Çatışmaların dönüşümü ve Türkiye

A+A-
Armağan KULOĞLU

NATO, Soğuk Savaş boyunca dünya savaşlarını önlemiştir. Blok savaş anlayışı, yerini ortak ulusal çıkar paydasında oluşturulan koalisyon güçlerine bırakmıştır. Ortak ulusal çıkar paydasında olup, çeşitli politik nedenlerle koalisyon güçlerine fiilen katılamayanlar da maddi katkı sağlamıştır.
Özellikle Afganistan ve Irak savaşları sonrasında ABD ve Avrupa’nın ekonomik gerekçeler ve kamuoyu baskısıyla doğrudan risk almadıkları, kiralık askeri şirketleri ve paralı askerleri çatışmalarda kullandıkları, bunların da hukuk kuralları dışına çıkmakta bir sakınca görmedikleri tespit edilmiştir. Bunun örneklerine Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de rastlamak mümkündür.
Yeni bir dünya savaşını nükleer silahların engellediği söylenebilir. Doğrudan savaşların yerini, dolaylı savaşlar ve vekâleten savaşlar almıştır. Siber savaşlar ise askeri alan başta olmak üzere, istihbarat, haberleşme, teknoloji, ekonomi, ticaret gibi bütün alanlarda uygulanmaktadır.
* * *
Çatışmalar Orta Doğu’da yoğunlaşmıştır. Batı, insan hakları, demokrasi, özgürlük bahanesiyle ülkelere müdahale etmektedir. BOP bunun öncüsüdür. Müdahalede ülkelerin rejim değişikliği ön plandadır. Batı, kendi kurallarını uygulamaya çalışmaktadır. İslam ülkeleri de, Batı kurallarının kendi dininin kurallarını ortadan kaldırdığına inanmaktadır. Bu anlayış farkı, adaletsiz ve hırçın davranışlar yaratmaktadır. Bölge halkı da, İslam dininin kurallarının adaleti sağlayacağı anlayışıyla hareket etmekte, dolayısıyla asimetrik bir ortam içinde terörizm öne çıkmaktadır. Sistem çatışması, içinden çıkılamayacak bir atmosfer yaratmaktadır.
Diğer taraftan ABD’nin NATO’yu öne sürerek İran’ın nükleer başlıklı füzelerini önleme bahanesiyle, Türkiye’de Kürecik radarını kurması, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya füze rampaları konuşlandırması, kendisine karşı alınan bir tedbir olduğu anlayışıyla Rusya’yı rahatsız etmiştir. Buna mukabil Rusya da, Kırım’ı ilhak etmiş, Ukrayna’da güç mücadelesine girişmiştir. Daha önceki Abhazya ve Osetya operasyonları da mukabil girişimler kapsamındadır.
Irak ve Suriye’de çatışmalar devam etmekte, zamanla tehditler de farklılaşmaktadır. Orta Doğu ve Karadeniz bölgesi, çatışmaların odağındadır. Türkiye’nin de bu risklerden, belirsizliklerden ve kaos ortamından, bulunduğu coğrafya ve jeopolitik şartlar gereği etkilenmemesi mümkün değildir.
* * *
Son yıllarda küresel güçlerin hâkimiyet mücadelelerini yeni sahalara kaydırdıkları görülmektedir. Bunu özellikle Kutup bölgesinde görmek mümkündür. ABD, Afrika Komutanlığı’ndan sonra şimdi de Kutup Komutanlığı’nı kurmuştur. Rusya da böyle bir komutanlık kurma hazırlığındadır. Çin de 1920 Balıkçılık ve Ticaret Anlaşması’ndan istifadeyle bu bölgedeki bir adada ticaret merkezi kurmaktadır.
Bu karşılıklı hamlelerin nedeni, buzulların erimesiyle kuzeyde oluşan yeni ve kısa bir ulaşım yoludur. Bu bölgede ulaşım faaliyetleri artmaktadır. Ayrıca petrol dahil, diğer doğal kaynaklardan faydalanma düşüncesi de vardır. Bu durum, bölgenin ve ulaştırma yollarının kontrolü anlayışını ön plana çıkarmıştır.
Ayrıca küresel ısınmayla kutuplardaki buzullar erimekte ve deniz seviyesi tedricen yükselmektedir. Bu durum özellikle Atlas Okyanusu’na kıyısı olan Avrupa’daki, deniz seviyesine göre yüksekliği az, hatta altında olan ülkelerin topraklarının denizle kaplanması tehdidini de beraberinde getirmektedir. Bu ülkelerin, zaman içinde topraklarının yok olması tehdidiyle, yeni yurt arayışlarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu durumda göçlerin ve yurt edinme mücadelesinin, Urallar’a, Karpatlar’a ve onun devamında da Türkiye’ye doğru olacağı değerlendirilmektedir. Bu da küresel ısınmanın, iklim değişikliği olumsuzluğunun yanında, yakın gelecekte toprak savaşlarına da yol açacağını göstermektedir.
* * *
Dünyadaki gelişmeler, artan bölgesel istikrarsızlıklar ve yerel riskler, askeri gücü öne çıkarmaktadır. Bu durum Türkiye’de çok daha fazla hissedilmektedir. İç tehditlere ilave olarak, başta Yunanistan, Suriye, İsrail, İran, Ermenistan olmak üzere komşu ve ilgi sahamızdaki ülkelerin fırsat kolladıklarını, yakın geçmişimize bakarak tespit etmek mümkündür. Orta Doğu’da güç politikasının geçerli olduğu dikkate alınmalıdır. Ancak askeri gücün, siyaset ve diplomasinin önünü açacağı bilinmelidir. 2016’da ABD’de Cumhuriyetçilerin iktidara gelmesi, durumu daha da kritikleştirebilecektir.
Bu nedenlerle geçmişte yaşanan olumsuzlukların ortadan kaldırılarak, TSK’nın özellikle moral ve motivasyonunun yüksek tutulması için, devletin, hükümetin, siyasetin, medyanın, Türk Milletinin her bir ferdinin üzerine düşen görev ve sorumluklar vardır.

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları