Cenaze ve vazife

A+A-
Afet ILGAZ

Ölüme dair bir kelimeyi başka bir kelimeyle yan yana getirmek, hele mecburen mukayese etmek istemezdim ama bunu yapan ben değilim, Adalet Bakanı ve o çevre.
HSYK’nın son toplantısına adli müşavir olan zat gelmemiş. O gelmeden de karar alınamıyor. O toplantıda bulununca, ona rağmen de karar alınabiliyor.
Bir önceki toplantıyı terk ediyor bay Danışman. Güz kararnamesi tamamlanacakmış. Tamamlanacakmış ama, işin en püf noktası, yerleri değişecek savcı ve hakimler arasında Ergenekon denilen Ümraniye soruşturması hakimleri de varmış.
“Ben böyle bir kararnameyi görüşmek istemiyorum” diye çekip gitmiş Adli Danışman.
“Peki  sen nasıl bir kararnameyi görüşmek istersin?”
Bunun cevabını herkes biliyor.
Kararname beğenip beğenmemek, müsteşarın vazifesi terk etmesinin sebebi olabilir mi?
***
İkinci defa gelmeyince makamı aranıyor ve cenazeye gittiği cevabı alınıyor. Hem de şehir aşırı, hem de arkadaş babası cenazesine. İşte insanı günaha sokuyorlar. Hepimizin arkadaşlarının babaları öldü. Hepimizin şehir dışında akraba ölümleri oldu. Çalışıyorsan bir yerde izin alıp gidersin, yahut telefona vs. başvurursun. Arkadaş, arkadaş babası ve Ankara dışı... Ve bir hafta önceki “vazife”, terk edilmiş.
Mazeret olarak söylenen şu söze de şaştım kaldım:
 “Cenazeye gitmek insani değerdir.”  Bakan her nedense “değer” yerine “refleks” kullandı ve bunun manasını anlayamadım ama, diyelim ki “değer” demek istedi, vazife “insani değer” değil mi? Üstelik  “amme vazifesi”. Hani saçı bitmedik yetim hakkı diyorlar ya, onu da ilgilendiren bir durum. Çağdaş değerler açısından, bir sorumluluk. Hukuka karşı, “milli irade” diyorsunuz ya, işte o insanlara karşı, milli iradeden saymadığınız öbür insanlara karşı, devlete karşı...
Bunlara yaptıkları işin ciddiyetini kim, nasıl anlatacak? Hukukun arkasından dolanırlar “yeteri kadar yatmadınız” diye gazetecileri içerde tutarlar, başsavcıya da aynı muameleyi yaparlar. Bütün sorumlu kurumların birlikte hazırlamaları gereken anayasa taslağını, bir haftada oturup kendi aralarında hazırlarlar. Aklı başında yapılan bütün muhalefeti, hiç duymamış gibi, bu konuda fikir beyan edilmediğini iddia eden başkan yardımcısı konuşmaları yaptırırlar ve bütün bunları liberal yandaşların öğrettiği veya telkin ettiği gibi, demokratlık zannederler.
Bir de üstelik ev sahibi bastıran sert çıkışlar yapıyorlar: “HSYK üyeleri çatışma ortamı yaratıyormuş.” Fakir bir Türkçe, yetersiz ve yanlış.

Suikast enflasyonu
Ortalık şimdi de başbakana suikast “ihbarları” yla çalkalanıyor. Koruma sayısı “dev bir ordu” ya dönüştü. Geldikleri ilk günlerde başbakanlığın önündeki bariyerleri kaldırmışlardı da halkla ne kadar iç içe olduklarını göstermek için; herkesin gözü yaşarmıştı. İşte yönetime nihayet halk çocukları geldi diye.
Peki bunların istihbaratı yok mu, sağdan soldan “ihbar” alarak iş yürütüyorlar. Eskiden muhbirlik ayıptı. Ne günlere kaldık!
Bir başka “ihbar” da masonlara suikast tertipleneceğine dair. Adamın filmi, Hırant Dink’in ölümünde olduğu gibi, dönüp duruyor haberin okunuşu sırasında. Ne kadar teşkilatlı bir suikast! Üstelik Bülent Arınç’ınki de henüz o kadar tazeyken. Yoksa her şey şimdi çok söylenen o tabirle, çakma mı?

Ekranlar şenleniyor
Cumartesi gecesi haber saatinde, aylardır ilk defa “sinir olmadan” hatta biraz eğlenerek haber dinledim.
Bakan Faruk Çelik Isparta’ya “Roman açılımına” gidiyor ve salon tam bir  “cennet mahallesi” havasında. Bakan konuşamıyor. Ne kadar teşebbüs ettiyse de konuşmak için, hepsi akim kaldı. En sonunda Ispartalılara  “Sivaslar” diyerek oturumu kapattı Sayın Bakan. Aklı o kadar karışmıştı yani. Gerçek  “Roman açılımını” aynı gece Levent Kırca’dan seyrettik, çok
eğlenceliydi.
Bakanların gittikleri şehirler ve üniversitelerde muhakkak protesto hadiseleri oluyor. Malatya AKP İl Kongresinde de TEKEL işçileri dertlerini anlatmaya koyuldular ve hadise çıktı tabii. Tekelcilerin hak yürüyüşü, o gün Kartal Cevizli’den başlamış ve upuzun bir yürüyüş olmuştu. TEKEL işçileri işi ciddiye alıyor.
Aynı gecenin gününde Siirt’te Deniz Baykal’ın, Urfa’da Devlet Bahçeli’nin toplantı ve mitingleri vardı. Yani Sivas’ın doğusuna geçmişlerdi. Saymakla bitmez. TARİŞ işçileri İzmir’de, bayrağı devralmışa benziyorlar. Daha ne olsun!.. Çok güzel bir “haber saati” gecesiydi.

Yazarın Diğer Yazıları