ağustos Türklerin düşman istilası ve saldırıları karşısında uyanıp, dirilip çıldırdığı ve ateşle imtihan edilip ’Türk Mucizesi’ni yarattığı menkıbenin başlangıcının 79. yıldönümü. Bu yıl o günleri karmaşa içinde kutlarken, bu zaferin nasıl ve neler pahasına kazanıldığını unutuyoruz. Hatırlamakta, hatırlatmakta fayda var...
Aslında düşmanlar Osmanlı İmparatorluğunun enkazı üzerinde  “Sevr” , “Büyük Kürdistan” ve  “Büyük Ermenistan” hesapları yaparlarken Türklerin uyanacağını hiç düşünmemişlerdi. Ve Anadolu’da başlayan mücadeleyi, “Şu çılgın Türkler, Kemalist çeteler” diye hafife almışlardı. Ama Sakarya Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden sonra Gazi’yi tanımaya başlamışlar ve bu sefer diplomatik girişimleri bir süre daha devam ettirmişlerdir. Ancak TBMM hükümeti -Mustafa Kemal- Misak-ı Milli’den ödün vermek niyetinde değillerdi. Sakarya bozgunundan sonra müdafaa durumuna geçmek zorunda kalan Yunan ordusu, Eskişehir-Afyonkarahisar hattına geri çekilerek gerekli korunma tedbirlerini alırken Gazi Mustafa Kemal ve Türk Genelkurmayı, Yunan toparlanmadan taarruza geçilmesi kararındadırlar.
l 14-15 Eylül 1921 tarihinden geçerli olmak üzere seferberlik ilan edilerek, 1899, 1900,1901 doğumlular silah altına alınmış, ordunun asker eksiği tamamlanmıştır. Türk kuvvetlerinin araç ve malzeme eksikleri de çeşitli kaynaklardan tamamlanmaya çalışılmıştır. Başta İstanbul’daki silah depolarından büyük fedakarlıklarla kaçırılan silahlar, İnebolu üzerinden Anadolu’ya nakledilmiştir.
l 6 Mayıs 1922’de başkomutanlık süresi uzatılan M. Kemal Paşa, artık taarruza geçilmesi düşüncesindedir. M. Kemal bu düşüncesini Haziran ortalarında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Savunma Bakanı Kazım Özalp ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşalara açmış ve 15 Ağustosa kadar hazırlıkların tamamlanması kararlaştırılmıştır.
l 26 Ağustos’ta Türk topçusunun başlattığı taarruzda Türk ordusu, Yunan kuvvetlerinin büyük bölümünü yok etmiş, kaçabilenler de 1 Eylül 1922 günü Atatürk’ün verdiği  “ORDULAR! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ!” emriyle, Türk kuvvetlerinin takibi altına alınmıştır.
l 9 Eylül’de Yunanlar İzmir’den çıkarılmış, 9 Eylül’den 18 Eylül’e kadar da Batı Anadolu’nun Yunan istilasından temizlenmesi işlemi gerçekleşmiştir. Böylece 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, 15-20 gün gibi kısa bir sürede 200.000 kişilik Yunan ordusunun yok edilmesi ile sonuçlanmış, Yunan Başkomutanı Trikopis esir alınmıştır. Türk ordusu İzmir’e girdiğinde Gazi’nin büyüklüğü bir daha ortaya çıkıyor. Mustafa Kemal Paşa, önüne serilen Yunan bayrağını çiğnemeyi ret ediyor ve Yaveri amcam Muzaffer Kılıç’a: “Muzaffer, kaldır o bayrağı. Bu düşman da olsa bayrak, bir milletin onurudur” diyor...
Türk Ordusu’nun “onurunu”  bugün çiğneyen ve çiğnetenlere hatırlatılır... Bu büyük zaferden sonra General Fahrettin Altay’ın komutasınraki süvariler 9 Eylül’de düşmanı denize döker. Yunan geldiği gibi gider. Süvari Yüzbaşı Şeref, İzmir’de hükümet binasının gönderine şanlı bayrağımızı çeker. “Gavur İzmir” artık gene “Türk İzmir’dir.”

 

***

 

Miralay Reşat Bey menkıbesi
Büyük Taarruz başlı başına bir menkıbe. Ama bu savaş içinde unutulmaması gereken bir menkıbe var. Miralay Reşat Çiğiltepe menkıbesi. Reşat (Çiğiltepe) 1879’da İstanbul’da doğdu. Ziya Paşa’nın oğludur. 1896’da Harp Okulu’nu bitirerek Türk Ordusu’nun farklı komuta kademelerinde görev yaptı.
Reşat Bey, Mustafa Kemal Paşa tarafından 11. Kafkas Tümeni (sonradan 21. Tümen) Komutanlığı’na getirilmiştir. Yarbay rütbesi ile I. ve II. İnönü ve Sakarya muharebelerine de iştirak eden ve olağanüstü başarı gösteren Reşat Bey, son olarak 57. Tümen Komutanlığı görevine atanmıştır. Bizzat Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından, Büyük Taarruz’un ikinci gününde, muharebenin ve de ülkenin ulusun kaderini etkileyecek en kritik mevkilerden olan Sincanlı Ovası’ndan Dumlupınar’a kadar tüm yolların önündeki en stratejik engel olan Çiğiltepe’yi düşmandan temizlemesi emredilmiştir. Ne var ki, bu tepenin önemini çok iyi bilen Yunan Başkomutanı Trikopis, en zinde kuvvetlerini, üstün ateş gücüyle bu tepeye yığmış; tahkimatı tamamlamıştır. Bundan sonrası kayıtlara aşağıdaki gibi geçmiştir;
 “... 27 Ağustos 1922 sabahı 57. Tümen bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30’da Mustafa Kemal telefonda komutana;
- Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız? Gecikmeniz genel durumu etkiliyor.
- Komutanım, yarım saat sonra alacağız.
- Başarılar diliyorum.
Mustafa Kemal (10.45):
- Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.
- Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.
Mustafa Kemal (11.00):
- Reşat Bey’i istiyorum.
- Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım.
- Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.
Mustafa Kemal’in gözlerinden yaşlar boşanır:
- Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir.
11.45 Başkomutanın telefonu
çalar:
- Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası’na doğru kaçmaktadır, arz ederim.
İlgili resmi kayıt burada biter.
Sonrasını Başkomutan Mustafa Kemal Paşa şöyle ifade eder:
” Türk Askeri; Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun. Başkomutan
Mustafa Kemal.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları