Cehalete övgü...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bu yazıyı Torosların zirvesinde yazıyorum. Burada elektrik yok, telefon yok, cep telefonu çekmiyor. Yani insanlar birçok çağdaş imkânlardan mahrum. Ama o kadar rahat ve kaygısız bir hayat sürüyorlar ki imrenmemek elde değil...
Bir kenardan halkın günlük hayatını gözlemliyorum. Herkes koyunuyla kuzusuyla, tarlasıyla ekiniyle meşgul... Ne grizu faciasından haberleri var ne de siyasî çalkantılardan. Dünyaları, etrafı çevreleyen dağlarla sınırlı... Bu noktada H. Willem Van Loon’un şu sözünü nasıl hatırlamazsınız:  “İnsanlık, cehaletin sakin vadisinde mesut yaşıyordu.”
Elbette bilenle bilmeyen bir değildir. Edip Ahmet’in ifadesiyle bin cahil bir bilgin etmez. Lakin okumuş yazmış zümre içinde halinden memnun olan da yok. Gerek klâsik şairlerimiz, gerek günümüz şairleri, feleğin hep cahillerden yana olduğundan şikâyet etmişlerdir.
17. yüzyıl Divan şairlerimizden Zuhûrî’nin şu beyti konumuzla ilgili ilk aklıma gelen örneklerden biri:  “Arûs-ı devleti nâdâna akd eyler felek ammâ//Eger bin cân ile dânâ ederse rağbet el vermez.”
Şair bugünkü dille şöyle diyor:  “Felek, mutluluk gelinini cahile nikâhlar, ama onu bin can ile bilgin istese, vermez.”
Zuhûrî’nin de dediği gibi, okumuş yazmış insanlar dünyada rahat yüzü görmezler. Shakespeare’in tabiriyle  “Bilgi arttıran dert arttırır.”  Çünkü bilgin olmak beraberinde sorumluluk da getiriyor. Söz gelimi cahil, gece gündüz yanan sokak lambalarının altından her gün gelir geçer de tınmaz. Fakat sorumluluk sahibi kişiler gün ortasında yanan sokak lambalarından rahatsız olurlar. Tabii, bu işin en basiti... Toplumdaki israfı, devlet hayatındaki savurganlığı görüp de rahat uyumak mümkün mü?
Bu konuda Vahit Mahtûmî’nin şu beytini de zikretmeden geçmek olmaz:
“Devlet ricâli râhatı hîç bilmemektedir//Râhat ricâli devleti hîç bilmemektedir.
Demek ki devlet adamları rahat nedir bilmezler. Yani yüklendikleri görev ve sorumluluk onların rahat uyumalarına, gezip eğlenmelerine manidir. Devlet yönetimini yiyip içip gezip eğlenmek zanneden kişiler ise devleti ve devlet yönetimini tanımayan zavallılardır.
Aklı başında, helâl süt emmiş zevat için devlet idaresi ateşten gömlektir. Devlet adamının özel hayatı yoktur. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle “O, yaşama zevkini bırakmış, yaşatma aşkına gönül vermiştir. “ Bir mum, etrafını aydınlatabilmek için nasıl yanıp yok oluyorsa devlet adamı da, millete hizmet yolunda, dünyevî nimetlere aldırış etmeden adım adım yürümek, enerjisini bu yolda harcamak zorundadır.
Şair Emin doğru söylüyor:
“ Erbâb-ı kemâlin yeri vîrâne-i gamdır//Hâk üzre düşer mîve nâ-puhte olunca.
Meyve nasıl olgunlaşınca yere düşüp parçalanırsa, kâmil insanların yeri de maalesef gam, keder yıkıntıları oluyor.
Kısacası, cahil insanlarda genellikle maşerî vicdan teşekkül etmediği için sosyal hadiseler onları fazla ilgilendirmez. Kendi küçük dünyalarında rahat ve huzur içinde yaşayıp giderler. Sosyal hayatın -özellikle de şehir hayatının- bin bir sorunu içinde bunalan bilginlerin gözüyle onlara bakıldığında cehalete övgüler düzmek geliyor insanın içinden...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları