Çağdaş uygarlık 'saçmalığı'!

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Uygarlık, akıl yolunda doludizgin koşanların ortak ürünüdür. Her kültür etkisi oranında bu ‘ortak ürünün’oluşmasına katkıda bulunur. Uygarlığın tanımı kolay değil. Ucundan kıyısından söz edersek; şöyle diyebiliriz: İnsanlığın yaşamını kolaylaştıran buluşların varlığı, barışı besleyen değerlerin çokluğu, toplum içindeki insanın, ‘insanca’yaşam biçimi, insanlığın maddi ve manevi gelişmişliği; güzellik anlayışı gibi pek çok ölçüt uygarlığı belirleyebilir. Uygarlık için ‘ortak ürün’demiştik. Doğrudur; her millet kendi kültüründen bir şeyler katar. Katılan ‘şey’artık o milletin değil, insanlığın ortak malı olur. Nitekim; Türklerin milât öncesi binli yıllarda ‘at’ı ehlileştirip, ‘binek’olarak kullanmasıyla ‘hız’kavramını insanlığa sunmasını; ceket ve pantolonun ilk kez Türklerce giyilmesi gerçeğini dünyada -konu uzmanları dışında- kim biliyor?
Elbette, her çağın kendine özgü bir ‘uygarlığı’var. Bir zaman diliminde yaratılan uygarlık, o zaman diliminde yaşayanlar için “çağdaş uygarlık” tır. Geçmiş bir çağın uygarlık anlayışını günümüzde yaşatamazsınız. Şimdi siz, “Benim atam, dedem öyle yaşayıp; öyle düşünüyordu. Ben de öyle yaşayıp; öyle düşüneceğim”  diyemezsiniz. Dediğiniz zaman bunun adı sadece aptallık olur. Neden aptallık olur? İşte yanıtı: “Ben atalarım gibi nasıl olabilirim? Onların başı üstünden kuş ve bulut geçiyordu; benim başım üstünden tayyare ve radyo dalgaları geçiyor!” (Bkz: Cenap Şahabettin, Tiryaki Sözleri)
Uygarlığa katkıda bulunmak ‘akıl’denilen cevherin işlenmesiyle olanaklıdır. Çağdaş uygarlığı algılayabilmek de bir akıl sorunudur. Uygarlığa karşı efelenmek, güneşe meydan okumak gibidir; sizi yakar, yok eder! (Bir iliştiri: Seçkin şairlerimizden rahmetli kardeşim Dilâver Cebeci aynı zamanda ilâhiyatçı idi. Evine kapalı (klozet) tuvalet yaptırıyordu. Kendisine  “Dinen uygun mudur?”  diye sorunca, “Peygamberimiz bu çağda yaşasaydı bu tuvaleti kullanırdı” dedi.)
Bir toplumda, atalarının başı üstünden ‘kuş ve bulut’geçtiği dönemin davranış biçimlerini; akıl terazisine vurmadan, uzay çağında -sözgelimi din adına- savunanların yönetici olması, millî yıkımlar doğurur. Osmanlı tarihi bu kör zihniyetin örnekleriyle doludur. Osmanlı’yı yıkan bu kör zihniyettir. Osmanlı’nın Arka Bahçesi’ni yazmak için araştırma yaparken, beni dehşete düşüren bir olayla karşılaştım. Olay şu: Şimdi biz, 1915 Çanakkale destanına bakarak,  “Çanakkale geçilmez”  diyoruz. Doğrudur; çağı izleme, çağdaş zihniyete sahip olma yeteneğimizi geliştirdikçe, gerçekten Çanakkale geçilmez; geçilemez! Ne var ki; Çanakkale, 3. Selim zamanında geçildi! Bir büyük psikolojik yıkım idi o olay... Aydınlık zihniyete sahip şehit padişah 3. Selim Han Hazretleri,  Hükümet’e (Bâb-ı Ali’ye) adeta yalvarırcasına “çağdaş toplar alınız, Çanakkale başka türlü savunulamaz” diye yazılar gönderdikçe, hükümete egemen olan geri, çağdışı zihniyet, “paramıza yazık”  diyerek bu duygulu padişahın uyarılarını dikkate almadı. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bozcaada açıklarında bekleyen İngiliz gemileri Kurban Bayramı sabahı Çanakkale Boğazını geçip, İstanbul’u tehdit etti. Boğazı savunamazdık; çünkü etkili toplar yoktu. Top olsa bile,  Boğaz’ı savunmakla görevli askerler yerlerinde değildi;  Kurban Bayramı namazındaydı! (Bkz: Dr. Tahsin Ünal, Türk Siyasi Tarihi).
Çağdaş uygarlık bir saçmalık
öyle mi?
Hadi oradan!
Haftaya buluşmak dileğiyle.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş