Çift başlı istifa kavgası

Selcan TAŞÇI

Basın ‘her yönüyle Baykal olayı’nı tartışmaya devam ediyor. İstifa kararının ardından gözler, yaklaşan CHP Kurultayına çevrilmiş gözükse de bir çok kişi ‘komplo’nun da gündemden düşürülmemesi gerektiğini savunuyor
Bu mücadele sadece “kendince ahlaksız gördüğün” insanların mücadelesi değil, senin de mücadelendir.
“Ben telefonda ayıp bir şey konuşmam” deyip telekulağı küçümseyen gafiller gibi davranma.
Herkesin bir mahremi, bir mahremiyeti, kimseyi sokmak istemediği mukaddes bir yatak odası vardır.
İki rekat kılarak başlasan da, iki kadeh atıp başlasan da fark etmez.
Yatak odası, yatak odasıdır.
Mahrem mahrem, çıplak ise çıplaktır.
Ve bil ki; o gizli kameranın insafı, onun arkasındaki iblisin dini imanı
yoktur.
Ahali sana güldükçe, ahali seni ayıpladıkça veya alkışladıkça, röntgenci iblisin sadizm reytingi artar.
Seçmeninin, arkadaşının, onun bunun karşısına çıkıp, “Yahu bu benim nikâhlı kocam, nikâhlı karım” demişsin ne fark eder. Görüntün orada, internette; çırılçıplaksın.
Mahremiyetin, o en mahrem anın, o anının bütün halleri Aşk-ı Memnu dizisine dönmüş.
Sen ekran ekran dolaş, anlatmaya çalış.
Artık rakılı rakısız, ahlaklı ahlaksız, genç yaşlı, kadın erkek bütün sofraların, masaların mezesi, akşam yemeği sensin arkadaş.
İstifa etmemişsin, oy kaybetmemişsin, yüzün ak çıkmış ne fark eder.
Artık hepimizin yatak odasına şüphe düşmüştür.
Ve bu mesele, hepimizin, laik, az laik, demokrat, liberal, CHP’li, AK Partili, MHP’li...
Hepimizin meselesidir.
Sakın ha  “Ben harama uçkur çözmem”  diye böbürlenme. Sıra sana da gelecek.
Ve o zaman anlayacaksın ki bu çok fena bir şeymiş.
 l Ertuğrul Özkök / Hürriyet

***

Söylemişti; arşivi kabarıktı
Tayyip Erdoğan 4 Mayıs 2010’da AKP grup toplantısında, şu açık tehdidi savurmuştu:
“CHP bunu fazla kurcalamasın, dosyam, arşivim kabarık. Milletime açıklarım”.
Bu sözler ne içeriyor, hangi anlama geliyordu? Bilinmez...
Bilinen o ki Deniz Baykal suçlunun AKP olduğu konusunda kararlı. 
Başbakan da bu yüzden Baykal’a öfkeli.
Hükümete düşen görev, komplocuları bir an önce bulup ortaya çıkarmaktır. l Melih Aşık / Milliyet

***

Toplumsal boyutu önemli
Bir gün bütün bu olaylar gelir geçer.
Liderler, iktidarlar siyaset sahnesinden silinip tarih sayfalarındaki yerlerini alırlar.
Ama ülkede yaşanan toplumsal tahribatların insanlarımızda yarattığı travmalar kolay kolay geçmez.
Sekiz yılda bireylerinin güven içinde yaşayamadığı bir ülke yaratılmışsa, bunu normale döndürmek zordur.  
Bundan sonra Baykal’a kurulan bu çirkin komplo bütün siyasetçiler, bürokratlar, toplum önderleri, herkes ama herkes için kurulabilir. 
Bu da Türkiye için bir felaket olur.
  l Tufan Türenç / Hürriyet

***

Höt diyor, zöt diyor, oyarım demeye getiriyor, yüzünü ekşitiyor manşet, kaşını kaldırıyor sürmanşet, özü sözü bir, kodu mu canlı yayına oturtuluyor. Bi sabah bakıyoruz ki... Dut yemiş bülbüle dönüyor. E kimse anlam veremiyor. Halbuki, anlamı çok açık... Mesele, Deniz Baykal’ın meselesi değildir... Silivri’ye gönderilemediği için evine gönderilen Baykal, bu “manevi suikast”la susturulursa, konuşacak kimse bulamazsınız bu memlekette.  l Yılmaz Özdil / Hürriyet

***

Ciddi delili olmalı
Deniz Baykal  “iktidarı” suçladı.
Pensilvanya’yı  “tehdit” olarak gören bir siyaset, tehdit olarak gördüğü yeri olumlu yönde referans alıyor ve  “güvenilir” bulduğunu söylüyorsa ortada ciddi bir şeyler var demektir.
Ciddiden kastım, ciddi delildir.
Açıkçası ben, Türkiye’nin önümüzdeki günlerde çok farklı  “kaoslarla” uğraşacağını öngörüyorum.
  l Fatih Altaylı / Habertürk

***

Sırada MHP mi var!
MHP oyları, CHP oylarından bile hızlı yükseliyor.
Öyleyse; bu partinin de bir komplo ile yola getirilmesi düşünülebilir.
AKP’nin önümüzdeki dönemde tek başına iktidar olma şansı zayıflamıştır. Türkiye eğer gerçek gündemini tartışmaya başlarsa; AKP oyları yüzde otuzların altına bile sarkacaktır. Ortadoğu’ya yeni bir düzen vermeye çalışan uluslararası güçler; AKP’ye yaptırdığını MHP’ye yaptıramayacaktır. 
Hatırlayınız: MHP ve DSP’nin 2000 yılında dile getirdikleri Irak’taki kırmızı çizgileri; Ecevit başkanlığındaki o koalisyon hükümetinin yıkılmasıyla sonuçlanmıştı. O iktidara 2001 yılında kurulan ekonomik tuzak; şimdi belaltı vuruşlara döndürüldü.
Seçimin yaklaştığı bu
günlerde; AKP’nin en ciddi
siyasi rakibi olan MHP’ye böyle bir tuzak kurulursa; kimse şaşırmamalıdır.
Çünkü; bu mücadele sadece birkaç partinin mücadelesi olmaktan çıkmış; uluslararası sömürgeci sermayenin Türkiye’yi ele geçirme savaşına dönmüştür.
Vatandaşın bu temel gerçeği görmesi gerekiyor ama iktidar yapay gündemler yaratarak buna asla fırsat vermiyor.
l Rıza Zelyut / Güneş

***

Dönecek mi
Gidecek mi

Deniz Baykal istifasının ardından, partinin ‘yeni’ genel başkanının kim olacağı ve bu kişinin hangi misyonla bu koltuğa oturtulacağı tartışması da alevlendi. Bu konuda yorum yapan isimlerin çoğu ‘Baykal’ın dönebilme ihtimali’ni de göz önünde bulunduruyorlar.
İşte CHP’nin geleceğine dair tahmin ve beklentilerinden birkaçı:

***

Halk istediği için döner (!)
“Halk isterse dönerim” sözleri, bizim siyaset dünyamızda şöyle okunmalı: “Parti delegeleri ve yönetimi ısrar ederlerse bunu bir güvenoyu olarak kabul eder ve geri dönerim!”  Bugüne kadar çok örneğini gördüğümüz bir durum bu. Bir yanda lider bulmakta sıkıntı çeken bir parti, diğer yanda bütün siyasi geleceğini bir tek kişiye bağlamış bir parti yönetimi. Deniz Baykal, “halk istediği için” geri dönerse, hiç şaşırmayacağım!
 l Mehmet Y. Yılmaz / Hürriyet

***

Geri dönmek risk
Yandaşları değil 800, 800 bin imza toplasa nafile...
Baykal geri dönmez!
Bu rezaletin aylara, yıllara yayılmasına...
Sadece kendisinin ve Nesrin Hanım’ın değil...
İki ailenin ve koskoca bir partinin bu kadar yıpratılmasına izin vermez...
Bu riski asla göze almaz!
l Mustafa Mutlu / Vatan

***

Ezber bozacaktır
Baykal, ezber bozdu... Kendisiyle ilgili yıllardır biriktirdiğimiz bütün önyargıları, klişeleri, beklentileri bir çırpıda yok edecek usta bir manevra yaptı ve istifa etti...
Bu hamle Türk siyasi tarihinin onur
sayfalarına yazılacaktır. Baykal, şahsı adına çok büyük bir puan kazandı.
Şimdi önünde tarihi bir dönemeç daha var...İstifa ettiği andan itibaren yeniden döneceği konuşuluyor ya...
Baykal ya ‘bekleneni yapacak’ya da yine ezber bozup, tersten çakacak.
l Oray Eğin / Akşam

***

Mağduriyet algısı
Gözyaşlarıyla ıslanan bir veda konuşmasından sonra, Kurultay’da  “Delegelerin ısrarlarına dayanamadım, döndüm”  derse, mağduriyet algısı ortadan kalkacaktır. Adil Gür, hem  “mağduriyet sona erer” diyor; hem de seçimlerde Baykal’ın kolay hedef haline geleceğini belirtiyor. Adil Gür’ün sözlerinden anlaşılıyor ki, çok kısa vadede Baykal’ın geri adım atması hem partisine, hem de kendisine zarar verecektir. Baykal bu hesabı yapabilecek tecrübeye sahip. Kurultay’da, genel başkanlığa yeniden adaylığını koymaz diye düşünüyorum. Ama, daha sonra, belki de bir Olağanüstü Kurultay’la dönmeyi düşünebilir.
l Nazlı Ilıcak / Sabah

***

Onursal başkanlık
Baykal’ın 40 yıllık siyaset deneyiminden partisinin yararlanması mutlaka bir kazanç olacaktır. Ama bir ihtimal daha var; Rahşan Ecevit aynı pozisyonda iken Zeki Sezer’in huzurlu ve etkin bir genel başkanlık yürütmesi imkânsız olmuştu. Baykal’ın; yeni genel başkanın benzer bir baskıyla karşılaşmaması yönünde gayret göstermesi gerekecektir. Zira böyle bir durumda onursal başkanlar bu onurdan yararlanırken genel başkanların onuru kolayca kırılabiliyor. l Ruhat Mengi / Vatan

***

Köşke hazırlanıyor
Ben, Erdoğan’ın resmin dışında tutulacağı bir sürecin başladığını düşünüyorum.
Peki ne olabilir?
Baykal siyasetten uzak durup mağduru oynadığı sürece güçlenecek...
Gülen hareketi, yeni dinamikleri çok
iyi analiz edecek bir zekaya fazlasıyla sahip. Bu yeni dinamiğe süratle entegre
olacaklardır.
Serdar Turgut, adını dün koydu: Yeni dönem ‘uzlaşmanın semantik potansiyeli’dir.
Baykal, cumhurbaşkanlığına hazırlanıyor. Gördüğüm o...
 l Serdar Akinan / Akşam

***

‘Adam yok’ demek ayıp
Ne demek yahu “adam yok.”
Lafa gelince “Atatürk’ün partisi” diyeceksiniz, “en köklü” olduğunuzu söyleyeceksiniz, sonra da Baykal gidince “Kimi bulacağız, adam yok” diye ağlaşacaksınız. Olur mu böyle şey. Ayıp değil mi? Kimse utanmıyor mu bundan? Allah gecinden versin Baykal istifa etmeseydi de, hakkın rahmetine kavuşsaydı ne yapacaktınız?
Partinin kapısına kilit mi vuracaktınız?
 l Can Ataklı / Vatan

***

Siyaset onu bırakmaz
Deniz Baykal yüksek atlamaya hazırlanan bir atlete benziyor.
Elindeki istifa sırığı ile geriliyor, fakat bu gerileme, hız kazanıp daha yüksekten atlayabilmek için!
Siyaseti terk etmişliği filan yok!
Nitekim Baykal’ın istifa konuşmasını
izleyen partililerin ‘İstifa etme!’ diye
hüngür hüngür ağlaması da, parti örgütünün eğilimini yansıtıyorsa (ki öyledir), siyasetin Baykal’ı bırakmayacağını söyleyebiliriz sanırım.
‘CHP’de yenilenme’ isteyenleri bazı sürprizler bekliyor olabilir!
 l Türker Alkan / Radikal

***

Nerede kaldı CHP farkı
Daha Baykal’ın istifasını açıkladığı andan itibaren parti yönetiminin parti etkinliklerini aksatmadan sürdürmesi gerekirdi. Dün Anayasa Mahkemesi’nde yeni üye Nuri Necipoğlu’nun ant içme töreni vardı; ama CHP o törende yoktu.  Olmalıydı. CHP’yi farklı kılacak olan, olağanüstü durumlarda bile göstereceği  “refleks” tir. İktidar adayı bir parti, her durumda her an her yerde bulunmaya, her durumda her an gereğini yapmaya hazır olmalıdır.  Genel Başkan gitti diye dağılmak, böyle bir partiye yakışmaz.  CHP’ye karşı bir komplo varsa eğer, bu tavır o komplocuların ekmeğine yağ sürmez mi?
 l Hikmet Bila / Vatan

***

MİNİ YORUM
Gündem hep mi iktidara çalışır

Baykal’ın ve CHP’nin başına gelenler bir yönüyle iktidarı ağır töhmet altında bıraktı ama bir yanda da bir başka “ağır töhmet(!)ten kurtardı. İğrenç tezgah gündemi böylesine alt üst etmeseydi, Medvedev ziyareti bu kladar geri planda kalmayacaktı şüphesiz. E öyle olunca da birileri soracaktı; Ey her “Avrasyacı “ya” Ergenekoncu” diyenler size ne oldu böyle!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş