Cahillerin mürekkep yalamışı

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Türk medyasında at koşturan bir grup cahil, iktidarı yönlendiren bozguncu akademisyenlerin fikirlerini piyasaya sürerken pazarlama elemanı gibi davranıyor


Bugün seçim olsa, AKP muhalefete düşebilir.
Sebebi de, Başbakan Erdoğan’ı yönlendiren isimlerin; bozguncu akademisyenler tarafından güdülmeleridir.
Alın Baskın Oran’ı... AKP tepesini yönlendiren isim budur, diyebiliriz.
Geçen hafta Radikal Gazetesi’nde bu kişi, ders veren bir uzman gibi pazarlandı.
Elbette ki gazeteyi yöneten cahil İsmet Berkan’ın tam işine geliyordu Bay Baskın’ın söyledikleri...
O İsmet ki, ‘Türk yoktu, imal ettiler!’ diyecek ölçüde milletinden habersiz, milletine düşman... Avrupalı Türk düşmanlarının önyargılarını tekrar etmekten başka meziyeti yok. Çin, Bizans, İran, Arap, Rus kaynaklarına giren Türk adından habersiz birisinin Türk yoktur, onu uydurdular demesi aslında garip de sayılmaz.
Türkiye işte böyle cahillerin at koşturduğu boş bir alan. Baskın Oran da bunların mürekkep yalamış tipi.


Azınlıklar raporu
Hatırlayın, Başbakanlık adına 2004 yılında bir rapor hazırlanmıştı. Baskın Oran’ın şekillendirdiği Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar başlıklı bu raporda, ’Türk demeyelim, Türkiyeli diyelim!’ biçiminde bir öneri yer alıyordu. Ayrıca, Türkiye’de ‘Uluslararası koruma altında azınlıklar yaratmak’ fikri bile yer alıyordu. Milletin bölünmez bütünlüğü fikrinin yanlışlığı da iddia ediliyordu. Azınlıkların var olduğu ileri sürülerek Türkiye’de yeni azınlık yaratmak için hükümet harekete geçirilmek isteniyordu. Türkiyelilik fikri de buradan çıkmıştı.
Başbakan Erdoğan; bu raporu kabul etmemiş gözükse de buradaki görüşleri sahiplenerek etkilendiğini gösterdi.
Aynı kişi, şimdi kenardan köşeden eski fikirlerini piyasaya sürüyor. İsmet Berkan gibi liberaller ise, bunların pazarlama elemanlığını yapıyor. Güya hükümetin hoşuna gidecekler... Alın CNN Türk’ün son halini... Hasan Cemal, Cengiz Çandar gibi malum isimleri yeniden öne çıkarttılar. Bunların işe yaramayan fikirlerinin hükümetle uyuşum içinde olmasına bakıp yönetime göz kırpıyorlar.
Lakin; karar verilmiştir; ceza kesilmiştir.


Baskın’la dalga geçtiler
Baskın Oran, hükümetin Kürt açılımını desteklemek için Avrupa’dan örnekler verdi ve Fransa’yı öne çıkardı. Lakin; Bay Oran’ın Fransa ile ilgili olarak yazdıkları; Fransa’yı tanıyanları güldürdü. Çünkü; profesör unvanlı Bay Baskın; bilgileri çarpıtıyor; bu yolla da kendi iddialarını doğru göstermeye uğraşıyordu.
’Fransa’da yargı, noter çokdilli!’ diyen Bay Oran’a internetten gelen cevap şu: ’Çok ayıp çook! Bilmediğin konuda yazma... Fransa’da yargı dili Fransızca’dır; bu dili bilmeyenlere yeminli tercüman getirilir. Noterde de esas metin Fransızcadır. Yeminli tercüman cevirir, noter tastik eder olur Türkçe metin. Bir notere, bir mahkemeye gidip Fransızca olmayan bir belge veremezsiniz, başka dille konuşamazsınız. Çünkü, cevap nettir: Ne diyor bu şahıs, denir.’
Kürtçe’yi resmi dil haline getirtebilmek için açıkça yalan yazan Baskın Oran’a bir cevap de Slovakya’dan geldi. Slovak hükümeti; kamusal alanda Slovakça dışında bir dil kullananlara ceza getirdi. Bu durum, AB üyesi bir ülkede oluyor.


Avrupa devletleri millidir
Çok bilmiş Baskın Oran üniter devlet ile milli devletin ayrı şeyler olduğunu söylüyor.
Avrupa ülkeleri hem üniterdir (tek parçadır) hem de milli devlettirler.
Biraz Avrupa tarihi okumasını isterim Baskın Oran’ın... Oralardaki etnik yapılar eritilerek bunlardan milletler yaratılmıştır. Örneğin Fransa’da 14. yüzyılda Paris merkezli Fransız Krallığı içinde şu etnik yapılar yer alıyordu: Kelt-Bretonlar, Basklar, Provanslar, Burgundlar.
Bu etnik yapılar günümüzde eritilerek Fransız kimliğinin birer alt parçası haline gelmişlerdir. Bunlardan hiçbirisi, Fransa’nın içinde ayrı bir devlet kurmak için terör örgütü oluşturmamıştır.
Dedim ya işte Baskın Oran gibi AB güdümlüsü kişiler yüzünden Başbakan Erdoğan Kürtçülük kuyusuna itildi. Bakalım buradan nasıl çıkacak?
* Rıza Zelyut / Güneş


++++++

Gölbaşı hatırası
Önder Aytaç’ın, “Teröristlerin onurlarını koruyarak, çocuklara ‘Ne Mutlu Türküm’ dedirtip aşağılamadan açılalım “arzusunu okuyanlar “Nasıl olur da böyle biri Polis Akademisi’nde eğitim verebilir” meselesine takılmışlar. İçişleri Bakanı’nın sözde Kürt sorunu çalıştayını Polis Akademisi’nde yaptığı, Başbakan’ın Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığında düzenlenen iftar yemeğinde polise muhalefeti şikayet ettiği, yemeğe katılanların da devletin değil de iktidarın memuruymuş gibi, AKP’nin siyasi açılımlarını çılgınca alkışladığı bir ülkede polisi ben eğitecek değilim herhalde.
Aytaç alt tarafı Gölbaşı hatırası olarak kesip saklanacak bir “mesaj alındı” notu göndermiş
iktidarlılara...


++++++

Hayret! Bu defa anlamışlar...
Milliyet muhabiri İpek Yezdani’nin dün Erivan sokaklarından aktardığı “gözünü Türk topraklarına dikmiş, soykırım iftirasında direten insan manzaraları”nı gazete “Ermenistan halkı barışa hazır” manşetiyle duyurmuş biz de haberin içeriği ile başlık arasındaki tezatın gazetecilik skandalı olduğunu ifade etmiştik. Ya editör arkadaş okuduğu o haberi ancak kavrayabildi ya da Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin dün iki kanal az gezip gazetesinin başında durdu ki Milliyet yazı dizisinin ikinci gününde Ermenistan’dan aktardığı havaya uygun bir başlıkla çıkabilmeyi başardı. Ne diyelim geç olsun güç olmasın... Ya da Allah beterinden korusun, ya dizi bitene kadar ne yaptıklarının farkına varamasalardı!..


++++++

Akademide tasfiyeye ödül var
Tasfiye dayatması yalnız basına değil... AKP’ye karşı düşüncelerini özgürce söyleyen herkes, her kurum nasibini alıyor. Televizyon ekranları silme AKP meddahlarıyla doluyken birkaç muhalif konuşmacıya da elbet yer veriliyor. Maltepe Üniversitesi’nden kimi öğretim üyeleri bu muhalifler arasında yer alıyordu. Okul YÖK tarafından yakın takibe alındı. Öğrenci kontenjanları düşürüldü. Üniversite yönetimi baktı işler iyi gitmiyor. Teslim olma kararı aldı! Geçen haziranda mezuniyet törenine Recep Tayyip Erdoğan davet edildi. Kendisine fahri doktorluk verildi. Bu karara itiraz eden İktisat Dekanı Prof. Ömer Lalik görevden alındı.
Hukuk fakültesinin AKP siyasetlerini eleştiren öğretim üyeleri Prof. Dr. Ülkü Azrak ve Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal’ın görevlerine son verildi. Üniversitede yaşanan bu olayları protesto etmek için anayasa hukuku öğretim üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam görevinden istifa etti.
Üniversite, AKP muhaliflerini tasfiye etmenin ödülünü 75 olan hukuk fakültesi kontenjanının bu yıl YÖK tarafından 140’a çıkarılmasıyla aldı. İlave 65 öğrencinin yıllık eğitim ücreti olarak ödeyeceği 15’er bin lira YÖK’ün Maltepe Üniversitesi’ne verdiği AKP muhaliflerini susturma ödülü oldu. Bugünü anlamak için dünü iyi öğrenmemiz gerekiyor. Özellikle 1930’lar Hitler Almanya’sını... 
* Melih Aşık / Milliyet


++++++


Polisin görevi apolitikleştirmek mi?
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Üniversitesi’nin kapısında bir stant açmış.
Nedeni de bildiride yazılı:
“Çünkü tüm bunlar geleceğinizi esir alıp sizi şiddet ve çatışma ortamı içine sürükleyebilir. İyi bir gelecek ve mutlu bir toplum için geleceğinize sahip çıkın. Sizi kullanmak isteyenlere, ‘Hayır’ diyebilmeyi bilin.”
Polis öğrencilere, “Sen öyle siyasi konulara girme, ot gibi yaşa, gerisine karışma” diyor! İşin ilginci; bunu yaparken bile yandaki stantlarda yürütülen “hayırlı faaliyetler”i umursamıyor...
Yoksul ve çaresiz öğrencileri, “bedava yurt vaadi” yle ağlarına düşüren tarikatlara, “Siz ne yapıyorsunuz bakalım” demiyor...
* Mustafa Mutlu / Vatan


++++++

Amiral gemisi değil torpido botu
Akşam’dan Dilek Gedik’in sorularını cevaplayan Emin Çölaşan, Bekir Coşkun’un gazeteden, RTÜK’ün de bağlı olduğu Bülent Arınç hakkında yazmaması istendiği ve Ertuğrul Özkök tarafından yazıları makasladığı için ayrıldığını söyledi.
Doğan ve Özkök’ün iktidarı kızdıracak haber ve yorumlara yer vermediğini ileri süren Çölaşan “Hürriyet gerçekten geçmişte yazılı basının amiral gemisiydi. Şu anda basının torpido botu bile değil. Ama insanlarda bir Hürriyet alışkanlığı var. Mal alıp satacaklar, kimlerin öldüğünü merak edenler ve birtakım yazarları okuyanlar alışkanlıkla Hürriyet almayı doğal olarak sürdürebilirler. Ama sonuçta böylesine bir korkaklıkla, iktidarın karşısında eziklikle Hürriyet gazetesi artık bütün saygınlığını yitirmiştir. Sadece Hürriyet değil Doğan Grubu bütün saygınlığını yitirmiştir. Bu kadar korkuyu Allah hiç kimseye vermesin” dedi.


++++++

Kadir Topbaş’a zor sorular
Tuzla’dan Çağdaş Tuzla Gazetesi sahibi Halil Özen, Kadir Topbaş’ın kuzenlerine ait Tuzla Tepeören’de dere yatağında, yeşil alanda bulunan arazinin kaçak ve imarsız olduğunu açıkladı. Kadir Topbaş “iddiaların asılsız olduğunu” söyledi. Halil Özen de “Maviyıldızlar akrabanız değil mi? Bu çiftlik Saray Muhallebicileri’ne malzeme sağlamıyor mu? Dere yatağındaki bu yer, yeşil alandan başka aynı zamanda mutlak koruma alanında değil mi? Buradaki binalar, Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız (tutuklu) döneminde yapılmadı mı? Yıldız döneminde bu bölgede arsa ve villa sahibi olan siyasetçi ve işadamlarını açıklayabilir misiniz? İSKİ, neden hiçbir işlem yap(a)madı? Kaçak olan bu yeri yıkacak mısınız? Yoksa toplumun ‘balık hafızası’na mı güveniyorsunuz?” diye sordu...    
* Yalçın Bayer / Hürriyet

 

++++++

Sütten ağzı yanan... 
Bir yandan Doğan’ın kulağına kar suyu kaçırılıyor, bir yandan da, böyle baskılar varsa, meşruiyet kazandırılıyor; iktidarın hoşuna gitmeyen yazarların tasfiye edilmesi, ahval-i adiyeden bir olaymış gibi sunuluyor.  Acaba, “Onlar gitse biz yerlerine geçebiliriz” hevesine kapılan meslektaşlarımız mı bu havayı yaratıyor? Yarın, başka iktidar gelir, bu defa, farklı bir kesime yönelik zulüm başlar. Gazetecilerin bağımsızlığını savunalım; siyasetin baskılarına birlikte göğüs gerelim.               
*  Nazlı Ilıcak / Sabah


++++++

Yalakalar ve odunlar
Develer tellal, pireler berber iken... Gazetecileri susturup, gerçeklerin üstünü örtmek, duyulmasını engellemek belki mümkündü. İlkokula giden çocukların internette Japonya’yla konuştuğu, saklamaya çalıştığın görüntülerin şak diye cep telefonlarımıza geldiği, gazeteler yazmasa bile, elektrik su doğalgaz kira okul sağlık market benzin faturalarının her şeyi tüm çıplaklığıyla yazdığı bir dönemde... Mümkün değil. Bakıyorum geriye... İktidar yalakası gazeteciler o zaman da vardı ama, “odun”lar sadece sigaradan çıkıyordu en azından. 
* Yılmaz Özdil / Hürriyet


++++++

Kılıç AKP’li gibi konuştu
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, Hürriyet’ten Eyüp Can’a dert yanmış..
AKP gömleği giymiş gibiydi.
Güneydoğu, Ermenistan gibi meselelerde muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarının diyaloğa açık olması lazım demiş.. Başkan, son haftaların en sıcak siyasi konusuna girmiş.. Açıkça muhalefeti suçluyor.. İktidarı kolluyor.. Diyor ki.. Cumhurbaşkanımızın davetine bile olumsuz yanıt veriyorlar.. Bu da tek merkezli bakış..
Denilecek ki, Haşim Kılıç da bu ülkenin vatandaşı değil mi? Düşüncelerini söyleyemez mi?
Tamam da o, Anayasa Mahkemesi Başkanı.. Günlük siyasetle ne işi var!
* Mehmet Tezkan / Vatan


++++++


MİNİ YORUM
Hasan Cemal ve millet iradesi

Kandil’lere tırmanırken, Kuzey Irak’lardan poz keserken ‘bana mısın’ demeyen Hasan Cemal, iş Doğan Grubu’na kesilen vergi cezasını eleştirmeye gelince kalemini bir haftada ancak oynatabildi. O zoraki olduğu belli yazıda da iktidarın baskısına karşı çıkmak yerine, gazetecileri millet iradesine saygıya çağırdı. Darbe zemini hazırlayan bir provokatörün demokrasi çağrısı ne kadar gerçekçi olabilir ki...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları