Çekil aradan Jandarma

Altemur KILIÇ

Tüm telefonlar kalbura döndü, “Büyük birader-küçük birader” dinliyorlar.. Hükümet hükümeti, yargı yargıyı, herkes herkesi dinliyor. Bu yüzden, hepimiz paranoyak olduk!
Teknoloji geliştikçe dinleme teknolojileri de gelişti... Sadece telefonlar, cep telefonları değil “ortam” dinleniyor...

Eskiden
Eskiden telefonlar dinlenir miydi? Teknolojı bugünkü gibi olmasa da ana santrallerden, mahalli ve bölge santrallerindeki memureler tarafından dinlenebilirdi ama dinlemezler kulak misafiri olsalar da tespit etmezler ve bunlar davalarda kanıt olmazdı.
Galiba MİT’in selefi MAH’ta (Milli Emniyet Hizmetleri) telefonları, özellikle şehirler sonra da milletlerarası telefon konuşmalarını dinlerlerdi... Mahkeme kararı olmadan.. Ama bu konuşmalar kaydedilse bile davalarda kanıt olur muydu, özel mevzuat var mıydı? Bilemem!
Bildiğim şu: Yakın zamana, internet çıkana kadar yayınlanan eski telefon rehberlerinde “Telefon Kullanma Nizamnamesi” yer alırdı. Bu nizamnamenin bir maddesi; “Telefonda gayriahlaki mukalemeler yapmak yasaktır.” Mukalemelerin gayriahlakiliği nasıl tespit edilecekti... “Dinlemeden” ? Bir diğer madde “Başkalarının telefonlarını dinlemek yasaktır.” Bu nasıl tespit edilecek... Santrallerden gayriresmi surette dinlenebilecek konuşmalar kaydedilse de davalarda kanıt olarak kullanıldı mı? Bu konuda “Mahkeme kararı” kuralı var mıydı? Bilen varsa söylesin...
Muhabirlik yaptığımız yıllarda, taşradan gazeteye telefon etmek bir macera idi.. Telefon hatları Jandarma hatlarıyla ortaktı... Zaten kısıtlı olan üç dakikalık zamanda sık sık “çekilin aradan Jandarma” demeye mecbur olurduk...
Kore savaşında, sahra telefonlarında irtibatı aradaki askeri memurlar sağlıyordu... Bir silah arkadaşımız Kore’de karargahın bulunduğu Suwon kasabasından Psan’daki kız arkadaşı Amerikan askeri hemşiresine telefon ederken, hatlar bozuluyor... Aradaki siyahi asker santral memuru, “Allah belanızı versin, kadın sizi sevdiğini söylüyor, Sör” diye araya giriyor. Parantez arasında: o zamanki iptidai Suwon köyü şimdi kocaman bir şehir, elektronik şirketi Samsung’un merkezi ve fabrikaları orada, tepede bir Mehmetçik abidesi nöbet tutuyor.
Evet eskiden telefonlar herhalde dinlenirdi ama şimdiki gibi skandal boyutlara varmamıştı.

Telefonlar
Çocukluğumuzda Baytekin romanlarında gördüğümüz el veya cep telefonları artık çocukların ellerinde harcı alem! Görüntülü telefonlar da çok yakında öyle olacak..
Benim kuşağım telefon hayatına “Allo matmazel, Beyoğlu 22687 numarayı bağlayınız!” diye başlamıştı.
Telefon cihazları ve mikrofonu yuvarlak bir kaidenin üstüne oturtulmuş bir küçük madeni boruya bağlı, kulaklık kısmı da bu borunun yanındaki mandala asılı idi. Sonra çevirmeli otomatik telefonlar sonra da tuşlu telefonlar çıktı!
Bu eski telefonlarda kulaklık veya mikrofon, kulaklık mandaldan çekilince telefon hayata geçer ve bağlı olduğunuz mahalli santraldaki (veya o zamanki deyimiyle) “matmazel” (ki ekseriya Rum, Ermeni veya Musevi olurlardı) “Alo Merkez” diye cevap verirdi. Siz de ona mesela “Beyoğlu 4056” diye istediğiniz numarayı bidirirdiniz, o da bağlardı. Sesler cızırtılı idi... 1932 yılından sonra “otomatik” telefonlar devreye girdi. Telefonların kaidesine bağlı kadranlarda numarayı çevirmek yetiyordu. Amma bütün İstanbul otomatikleşinceye kadar banliyöler, mahalli santrallerin numarası çevrildikten sonra “matmazeller” vasıtasıyla arandı.
İstanbul’da, Tahtakale’de bütün İstanbul santrallerini koordine eden bir ana merkez vardı. Bu merkez şehirler ve milletlerarası bağlantıları da temin ederdi. Mahalli santraller (Beyoğlu, Kadıköy, Tarabya, Adalar ve Bakırköy, Erenköy, Büyükdere, aklımda kalanlar) tek katlı, iki üç odalı binalardı. Her nedense çoğunlukla evde kalmış kızlardan seçili olan “Matmazeller” de çift ve nöbetleşe çalışırlardı. Ekseriya da kardeş idiler! O muhitte oturanlar bu hanımlarla ahbab olurlar ve yılbaşlarında bayramlarda hediyeler yollarlardı. Onlar da herkesi tanır, aile hayatlarını, sırlarını ve dedikodularını, ister istemez, konuşmalara kulak misafiri oldukları için bilirlerdi. Ancak bu “memureler” son derece de ketum idiler; telefonda duyduklarını dışarı hele gazetelere sızdırdıkları, yaydıkları hiç vaki olmamıştır. Hoş, o zamanlarda bu memureleri konuşturup dedikodu malzemesi yapacak bugünkü medya da yoktu ya!..

Devrim
Türkiye’de telefon tarihinde otomatik telefondan sonra en büyük devrimi de Özal döneminde eski PTT Genel Müdürü Emin Başer gerçekleştirdi ve elektronik, dijital teknolojiler sayesinde ülkenin en ücra köyüne bile otomatik telefon ulaştı. Otomobil telefonları yaygınlaştı. El telefonunun ilk hazırlıkları da o dönemde yapıldı. Şimdi gündemde görüntülü telefonların yaygınlaşması ve kimbilir daha neler, neler var... Ve özel olarak kurulan telefon idaresi devlet tekelinden çıkarılarak yeniden özelleştirildi..
Bugün internet üzerinden deniz aşırı ülkelerle yok pahasına konuşulabiliyor! Fakat teknoloji ilerledikçe “dinleme” imkanları da artıyor... Bu konuda dünyada üstümüze yok!
Evet nereden nereye!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş