Çare nedir?

Agah Oktay GÜNER

     Türkiye yanıyor... Bu aziz toprağa vatanım diyen herkesin gözü yaşlı, gönlü keder dolu. Hemen her gün toprağa verdiğimiz silahlı kuvvetler mensuplarının acısı yüreğimizi oyarken, gün geçmeksizin şehit edilen polislerimizin, köy korucularının al bayrağa sarılı tabutları yüreklerimizi delip geçiyor. Bunlara Ankara'daki son patlama, bombalama bir elem yanardağı halinde eklendi. Bu korkunç katliamda hayatını kaybeden birbirinden değerli canlarımıza rahmet olsun. Çileli ailelerine yaradan sabır versin. Yaralananlara acil şifalar diliyorum. Hayatını kaybedenlerin kimlikleri tespit edilip fotoğrafları yayınlanınca gencecik, memleketin ümidi vatan çocuklarının gözlerindeki hayat dolu ışıklar, güzel gönüllerinden kaynaklanan sorumluluk duygusu ve vatan sevgisiyle katılmak için geldikleri Ankara'daki toplantı ve yürüyüşün değeri çok daha iyi anlaşılıyor. Burada çok garip, anlamakta zorlandığımız; "Seçim Hükümeti" oldukları için tedbir almamakla suçlanmalarının mesnetsiz olduğu yolundaki çıkışlarıdır. Bakanlığın bütün maddi ve manevi imkânlarını tasarruf edeceksin fakat her türlü sorumluluktan "Ben seçim hükümetiyim" diyerek kaçacaksın. Beyler, her birinizin yerine lacivert elbise giydirilmiş bir manken koyalım, şoförleriniz bu mankenleri kucağına alıp makamınıza oturtsun. Siz de  Bakan unvanınızla keyfinizle meşgul olun...

Hezimet dolu hikayeler...

                Bu mantık Türkiye'nin iyi yönetilmediğinin izahıdır. Türkiye ne yazık ki çok kötü yönetiliyor. Dış politikada, ekonomide, sanayileşmede enerji politikalarında bunların çok acı örneklerini görüyoruz. 13 yıllık AKP iktidarı; hemen her bakanlığın hezimet dolu başarısızlık hikayeleriyle siyasi tarihimizde yerini alacaktır. Ankara'daki millet ve devlet düşmanı hıyanet patlamasında şu sorulara cevap bulamıyorum: Üst araması yapılmıyor. Çünkü bir giriş kapısı yok. Buna tamam diyoruz. Ama böyle çok önemli bir birikim noktasında etrafı göz hapsine almış kaç polisimiz vardır. Eğer buraya yeterli Emniyet gücü yerleştirmediyseniz bizim suçlu aramamıza gerek var mı?

                Demokrasi bir fazilet rejimidir. Demokrasiyi fazilet, ahlak, sorumluluk ve dürüstlük temellerine oturtan ülkelerde istifa kurumu rejimin en önemli ölçüsü ve göstergesidir. Elbette ki bazı bakanların istifası elzemdir. Ancak, AKP iktidarda olduğu sürece bunun bir fayda getireceğine inanmıyorum. Esas mesele AKP'yi iktidardan ayırmaktır. Bu olmadan yargı kurumu sağlığına kavuşamaz. Yolsuzluk dosyalarının üzerine gidilemez. Rüşvetçiler, soyguncular adalete teslim edilemez. Daha acısı devlet içine düşürüldüğü yanlışlar bataklığından çekilip, çıkarılamaz. Türkiye bu bataklığa mezhepçi dış politikalarla girdi. Müslüman Kardeşler'in takipçisi olan militan gruplar ülkemizde tedavi edildi, eğitildi ve Suriye'ye gönderildi. Cumhuriyet tarihinde görülmeyen cinayet çapındaki bu yanlış işler bizi ABD'nin gölgesinde fevkalade lüzumsuz bir Esad düşmanlığına götürdü. Türkiye'nin sınırları, Esad karşıtı, 72 milletin delisini toplamış  IŞİD'in ve Özgür Suriye Ordusu'nun militanlarına açıldı. ABD, PKK'nın Suriye'deki kolu PYD'yi kendisinin Orta Doğu'daki kara gücü olarak görüyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin PKK mevzilerini yok etmesinden çok rahatsız. PKK ile müzakerelere vakit geçirmeden başlanılmasını ısrarla telkin ediyor. ABD'nin bu politikasında en yakın destekçisi İsrail'dir. Olayların perde gerisindeki CIA ve MOSSAD iş birliği ile nasıl tezgahlandığını, yakın gelecekte göreceğiz. Kurulmasını hedef aldıkları büyük Kürdistan'ın Akdeniz'e açılacak kuzey koridoru, ABD için büyük önem taşıyor. Rusya ise takip ettiği Suriye politikası ile Türkiye'nin vazgeçmemesi gereken hedeflerle tam bir uyum halindedir. Nedir bu hedefler? Öncelikle Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanmasıdır. İkincisi ABD'nin istediği an kullanabileceği Kürdistan'ı denize bağlayacak koridorun yok edilmesidir. Böyle bir koridor gerçekleşirse Rusya'nın Akdeniz'de vazgeçmesi mümkün olmayan Lazkiye ve Tartus limanları Amerikan kontrolüne geçecektir ki Rusya buna razı olamaz. Ticaret müzakereleri için Rusya'ya gittiğimde Leningrad'da Çar Deli Petro'nun heykelini gördüm. Çar ailesi öldürülmüş, Rusya 1,5 milyon sanayi işçisiyle komünist rejime geçmiş bu uğurda sadece Kafkasya'da 13 milyon, Ukrayna'da 25 milyon insan   öldürülmüştü. Kilisenin topraklarına el konulmuştu. Eskiden kalan, pırıl, pırıl korunan bu heykeldi. Petro, şaha kalkmış nalıyla yılanı ezen atının üstünde, işaret parmağıyla İstanbul'u gösteriyordu. Rusya için İstanbul sıcak denizlerin kilidi idi. İşte bu ana hedeften rejimlerin değişmesine rağmen Rus Devleti asla vazgeçmemiştir.

Halk artık uyanmalı

                Devlet at gözlüğü takılarak idare edilemez. Devlet adamları gerektiğinde hakikatin önünde eğilecek, yanlıştan dönmesini bilecektir. AKP'nin bu basireti göstermesi mümkün değildir. Sahip oldukları kültür malzemesi onlara bu mutluluğu ebediyen yasaklamıştır. Milletin siyasi iradesi milletin kaderini tayin edecektir. Aziz halkımız artık uyanmalı iktidar dünyasından AKP'yi indirmelidir.

                Türkiye patlamalara, terörün gidişatına bu pencereden bakarsa çok daha sağlıklı sonuçlara ulaşacaktır. Devletimizin büyüklüğüne inanalım ve asla ümitsiz olmayalım.

Değerli sanatçı ve düşünce adamı Levent Kırca'yı kaybettik. Sevenlerine başsağlığı, merhuma rahmet diliyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş