CHP'li Öztürk Yılmaz'dan 'Türk Dünyası' konuşması

CHP'li Öztürk Yılmaz'dan 'Türk Dünyası' konuşması
CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz'ın, Türk Dünyası Çalıştayı'nda yaptığı konuşma dikkat çekti.

Haber ve fotoğraflar: Hasan Çekiç

Türk Dünyası Parlamenterler Derneği, 13 Mayıs’ta Ankara’da The Green Park Hotel’de “Türk Dünyası ve Türk Dış Politikası Çalıştayı” tertiplemişti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı, Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın bu çalıştayda yaptığı açılış konuşması ilgi çekti.

Yılmaz, konuşmasında şunları söyledi:

Orta Asya ile ilişkilerde bilmemiz gereken birkaç husus var. Geçiş süreci hala tam olarak bitmiş değil. Yıllar geçti ama hem kültürel yapıda hem ekonomik ilişkilerde hem siyasi yakınlaşmada tam istediğimiz bir noktada değiliz.

Türkler dağda, kırda, Ruslar şehirdeydi

Bölgedeki rejimlerde, hala Rusya’nın gölgesini hissediyor.

Çin’in nüfuz alanını bölgeye doğru genişletmesi söz konusu. Ama Ruslar her zaman şehirleri tutarlar. Astragan Savaşı’ndan sonra o bölgede Ruslar hep şehirlere yerleşmişler. Kırgız, Kazak, Özbek, dağa yerleşmiştir.

Çünkü büyük fikirler şehirlerde düşünülür, hesaplanır. Dağda olan bir insanın da şehirdeki yapıya entegre  olması kolay değildir.

Bağımsızlıktan sonra ilk defa şehirlerdeki (yani ;Almaata, Semerkant, Buhara, Taşkent, Bişkek, Aşkabat) nüfus artmaya başladı. Dağlarda, kırdaki Türkler, şehirlere geldi ve şehirlerdeki oran değişmeye başladı. Değişmeye başlayınca, üniversitelerde, eğitimde, yeni fikirler çıkmaya, insanlar sorgulamaya başladı.

Bu bölgede nüfus 65 milyon. 30 milyon Özbek,  15 milyon Kazakistan ( 7 veya 7,5 milyonu belki daha fazlası Kazak geri kalanı Rus), 5,5 milyon Kırgız, 5-6 milyon Türkmen ve 8 milyon Azerbaycan Türkü.

Şu an Orta Asya ile ilişkilerimiz kâğıt üstünde. Stratejik öneme sahiptir diyoruz, çok önemlidir diyoruz, bizim dış politikanın en önemli stratejik boyutunu teşkil ediyor diyoruz, ama gerçekte böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.

Korku ile sevgi ve ümit arasında

Türkiye’nin önceliği Suriye çukuru, Irak’taki gelişmeler ve diğer tartışmalar. Bu bölgede en somut gelişme Türk Konseyi’nin devreye sokulması oldu. Bir şeyin sekretaryası olmayınca onun takibi olmuyor. Türk Konseyi’nde bürokrasi oluşturuldu ve buna Özbekistan dışında diğer Türk Cumhuriyetleri katıldılar.

Türksoy’un o bölgede çok katkısı oldu.

Bu bölgenin liderlerinin ortak aklında tehdit algılaması olarak her zaman var. Ama halkın kalbinde Türkiye var. Korku ile sevgi arasında gidip gelir bu bölge. Eğer biz yönetimlerin de kalbine sevgiyi sokabilirsek maksat hâsıl olur.

Bölgede ekonomik projeler var. Yatırım gelmiyor bu bölgeye. Çünkü yönetimler yeterince demokratik değil. Yatırımın için demokrasi ve hukuk gerekiyor. Kırgızistan’da Kumtor altın madeni işleten Kanadalı bir firma var. Kanada’nın en büyük altın şirketi ama altın ham mineralden orda çıkarılmıyor, ama başka yerde çıkarılıyor.  Neden?  Yatırımların güvenceye alınmasına dönük çaba yok.

Laiklik avantaj, hukuk devleti yokluğu zafiyet

Bu bölgenin dönüşümüne Türkiye ağabey rolünü biraz fazla oynadı. Bir dönem biz model olacağız diyorduk. Çok dillendiriyorduk. Bu dilin esasen çok sevilmediğini bilmemiz lazım. Herkes akıllarını pazara çıkarmış, herkes aklını kendi almış ya, orda da herkes kendi sisteminin doğru olduğunu düşünüyor.

En büyük avantajımız; Rusya’nın bu bölgeleri seküler, yani  laik olarak bırakması. Yönetimlerin en büyük özelliği bu olduğu için çok dikkatli davrandılar. Bu zamana kadar Orta Asya’da, Andican olayları dışında ciddî bir siyasî İslam baş kaldırıs olmadı. Kırgızistan’da birkaç kez kalkışma oldu, yönetim değişikliği oldu. Azebaycan’da malum gelişmeler oldu ama ülkeyi bölecek, parçalayabilecek yeni unsurlar çıkarabilecek ciddi manada değişiklikler pek meydana gelmedi. Bu da güvenlik konusunda Orta Asya'nın  esasen çok önemli bir yolu kat ettiğini gösteriyor. Ama demokrasi açısından özellikle demokratik adımlar konusunda çok geride olduklarını hepimiz biliyoruz.

İki telefon

Şimdi, bu bölgenin akıl yapısı olan Rusların etkisi henüz gitmiş değil. Bizim o bölgeye görev için gittiğimizde makam odalarında iki telefon olurdu. Biri ülke içinden arayanlar, diğeri Moskova’dan arayanlar içindi.  O korku o endişe hâlâ tam kaybolmuş değil.

O bölgede Ruslarla yarışa girmek çok yanlıştır. Ruslarla yarışa girerseniz Rusya’nın ekonomik gücü fazla yoktur ama istihbaratı hâlâ çok güçlüdür.

Ruslar yatırım yaparak ülkede rejim değişikliği yapmazlar. Ruslar ordu ve istihbaratlarıyla rejim değişikliği yapar. Orda böyle bir rekabete girişmek, dışarıda böyle bir himaye imajı yaratmak, orda mevcutlara her zaman zarar verir.

Türk Cumhuriyetleri ile yola devam ederken Çin ve Rus eksenlerini hesaba katmak gerekir. Bunu bilmemiz lazım.

            Bu ülkelerin toparlanması, gerçek manada ayağa kalkması, yollarına devam edebilmeleri ve kendi kararlarını alabilmeleri uzun zaman alacaktır.

Aytmatov, Dağcı, Vahapzade gidince…

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazandıklarında bizim ortak neyimiz vardı? Hoca Ahmed Yesevi vardı, Manas vardı, bir de dilimiz vardır.  Sonra o nesillerden Cengiz Aytmatov, Bahtiyar Vahapzade, Cengiz Dağcı vardı, rahmetli oldular. Yeni birilerinin en azından rol modeli olması gerekiyor.  Bunları yapabilecek, şu anda o yönde çalışabilecek bir irade lazım.

Orta Asya’da genç nüfus, toplam nüfusun neredeyse yüzde altmışı.

15 yıl önce Azerbaycan’a gittiğiniz zaman herkes Rusça konuşuyordu. Ama bugün çoğu bilmiyor. Kırgızistan’da, Özbekistan’da da gençlerin çoğu Rusça bilmiyor. Bu esasen dil açısından var olan birliğin canlandırılması için de fırsat oldu.

Fikir olarak Orta Asya’nın bir romancısı hala çıkmadı. Cengiz Aytmatov yok, Cengiz Dağcı yok. Yola neyi örnek alıp devam edilecek? Bizim sorumluluğumuz bu fikriyatın işlenmesi.

İlişkilerimize demokrasi ile güçlendirmemiz lazım. Empoze etmeye kalkmak hatadır. Zannediyoruz ki orada 65 milyonluk bir grup var, hepsi bizim hangi fikri vereceğimizi bekliyor. Bunu bir üslup çerçevesinde yaparsak işe yarar. Bir de unutmayalım, eşit olduğumuzu her defasında vurgulamamız lazım.

Gaspıralı,  boşuna dememiş “dilde, fikirde, işte birlik”. Bunu işlemedikten sonra hangi birlikten bahsedeceğiz?

Dilde, fikirde, işde birlik sağlanmalı

Dil illa da bir araya gelmek anlamında kullanılmamalı. Öyle yanlış anlayanlar da olmamalı. Bugün Avrupa Birliği var. Bugün başka birlikler var. Elbette doğal olarak birbirini yakın hisseden insanlar nasıl bir araya gelebiliyorsa, ülkeler de öyle geliyor. Örneğin Latin Amerika’da, Afrika’da dünyanın her bölgesinde ülkeler, kendi potansiyelini birlik sağlayarak daha ileri bir noktaya getirebiliyor.

Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde çok farklı ekonomik modeller var. Ekonomik modelimiz aynı değil. Gümrükleme farklı. Yargımız çok farklı. Siyasî atmosfer çok farklı. İş yürütme şekli çok farklı ve yatırımın güvenliği konusunda farklılıklar var.  Bunların hepsi uyumu gerektiriyor. Bu uyumu nasıl yapacağız? O konuda da ciddi çalışmak gerekiyor. Türk Konseyi, ekonomi alanında, turizm alanında ve diğer alanlarda elbette büyük katkı sağlayacaktır. 

Özel anlarınızda zamanı kimlerle paylaşıyorsanız onlara daha çok yakınsınız demektir. Şu an tatillerimizde kim Semerkant’a gidiyor? Buhara’ya gidiyor? Bugün Semerkant’ın Buhara’nın o muhteşem açık hava müzesi özelliğini hangi şehir sağlayabilir?

Öztürk Yılmaz, Cengiz Dağcı’nın romanındaki 1942 yılında trenle sürgüne gidişini anlattığı; annesi, babası ve kardeşleriyle vedalaşmasını anlatan bir bölümü okuyarak konuşmasını tamamladı.

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş