Çağdaş Molla Kasımlar...

Ahmet SEVGİ
Bir gece uyurken Nasreddin Hoca’nın sakalının üzerinden bir fare geçer. Hoca uyanır ve eşine “Hanım der, kalk, sakalımın üzerinden bir fare geçti, onu yakalayalım.” Hanımı “Hoca Efendi, gece karanlığında fareyi nasıl yakalayacağız? Hem sonra ne olmuş sakalının üzerinden fare geçtiyse?” cevabını verince Hoca “Öyle deme Hanım, alışır, her gün geçmeye kalkar” karşılığını verir... O hesap, Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirinden “Sana benim gözümle bakmayanın//Mezarını kazacağım//Seni selamlamadan uçan kuşun//Yuvasını bozacağım” mısralarını, öğrenciler tarafından yanlış anlaşılabileceğini öne sürerek tırpanlayan zihniyet, ses çıkaran olmadığı için alıştı, şimdi de Yunus Emre’nin 10. sınıflarda okutulan Edebiyat kitabındaki şiirinden “Cennet cennet dedikleri //Birkaç köşkle birkaç huri//İsteyene ver onları//Bana seni gerek seni” dörtlüğünü çıkarmış. Şaşırmadım. Nasreddin Hoca’nın hanımı misali bizler “Ne olmuş bir-iki mısra çıkarılmışsa, öküzün altında buzağı aramayalım” dedikçe daha çok şeyler tırpanlanacaktır, haberiniz olsun!..Cemiyette her zaman iki tip insan var ola gelmiştir. Eskiden bunlara “rind” ve “zahid” denilirdi. Zahit tipi şekilperesttir, görünüşe çok fazla değer verir. Pragmatik düşünür, dünyada attığı her adım, yarın cennette birtakım nimetler kazanmaya matuftur. Rintler ise daha hoşgörülü, şekilden ziyade öze değer veren, cennet nimetleri için değil, Allah rızası için ibadet eden hasbî kişilerdir.Necip Fazıl’ın “ham yobaz, ve kaba softa” diye nitelendirdiği zahit tipi İlâhî hikmetlerin künhüne asla nüfuz edemez. İbadetlere -belki de farkında olmadan- bir alış-veriş gözüyle bakar. Namaz, oruç, zekât... Bütün bunları huri, gılman, bağ-bahçe vb. cennet nimetlerine kavuşabilmek amacıyla yapar. Yunus Emre’nin söz konusu mısraları işte bu noktada önem arz eder. Yunus’a göre ibadet ve tâat cennet nimetlerine kavuşmak için değil, sadece Allah için olmalı... Zâhirperestler bu inceliği kavrayamadıklarından öteden beri Yunus gibi Mevlanâ gibi gönül erlerine hep mesafeli durmuşlar ve birçok beyitlerini çizmişlerdir.Rivayete göre Yunus’un üç bin şiirden oluşan hacimli bir “Divan”ı vardır. Molla Kasım adlı bir şekilperest bu şiirleri okumaya başlar. İlk bin şiiri okur, sakıncalı görür ve yakar. Müteakip bin şiiri okur, onları da mahzurlu bularak suya atar. 3000. şiiri okurken şu beyitle karşılaşır: “Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme//Seni sîgaya çeken bir Molla Kâsım gelir.” Molla Kasım, Yunus’un kerametini görür ve pişman olur ama iş işten geçmiştir... Yazık ki bizim çağdaş Molla Kasımlar ortada bu kadar neşriyat varken hakikati göremiyor ve Yunus’un bazı düşüncelerini gençlerden uzak tutmaya çalışıyor. Aslında Rabia Hatun’la ilgili anlatılan şu menkıbe meseleyi özetlemesi bakımından dikkate şayandır: Rabia Hatun bir gün sağ elinde su kovası, sol elinde çapa olduğu halde hızla evinden çıkar. “Rabia bacı, hayırdır, ne bu telaş?” diyenlere verdiği cevap şudur: Kovadaki suyu cehenneme döküp söndüreceğim. Çapayla da cenneti talan edeceğim. Ta ki, kimin ne için ibadet ettiği ortaya çıksın...Rintlerle zahitler arasındaki farkı bundan daha güzel ifade edecek başka bir menkıbe daha var mıdır?..Kısacası; Mevlânâ, Yunus gibi büyük sofîlere göre kulluk hasbeten lillâh (maddî mânevî hiçbir menfaat gözetmeksizin, yalnız Allah rızası için) yapılmalıdır. Yunus Emre’nin, bu anlayışı çok güzel dile getiren söz konusu dörtlüğünün ders kitabından çıkarılmasını ham yobaz ve kaba softalığın yeni bir tezahürü olarak görüyoruz. Muhtemelen devamı gelecektir.
  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş