Büyük Yalan yöntemi...

A+A-
Altemur KILIÇ

Büyük Yalan; Hitler’in Propaganda Nazırı Joseph Goebels’in, geliştirdiği, Alman halkını ve dünyayı kandırmak, uyutmak için, kullandığı yöntem... Özetle, “Öylesine büyük bir yalan uydur, söyle ki insanlar, ‘artık bu kadarı da yalan olamaz’ diye yalanlara inansınlar”.
Galiba Türk milleti de “Ergenekon-Balyoz” vb.. iddiaları, davalarıyla, hem de sözde “belgeli”, “Büyük Yalan” yöntemiyle  kandırılmakta...
Tevfik Fikret, “Aldanmak, ezeli bir şifadır” der. Ancak, böylesine, “aldatılmak-aldanmak” şifa -ilaç- olmaktan çoktan çıktı; Türkiye’nin havasını, kurumlarını, insanlarını, Türk Ordusunu zehirliyor. “Şuyuu, vukuundan beter” derler ya, atılan yalan çamurlarının izleri kalıyor ve bunlar ülkenin “kimyasını” bozmakta! “Bu da geçer yahu” diyemeyiz, çünkü delip de geçiyor. Yaraların tedavisi imkânsız, sonunda, ölümcül olacak! 
Ve kimse, hiç bir Cumhuriyet savcısı,  “fahri savcı” Başbakan Erdoğan, Bakanlar, hatta Cumhurbaşkanı, bu asıl tehlikenin farkında değiller. Veya farkında olsalar da, belki de başka hesapları olduğu için, aldırış etmiyorlar.
“Büyük Yalan”ın asıl kaynağı, fesat ve tezvirat kuyuları, bu kuyuları kazanlar, asıl  “çeteler” araştırılmıyor. Hedef şaşırtıldı, bir kere. Ülkemizin ruhunu, ufkunu karartan, bu kâbusun daha ne kadar süreceğini, ne iktidar, ne savcılar, ne de yargıçlar biliyor. O zamana kadar, kâbus milleti boğacak, ölenler ölecek, kalanlar suçsuz oldukları belli olsa da, hayatlarını nasıl geriye alacaklar. Bu durum, Türk ve dünya tarihine,  sadece bir “Büyük Yalan” klasiği olarak değil, yeni bir “Engizisyon” olarak geçecek. Bu davalar, iddialar, ülkeye mevhum “Ergenekon çetesinin” verebileceği zararlardan fazla zarar verdi, veriyor ve daha da verecek! 
“Geç kalan adalet adalet değildir” derler, “adalet” bir yana, “kalanlar” nasıl kalacaklar? Mesele artık Silivri’de, Hasdal’da, ölmeden önce mezara sokulan insanların trajedisi olmaktan çıktı; milletin varoluşu sorunu! “Büyük Yalan” aslında  Türkiye Cumhuriyetinden, Atatürk’ten ve TSK’dan rövanş!

Görev kimin?
Türkiye’yi, bu karabasandan kurtarmak, akıl sağlığına kavuşturmak, öncelikle ve sonunda, Cumhurbaşkanına, Başbakana düşer. Onlar şu sırada rahat uyuyabiliyorlar mı? Erdoğan çok rahat. Son konuşmasında, gene “Ergenekon çetelerine son verdik” diye övündü. Acaba, mesele Haberal’a yapılan inanılmaz işkence, onların vicdanlarını hiç rahatsız etmiyor mu?  TÜSİAD toplantısında atıp tutarken, tuzları kurulardan biri, “çanaka” olmayan bir gazeteci bunu sorsa, ne diyeceğini biliyorum; “yargıya saygımız var, sonucu beklemeliyiz”. Ama hangi yargıya ve daha ne zamana kadar? Ölenler bizim, kalanlar onların! “Büyük Yalanla” başlamıştım, mesela, emekli Albay Arif Doğan’ın, akıl almaz, dehşetengiz iddiaları... Dürüst bir Türk subayı olarak bildiğimiz albay, öyle iddialar ortaya atıyor ki, iyi tarafından bakarsanız, acaba Arif Doğan, bunları suçları, cinayetleri,  kendi üzerine alarak diğer sanıkları korumak için, yiğitlik mi yapıyor; veya “yalanların büyüklüğü” ile “inanılamayacaklara” örnek olarak mı gösteriyor? Yoksa bu da “Büyük Yalan” komplosunun parçası mı? Arif Doğan’ın kitabının TİMAŞ Yayınevi tarafından yayınlanmasına bir “mim” koyun.
Fakat şimdi, bu “Büyük Yalan” komplosuna, asıl “darbeyi” vurmak görevi, diğer güçler kaytarınca, TSK’nın. Bu “vesayet” değil  TC’yi korumak ve de “nefsi müdafaa”. Hele, son “Büyük Yalandan” sonra...
“Balyoz Davası” konusunda, babaları Çetin Doğan’ı cesaretle savunan Pınar (Doğan) Rodrik’lerin kitabında, “TSK da, değişmeli” dendikten sonra, Genelkurmay Başkanı’na “Bu saçma, yersiz ve gerçekdışı suçlamalar bu kadar rağbet görüyor, bunların karşısında, TSK’yı savunmakta bu denli zorlanıyorsan, bunda kurumun geçmişte demokrasi ve hukuk sınırlarını zorlayan ve aşan eylemlerde bulunmuş olmasının bir rolü yok mudur?” diye soruluyor.
Ben de “elbette vardır” diyorum ama oradan sonra ayrılıyorum. Eğer geçmişteki hatalara -benim de şahsen acısını çektiğim- yanlışlara- takılıp kalır ve bunları bugünkü cinayetlere mazeret sayarsanız “Büyük Yalancılara” hizmet edersiniz. “Dün dündür bugün de bugündür” !
Pınar ve Dani, özetle derler ki “TSK inandırıcı olmak için ‘kabuk’ değiştirmelidir”. Bense, derim ki bugünkü Genelkurmay Başkanının görevi bir an evvel bütün bu yalanları, delil ve belgeleriyle yalanlamak,  “Büyük Yalancıların” yüzlerine çarpmaktır. Türk Ordusunun kabuğu da ruhu da asla değişmemeli. Kendisini, ülkeyi, bu güçle korumalıdır. Ancak bu sayede, Genelkurmay Başkanlığı,  “mâlum” Hasan’ın istediği gibi,  “müze”  olmaktan kurtarılır!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları