Cem Sultan ve melâl...

Ahmet SEVGİ

Halit Ziya Uşaklıgil “Sanata Dair” adlı eserinde (c. 2, s. 9-10) o günkü gençlerin melâle olan düşkünlüklerinden bahisle “Her lisanın edebiyat tarihinde böyle melâl devreleri vardır. Yetişir ki bir gün bir tesadüf, her şeyi fena bulan, siyah gören, derhal etrafında bir taklit dairesi yaratacak kadar kudret ve sanat sahibi bir şair çıkarsın. Bunun en yüksek numûnelerini Fransa’da Baudelaire’de hatta Musset’de, Rusya’da Lermontof’ta, İngiltere’de Byron’da görürüz” der. Bence bu halkaya Klasik Türk Edebiyatı’ndan da Cem Sultan’ı (1459-1495) ilave etmek gerekir.
Gerçekten de daha 19 yaşında bir delikanlıyken yazdığı “Cemşîd ü Hurşîd” mesnevisinde:
“Cihân bir gelmek ü gitmek yeridir//Cihân âh u figân etmek yeridir” beytiyle tabiatının melâle yatkınlığını gösteren Cem Sultan; babası Fatih Sultan Mehmet’in ölümü üzerine ağabeyi II. Beyazıt’la giriştiği taht kavgası, Batılı devletlerin siyasi oyunlarına maruz kalması ve nihayet 2 yaşındaki oğlu Oğuz Han’ın -ileride padişahlık iddiasında bulunabilir düşüncesiyle- amcası II. Beyazıt tarafından boğdurulması gibi karşılaştığı birbirinden büyük acılarla gittikçe bedbinleşir.
Bu bedbaht şehzadenin; bir kılını Kârûn’un hazinelerine, hatta bütün Osmanlı topraklarına bile değişmeyeceğini söylediği sevgili yavrusu Oğuz Han’ın boğdurulduğunu haber alınca söylediği şu mısraları okuyup da göz yaşı dökmemek mümkün mü?
“Yakamı yırtıp elinden nice feryâd etmeyem//Cânımı odlara yaktı derd-i Oğuz Hân felek//Bir kılına verseler vermezdim Oğuz Hân’ımın//Genc-i Kârûn ile bin bin milket-i Osmân felek//Cism-i bî-cân olmuşum sanma ki cânım var dahı//Çün bedenden ayrılıp toprağa düştü Hân felek//Derd-i gurbet firkat-i cânsûzu Oğuz Hân’ımın//Bağrımı çâk eyledi akar gözümden kan felek//Cânımı hâk eyle hâk u hâk hâk u hâk hâk//Çünki Oğuz Hân’ım oldu hâk ile yeksan felek//Âh âh u âh âh u âh âh u âh u âh//Kim Oğuz Hân’ı dahı görmeğe yok imkân felek//Koptu dünyâda kıyâmet başıma tûfân ile//Geldi mahşer günleri ya hani Oğuz Hân felek”
Sadece Oğuz Han’ın öldürülmesi değil; vatan hasreti, ayrılık ve yaşadığı hayal kırıklıklarının Cem Sultan’ı günden güne melâle sürüklemiş olduğunu görüyoruz. Cem Sultan Divanı’nı inceleyenler bu talihsiz şehzadenin döktüğü göz yaşlarını ve çektiği acıları hissedeceklerdir.
Bu noktada Cem Sultan’la ilgili bir eserden bahsetmeden geçemeyeceğim. Münevver Okur Meriç Hanımefendi’nin “Sultan Cem” (Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri, Şiirleri) adlı kitabını okumadan Cem Sultan hakkında fikir beyan etmenin doğru olmayacağı kanaatindeyim. Ömrünü âdetâ Cem Sultan araştırmalarına vakfetmiş olan Münevver Hanım; Yılmaz Öztuna’dan Nihad Sami Banarlı’ya, Hikmet Ertaylan’dan Thuasne’a kadar birçok yerli ve yabancı araştırmacının Cem Sultan’la ilgili hatalarını düzelterek bütün yönleriyle aydınlatılmış bir  “Cem Sultan” portresi ortaya çıkarmıştır. Bu kıymetli eseri okumak ve daha çok insan tarafından okunması için gayret sarf etmek bizim için bir görevdir.
Klasik Türk Edebiyatı’nın ilk melâl şairi Cem Sultan’ı doğumunun 550. yılında rahmetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş