Çeçenlere yönelik suikast ve Türkiye!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

İstanbul’da son bir ay içinde iki Çeçen komutan öldürüldü. Gece karanlığında çapraz ateşe tutularak öldürülen Çeçen komutan suikastında kullanılan silahların boş kovanlarının az rastlanır cinsten olduğu emniyet yetkililerince açıklandı. Cinayetin susturucu takılmış bir silahla ve kusursuz bir biçimde işlenmiş olması, Rus istihbarat servisine dikkatlerin çekilmesine neden olmuştur. Polis kaynakları  bu cinayetin istihbarat örgütlerinin kullandığı yöntemle işlendiğini, ancak benzer yöntemlerin etkili mafya grupları tarafından da kullanılabildiğini belirtmişlerdir.
Rusya’nın etkili muhaliflerini SSCB döneminden kalma yöntemlerle ortadan kaldırdığı bilinmedik bir yöntem değildir. İngiltere’de Putin döneminde muhalif Rus gazetecinin öldürülmesi, Rus gizli servisinin bu anlamda hâlâ çok faal olduğunu göstermektedir. İki Çeçen komutanın bir ay süreyle cinayete kurban gitmesi rastlantı olamaz. Çeçen komutanlara yönelik olarak işlenen cinayetlerin mafya hesaplaşmasından ziyade siyasi amaçla işlendiğini gösteren ciddi işaretler vardır. Nitekim Rus Askeri İstihbarat Servisi (GRU) eski başkanı Vitaly Shylikov da İstanbul’daki Canibekov suikastının Rusya tarafından işlenmiş olabileceğini açıklamıştır.
Diğer yandan Rusya’nın kendisini rahatsız eden unsurlara karşı sert bir tavır takınmış olması izlediği küresel stratejiyle de yakından ilgilidir. Bilindiği gibi Putin döneminde ilk önce Çeçen direnişi orantısız güç kullanılarak ezilmiş, ardından da direnişin simge isimleri çeşitli suikast ve operasyonlar sonucu ortadan kaldırılmıştır. Rusya Federasyonu, birliğine yönelik olarak gerçekleşen en ciddi direnişi ezdikten sonra çevre ülkelerinden kendisini yönelik NATO kuşatmasına karşı önlemler almıştır. Bu bağlamda Gürcistan’a karşı savaş bile açmıştır. Gürcistan’ı işgal eden Rus birlikleri ülkeyi üçe bölmüş ve taleplerini de büyük ölçüde kabul ettirmiştir. Rusya, işgalin ardından  “Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden artık bahsedilemez”  diyerek bölge ülkelerine ciddi bir mesaj da vermiştir. Rusya’nın çıkarlarına aykırı hareket eden ülkeleri ve güçleri tehdit altına alarak etkisizleştirmeyi yeni strateji olarak benimsediği anlaşılmaktadır. Ayrıca Rusya’nın Suriye’deki SSCB dönemindeki deniz üssüne dönüş arzusu ve donanmasını okyanuslarda etkinleştirmesi tek kutuplu dünya düzenine karşı takınılmış bir tavırdır. Patlayan ekonomik kriz de Rusya’nın küresel güç mücadelesine yeniden dönüşünü iyice kolaylaştırmıştır.
İstanbul’da Çeçen komutanlara yönelik olarak işlenen cinayetlerin bu süreçle ilgili olmadığını düşünmek zordur. Rusya kendisini rahatsız eden kişileri ister Tiflis’te Şaaşkavili gibi devlet başkanı olsun, ister Londra’da bir gazeteci olsun, isterse de İstanbul’da eski bir Çeçen komutan olsun hepsini bir biçimde cezalandırmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için de hiçbir uluslararası kural tanımayacağını da son eylemlerle ortaya koymuş bulunmaktadır.
Çeçenistan halkı Şeyh Şamil döneminden bugüne Türkiye’den büyük umutlar beklemektedir. Çeçen halkının ve sürgündeki Çeçenlerin umudunun diri tutulması Türkiye’nin hem çıkarı hem de görevidir. Diğer yandan da Türkiye’nin bölgedeki mevcut konjonktür bağlamında Rusya ile olan çok yönlü ilişkilerini daha da geliştirmesi zorunludur. Türkiye’nin Kafkaslar, Karadeniz ve Orta Asya ile olan ilişkilerinin yolu büyük ölçüde Rusya ile iyi ilişkiler kurmaktan geçmektedir. ABD’nin Karadeniz’e çıkma manevralarına karşı Türkiye, Rusya ile işbirliği yaparken, Rusya’nın Çeçenleri terörist yöntemlerle yok etme girişimlerine karşı da uluslararası kuruluşları harekete geçirmesi gereklidir. Türkiye, Rusya ile kol kola girmenin en az Rusya’ya karşı olmak kadar tehlikeli olduğunu bilerek siyasetini belirlemelidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları