Çakma milliyetçilikten Fransız şakşakçılığına

İsrafil K.KUMBASAR

Cem Uzan, 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde parti kurup ‘memleketi kurtarmak’ üzere meydanlara indiğinde ‘milliyetçilik’ adına mangalda kül bırakmıyor, ‘Dağ başını duman almış’ ve ‘10’uncu yıl’ marşları eşliğinde esip gürlüyordu:
- “Türk milleti için canımız da, malımız da feda olsun. Gömleğime kadar alsanız da kalbimdeki ay yıldızı benden alamazsınız. Biz bu yola baş koyduk. Ölmek var, dönmek yok. Açın Türkiye’nin önünü. Durduramazsınız, Türkiye geliyor.”
‘Hısım’, ‘akraba’, ‘enişte’, ‘kayınço’ ve ‘şirket’ çalışanlarından müteşekkil bir ‘çekirdek kadro’ ile seçime giren Uzan,emrindeki gazeteler, televizyonlar ve radyo kanallarının ‘beyin yıkama’ bombardımanı sayesinde ülke genelinde ‘yüzde 7’ gibi bir oy yüzdesini yakalamayı başardı.
Uzan, belki ‘barajı’ aşıp TBMM’ye giremedi, ama okyanus ötesinde tezgahlanan ‘İki Partili Meclis’ projesinin değirmenine su taşıyarak misyonunu yerine getirdi.
Aynı Uzan, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde de, yine gazetelere verdiği ilanlar ile muhalefete oy verebilecek ‘kararsız’ seçmeni etkilemeye çalıştı, ama başarılı olamadı.

* * *

Sahip olduğu bankaların içini boşaltıp ‘yalılarda’, ‘yatlarda’, ‘helikopterlerde’, ‘mahzenlerde’ gününü gün eden Cem Uzan, umurunda bile olmadığı ‘ezilenlerin’ sırtından siyaset yaparken, aslında ‘kendi paçasını’ kurtarmaya çalışıyordu.
Malvarlıklarına el konulan ve hakkında birçok dava açılan Cem Uzan, villasının havuzunun altına sakladığı ‘kaçak telefon kartları’ nedeniyle tam 3.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Kararın kesinleşmesinden korkan Uzan, bir gece yarısı CIA ve FBI’dan emekli deneyimli ajanlardan oluşan gizli bir birimin eşliğinde Türkiye’den kaçtı.
Soluğu Fransa’da alan Uzan, sığınma talebinde bulunurken, aynen şu ifadelere yer verdi:
- “Türkiye’de 2003 yılından beri sürdürülen bir linç kampanyası ile karşı karşıyayım. Büyük bir sıkıntı içerisindeyim. Fransa bana hayatımı geri verdi. Bana özgürlüğümü geri veren Fransa devletine tüm yaşamım boyunca minnet duyarak bağlı kalacağım.”
Yaklaşık ‘3.4 milyar dolar’ borç taktığı Nokia ve Motorola tarafından kıskaca alınan Cem Uzan, şimdi belki de, kendisine tahsis edilen malikanesinde oturmuş, Humeyni gibi bir gün davul zurnalar eşliğinde Türkiye’ye dönerek ‘Başbakanlık’ koltuğuna oturmanın hayalini kuruyordur.

* * *


Cem Uzan gibi bir adamın bile o kadar oy alabildiği bir ülkede, ‘milliyetçilik/ulusalcılık’ adına ortalıkta gezinen bazı ahmaklar, “Adamın o kadar üzerine gittiler, tabii ki olup bitenlere karşı bir öfkesi olacaktır” diyebilirler.
Ama ‘milliyetçilik’ adına ortaya çıkanların, ‘ülkeyi sevmenin’ bir bedeli olacağını bilmeleri gerekir.
Oysa Uzan, bir zamanlar ‘kurtarıcılığına’ soyunduğu ülkenin bağımsız mahkemeleri tarafından verilen kararlara bile güvenmedi.
Soluğu ‘babasının’ ve ‘kardeşinin’ yanında alıp, sırtından köşeyi döndüğü ülkeyi satmaya kalkıştı.
Bu ülkenin, emperyalizmin bir peyki haline gelmemesi için ortaya çıkan nice yiğitler, uğruna ‘can vermeyi’ göze aldıkları devletlerinin başındaki ‘işbirlikçi’ idareciler tarafından ‘hapislere’ tıkıldılar, ‘işkencelerden’ geçirildiler, ‘darağaçlarında’ sallandırıldılar.
Ama, aralarından bir tek kişi dahi çıkıp “Türkiye’de bana kötü muamele yapıyorlar” diye devletini elin gavurlarına gammazlamadı.
‘Gerçek’ milliyetçilik ile ‘çakma’ milliyetçilik arasında ince fark işte budur.

* * *


Bu ülkede, Cem Uzan gibi, milliyetçiliğin ‘ticaretini’ yapan daha kaç ‘çakma milliyetçi’ var?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş