Cari açığı önemsemeyenler bu yazıyı iyi okusun

A+A-
Esfender KORKMAZ

Dalgalı kur politikası, otomatik kur dengesini sağlayan bir sistemdir. Eğer bir ekonomide cari açık varsa, döviz talebi artar. Döviz kuru yükselir. Ülkenin rekabet gücü artar. Diğer şartlar da uygun ise ihracatı artar. Ödemeler bilançosu dengeye gelir. Türkiye’ye giren kısa vadeli sermaye (sıcak para), yabancıya gayrimenkul satışlarından gelen döviz, yine yabancıya satılan kamu altyapı ve özel sektör işletmelerinden  gelen döviz ile doğrudan yapılan fiziki yatırımlardan gelen döviz miktarı ile kısa ve uzun vadeli net dış kredilerin toplamı, cari açıktan daha fazla olduğu için, cari açığa rağmen döviz ihtiyacı artmıyor ve döviz fiyatları baskılanıyor. Türkiye’nin rekabet gücü düşüyor. Dış açıklar oluşuyor.
Elbette ki kalite, verimlilik ve tanıtım ihracatı artırır. Ancak karşı devletlerin eli armut toplamıyor. Onlar daha iyisini yapmak istiyor.
Bu şartlarda kur daha etkili bir rekabet aracı oluyor.
Öte yandan, büyüme de ithalat talebini ve cari açığı artırır. Ancak  dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi Çin’de tersine cari fazla var. Çünkü Çin, milli parası olan ’Yuan’ın değerini düşük tutuyor ve aramalı ve ham maddeyi büyük oranda kendi üretiyor. Bizde büyüme düştü ve fakat cari açık devam ediyor. Çünkü son on yılda düşük kur nedeniyle daha ucuza geldiği için ara malı ve ham maddeyi ithal ediyoruz. Üretimde bazı sektörlerde yüzde 70, ihracata yönelik üretimde ise yüzde 80 oranında ithal ara malı ve ham madde kullanıyoruz. Kısa sürede bu ithalatı düşürürsek üretim de düşer. Bu nedenle ithalata bağımlı olmaktan 2-3 yıllık bir zaman süresi içinde tedrici kur artışı ve yerli üretime dönerek kurtulabiliriz. 
Cari açığın ekonomik ve sosyal etkileri, ülkenin geleceğini ipotek altına alıyor.
1) Cari açık finansmanı risk oluşturdu.
Cari açık sonuçta dış borca dönüşüyor. Türkiye’nin dış borcu, 2002 yılında 129,6 milyar dolar iken, bu sene başında 367.2 milyar dolara ulaştı. Yani son on yılda dış borç stoku, 237.6 milyar dolar arttı. Dış borçların GSYH’ya oranı yüksek değil ve fakat Türkiye’nin ödeme gücü düşüktür. Çünkü bir yandan döviz kazancımız sınırlıdır. Bir yandan da dış borç faizi ödüyoruz ve yabancı bankalar ve şirketler dışarıya kâr transferleri yapıyor.
Sonuç olarak; cari açığın finansmanı, kendisi gibi ekonomi için risk oluşturuyor.
2) Sıcak para kırılganlığı artırdı.
Kısa vadeli sermaye, spekülatif kazanç peşindedir. Kazancını artırmak için, hızlı hareket eder. İlk olumsuz etkisi kırılganlığı artırmasıdır. Spekülatif piyasanın oluşmasına, borsanın hızlı iniş ve çıkışlarına neden olmuştur.
3) Kısa vadeli sermaye, çıkışı
belirsiz dış borç etkisi yapıyor.
Sıcak para stokunun yüksek olması, sürdürülmesi konusunda tereddütler yaratıyor ve psikolojik olarak güvensizlik yaratıyor. Kaldı ki stok yanında kısa vadeli sermayenin çok hızlı girip çıkması da kırılganlığı artırıyor.
4) Net hata ve noksanın ödemeler
dengesindeki payı yüksektir.
 Kaynağı belli olmayan döviz girişi ekonomide kırılganlığı artırmaktadır. Mali politikalar ve döviz politikası ve mali planlama açısından belirsizlik yaratmaktadır. Cari açığın çözümü konusunda yanlış sinyal vermiş olmaktadır.
5) Sıcak para yabancı yatırım
sermayesini engelledi.
 Kırılganlığı artırdığı için, sıcak paranın olduğu ülkelere uzun vadeli yabancı yatırım sermayesi gitmiyor. Türkiye’ye gelen yabancı yatırım sermayesi, doğrudan uzun vadeli sıfırdan yatırım yapan sermaye şeklinde değil de, mevcut işletmelerin tamamını satın alan veya bir kısım payını satın alan yabancı sermaye girişi şeklinde oldu. Giren doğrudan yatırım sermayesine Türkiye’de mevcut yabancı yatırımların tevsii ve modernizasyon gibi amaçlarla ithal ettikleri yatırım malları da dâhildir.
6) Cari açık gelir dağılımını bozucu 
etki yaptı.
Cari açığın finansmanında kullanılan dış borçları ve faizini toplum ödeyecektir. Eğer dış borçlar, ekonomide bir dar boğazı aşmak için veya altyapı gibi doğrudan yatırım yapmak için alınmış olsaydı, artan verimlilik ve gelir yaratması nedeniyle kendi kendini öderdi veya cari açık yatırım malı ithali nedeniyle ortaya çıkmış olsaydı, yatırım hacmini ve üretim kapasitesini artırmış olurdu.
Öte yandan değerli TL nedeniyle lüks tüketim mallarını kullananlara, varlık satışları ve dış borçlar nedeniyle bu malları kullanmayanlardan gelir transferi yapılmış oluyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları