Cep telefonu kültürü

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Metrekareye beş doktor, üç eczacı, on teknik direktörün düştüğü canım Türkiye’m aynı ölçülere şimdi de on tane havacılık uzmanı kazandı. Baş ağrısından, kanser hastalığına kadar tıbbın her alanında teşhis, tedavi ve reçete yazma kabiliyetine sahip necip milletimiz, aynı zamanda Hakan Şükür’ün neden kadroya alınmadığını, Fatih Terim’in kadroyu iyi kuramadığına kadar her şeyi bilir ya... Şimdi de Isparta’da düşen uçak konusunda ahkâm kesmeye devam ediyor.
Gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında arz-ı endam eden anlı-şanlı yetkisiz yetkililer, kaza ile ilgili kara kutuyu ilgilisinden önce çözüp, milletimizi itina ile aydınlatıyor.
Binlerce saatlik uçuş yapan merhum pilotlar, neredeyse hain ilan edilecek. Yerli sermaye ile sömürgeye baş kaldıran Atlasjet ise milyar dolar hortumlamış gibi yargısız infaza uğruyor.
 Önce aynaya bakmak lazım. Uçak seyahati ile ilgili kültürümüzü sorgulayalım. Ama önce telefon adabını gözden geçirerek...
Sokakta, evde, işyerinde, arabada, metroda, minibüste, belediye otobüsünde, sinema-tiyatroda, stadyumda, hamamda, berberde, banyoda, tuvalette vır vır telefonda konuşan insanlara biraz kulak verin. Aralarında son saniyede ihale için fiyat artıran, borsada hisse alıp- satan kaç kişiyle karşılaştınız?
Nüfusu belli olan, kırk milyondan fazla cep telefonu abonesi olan canım Türkiye’de, acil telefon ihtiyacı duyan meslek sahibi insan sayısını lütfen en kaba hesaplarla düşünün.
“Neredesin ?” , “Nasılsın ?” , “Ne haber ?” ,  “Saat kaçta geliyorsun ?” , “Eve gelirken ekmek al” , “Yolda mısın ?” , “Haydi öptüm”  gibi toplamda 200-300 kelimeyi geçmeyen telefon görüşmelerinin faturasının aile bütçesinde eğitim giderlerinden çok daha fazlasını oluşturduğunu haydi itiraf edelim.  Televizyonda çok ciddi bir açık oturumda uzman konuğun telefonunun çalmasına da tebessüm eden necip milletimiz, uçakların elektronik sistemini bozan telefonları bile affedecek kadar geniş yürekli...
Dünkü yazımda Atlasjet ile haftada en az iki defa seyahat ettiğimi belirtmiştim. Ankara’dan 16.40 uçağına binerken her daim güler yüzlü hosteslerin hüzün dolu bakışlarıyla 20-C’deki koltuğuma oturdum. Kabin ekibinin uyarısıyla 8-10 kişi açık telefonlarını kapatmayı akıl edebildi.
Havalandıktan 15-20 dakika sonra hostesler ikram servisi yaparken ünlü melodi ile cep telefonu sesini duyunca kan beynime sıçradı.
Öfke ile  “Kim bu geri zekalı?”  diye kafamı çevirdiğimde ister inanın ister inanmayın, yolculardan büyük bir bölümü ceplerindeki telefonları kontrol ediyordu. Her haliyle sonradan görme olduğu anlaşılan magandanın biri ayrı ceplerinden üç telefon çıkarıp çalan birini sustururken  “Ötekiler kapalı da bunu unutmuşum”  diye sırıtıyordu.
Adına hoşgörü denen aymazlık, hepimizin canını tehlikeye atan sorumsuz bir magandanın affını sağlıyor. Bu sütunda bana ayrılan yer bitmek üzereyken yolculuğumdaki telefon rezaleti bitmedi. Atatürk Havaalanı’na iner inmez yolcular telaşla el bagajlarını alıp ayağa kalktılar.
Uçak görevlilerinin uyarısına rağmen paltosunu giyip çıkış kapısına doğru yönelenlerin çoğunluğu, henüz perona yanaşmaya devam eden uçakta derhal cep telefonlarını açıp, birinden uyuz açılış melodilerini dinletti herkese... Hosteslerin gözünün içine baka baka  “Ben indim, sonra ararım”  diyenlerin boş sözlerine isyan ederken, aklıma ceset torbalarında çalan cep telefonları haberi geldi.
“Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu”  diyen Köroğlu cep telefonunun icadına ne derdi acaba?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş