Çanakkale geçilmez...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bugün Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü... 96 yıl önce Türk askerinin Çanakkale’de gösterdiği olağanüstü kahramanlıkları anlatmaya her yiğidin gücü yetmez. Bizcileyin  “cahil cesurdur”  hesabı bu büyük zaferi anlatmaya kalkanlar da meramlarını ifade edebilmek için kelimelerin yetersiz kaldığını görüp üzülürler. Kanaatimce Mehmet Akif de aynı sıkıntıyı çekmiş olacak ki Çanakkale Zaferi’nin önemini, Mehmetçiği Bedr’in aslanlarına benzetmek suretiyle ancak mısralara dökebilmiştir: “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!//Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.// Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎD’i// BEDR’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.”
Aslında Bedir Harbi ile Çanakkale Savaşı arasında çok yakın bir ilgi vardır. Müslümanlar Bedir’de mağlup olsalardı nasıl Medine düşerek İslâm güneşi daha doğmadan batmaya mahkûm olacak idiyse, aynı şekilde şayet düşman o gün Çanakkale’de muvaffak olsaydı başta Anadolu olmak üzere bütün İslâm dünyası işgal edilerek ezân-ı Muhammedî susturulacaktı. Bunu sezen Mehmetçik, Çanakkale’de canı pahasına dînini, vatanını ve istiklâlini korumasını bildi. Ancak, Batı boş durmadı, modern silahlarla başa çıkamadığı Türk insanının beynini yıkayarak kültür emperyalizmi yoluyla kaleyi içten fethetmeyi başardı.
Bugün dîni, vatanı, istiklâli için ölüme koşabilecek kaç kişi çıkar içimizden? Gayet tabii, amaç ölmek değildir, yaşamaktır. Ama unutmayalım ki ölümü göze alamayanların hayat hakkı her zaman için tehlikededir.
Millî ve mânevî değerlere karşı çıkmayı, askere hücum etmeyi aydın olmanın asgarî şartı sanan, hattâ “bu topraklarda hayvanlar kadar hür yaşayamayacak mıyız?”  diye etrafa tafra satan bir aydınlar gürûhu nasıl ortaya çıktı? Nasıl oldu da insanlarımız Avrupa Birliği’ne girebilmek için birtakım millî ve dînî haklarından vazgeçmeye dünden hazır hâle getirildi? Avrupa’nın vesâyetini kabul edecek idiysek neden Çanakkale’de 250 bin şehit verdik? Canımızı dişimize takarak yedi düvele karşı niye istiklâl mücadelesi yaptık?
Batılı bir tarihçi olan Joseph Michaud’nun bundan takriben 200 sene önce bizi ikaz mâhiyetinde söylemiş olduğu şu sözleri okuyup da irkilmemek mümkün mü?
“Osmanlı imparatorluğu’nun yeniden kuvvetlenmesini temennî edip bizim medeniyetimizin o bünyeye hulûl edebileceğine hükmedenleri üzecek nokta, bu medeniyetin Türk seciye ve kâbiliyetiyle uyuşabileceğine kat’iyen imkân olmadığını görmektir. Onların bizim anladığımız medeniyet seviyesine ermeleri için son derece tefessüh (bozulma) etmelerinden, kendi örf ve âdetleriyle dînî ananelerini kat’î sûrette unutmalarından başka çare olmadığını söylemek gâyet doğru olur. Öyle bir fedâkârlığa mâl olmuş bir medeniyet, barbarlıktan bin beter değil de nedir?”
Gerçekten de, günümüzde bir medeniyet projesi olarak takdim edilmeye çalışılan Avrupa Birliği’ne yaranabilmek için nice değerlerimiz örselendi, kardeşler arasına nifak tohumları saçıldı ve millî birlik ve beraberliğimiz onulmaz yaralar aldı. J. Michaud’un ifadesiyle  “Böyle bir fedakârlığa mal olmuş bir medeniyet, barbarlıktan bin beter değil de nedir?”
Birçoğu yasak savma kabîlinden de olsa Çanakkale Zaferi’nin törenlerle kutlandığı şu günlerde şehitlerimizin ruhlarının muazzep olduğunu düşünüyorum. Her karış toprağı şehit kanıyla yoğrulan aziz vatanımız başta olmak üzere, maddî ve mânevî birçok değerlerimizin örselenmekte olduğunu görmek emînim oların kemiklerini sızlatıyordur. Ecdâdının kahrına rağmen bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir. Yol yakınken aklımızı başımıza devşirelim. Bu topraklar için toprağa düşen Mehmetçiğin bedduasını almayalım...
96. yıldönümünde Çanakkale şehitlerini rahmetle anıyoruz. Ruhları şâd olsun!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları