Büyüklüğün bedeli-korkunun bedeli

A+A-
Altemur KILIÇ

Garip-paradoksal olacak ama Rus-Gürcü savaşı vesilesiyle, ne kadar büyük bir millet olduğumuz ve ülkemizin ne kadar önemli ve de muhataralı bir coğrafyada bulunduğu anlaşıldı. Önce etnik bakımdan: Köklerimiz, bu coğrafyada Orta Asya’da ve Kafkaslar’da, Abaza’ya-Dağıstan’da Çerkez bölgelerine, Gürcistan’da, Gürcülerin Müslüman hısımları Acaristan’daki Acaralara ve Osetya’ya kadar uzanıyor. Ve bütün bu etnik gruplardan insanlar Türkiye’ye hicret veya iltica etmişler... Trakya, Ege adaları ve de Avrupa’daki köklerimiz de ayrı! Hepsi, kişilik ve kimliklerini muhafaza etmişler “Türklükte” bütünleşmiş olmuşlar!
Bir Türk olarak, bu karışım, bu “uyum”, çoğumuz gibi, benim de yapımda... Pazar yazımda yazdığım gibi, Rodos’tan Evlad-ı Fatihan, Kafkaslardan-Abaza’dan da Abaza/Çerkes, Özbekistan’dan Özbek var! Kürt de olsaydı şaşırmaz, yadırgamazdım! 
Ülkemizdeki bu “etnik karışımı”, Mustafa Kemal, “Ne mutlu Türk’üm diyene” tılsım formülüyle, zaaf ve kargaşa olmaktan çıkardı: Ben de, çoğumuz gibi, “köklerimize kadar” Türk’üm!
Bu sebeplerle de, büyük bir millet olduğumuz muhakkak! Bu gücümüzü, yabancılar, hep bildiler, biliyorlar, fakat maalesef,  bazılarımız ve bugünkü AKP iktidarı, pek bilmiyor... Bilse de, dış siyasetinde kullanamıyor. Kendi gücümüzden korkuyor. AB’nin, ABD’nin, dümen suyunda gitmeyi tercih edip Kamran İnan’ın dediği gibi, adeta “kendi ayak seslerimizden korkar” olduk!
 Büyük milletiz, sağlam gelenekleri olan bir devletiz, ama “devlet adamları” tarafından yönetilmiyoruz. Hele şu sırada, Kafkasya krizinde, bu belli oldu.
Bugüne kadar AKP dış siyaseti hep AB’ye, ABD’ye odaklandı... “Kırmızı çizgilerimizden” vazgeçtim, bir o yana, bir bu yana yalpalamaktayız. Orta Asya’daki Türk varlığıyla, sade getirim-petrol bakımından, şöyle kenarından, bir ilgi! Irak’ta, Türkmen kardeşlerimiz, kaderlerine terk edilmiş... Ve Güneydoğu-Kürt sorununda, hatta Barzani’den medet umulmakta! Ermenilerle de “flört” edilmekte.
Kafkasya’daki durum gerçekten, milli çıkarlarımız akrabalık- hısımlıklar bakımından çelişkili! Rusya, bir bakıma, ABD uydusu olmaktan kurtulmamız için, başka bir kutup seçeneği! Ama can dostumuz olduğu söylenemez. Kafkasya ve Orta Asya’daki, bugünkü durum da, Sovyet Rusya’nın ve bugünkü Moskova’nın, “böl-yönet” politikalarının eseri! Rusya’nın gözü ve parmağı hâlâ “arka bahçesinde”... Gürcistan, doğal müttefik! Mollaların İran’ı PKK’ya karşı işbirliği yapmamız gereken bir ülke. Fakat “stratejik”, sözde müttefikimiz ABD’nin, muhtemel bir saldırısı durumunda ne yapmalıyız? Kafkaslar Orta Asya’nın kapısı! Ve bu alandaki “büyük oyunlara” karşı “büyük oynamak” gerekiyor... Diplomasi maharet gerektiriyor, “devlet adamlığı” istiyor. Gürcistan konusunda, milli çıkarlarımız ve “büyük devlet” olmamızdan dolayı, ilk inisiyatifi Türkiye’nin alması gerekirdi... Ama Erdoğan, Putin’den adeta zorla randevu alabildi ve Moskova’ya, Tiflis’e Sarkozy’nin peşi sıra gitti. İnşallah gayretleri semere verir!
Dış ilişkilerimizde başka açmazlar ve ikilemler var! Bir çelişki de Çin konusunda. Çin de, yönelebileceğimiz bir başka “kutup”. Pekin’de Olimpiyat açılışı göz kamaştırdı -alkışlıyoruz- ama unutmayalım ki Pekin-Beijing hükümeti, Doğu Türkistan’da bağımsızlık mücadelesi veren Uygur kardeşlerimizi eziyor... Uygurların dil ve köken bakımında, bize ne kadar yakın olduklarını kim biliyor!
Birkaç yıl önce, zamanın Dışişleri Bakanlığı, İstanbul’da, Sultanahmet’teki Doğu Türkistanlı Uygur kardeşlerimizin, mavi zemin üzerine ay-yıldızlı bayrağının indirilmesini istemişti, Çinlileri “gücendirmemek” için! Türkmenlerin de bayrağı olan bu bayrak benim duvarımda da asılı!
Velhasıl büyük millet ve büyük devlet olmak, “devlet adamlığı” gerektiriyor; ama Mustafa Kemal, İsmet Paşa, Tevfık Rüştü Aras şimdi neredeler?
Tarih öğretmeni, emekli yarbay Tugan Saraçoğlu tarih ve Türklük bilgisi hususunda, derya gibi dolu bir kişi. Bugünkü durumlarda dertlerini “ummana” döküyor. Üsteğmenken Atatürk’ün Dışişleri Bakanı rahmetli Dr. Tevfik Rüştü Aras ona şöyle demiş: “Ben dışişlerini yürürken, her konuda önce Mustafa Kemal’e başvururdum, İsmet Paşa’dan, talimat alır ve en sonunda da, Mareşal Fevzi Çakmak’a danışırdım.” Tugan sormuş,  “Mustafa Kemal’i, İsmet Paşa’yı anladım da, Mareşal’in dış politikayla ne ilgisi vardı?”  diye! Aras cevap vermiş: “Mülazim efendi; dış politikada güç arkanızdaki, namlu ve süngülerin sayısıdır. Ben de “sorti” (çıkış) ve “demarşlarımı” bu güce güvenerek yapardım. Arkanızda namlular, süngüler olmadan dış politika yapılmaz.” 
Şimdi, Mustafa Kemal yok... İsmet Paşa yok... Yerlerinde Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Babacan var. Ama şükürler olsun ki, hâlâ TSK’nın “namluları-süngüleri” var. Kıymetini ve kendi gücümüzü bilelim! 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları