Çilehane

Altemur KILIÇ

Son gazeteci tutuklamaları üzerine, yurtta ve dünyadaki sivil toplum medya kuruluşlarından, aydınlardan, hatta iktidara yakın çevrelerden, yazarlardan gelen tepkiler üzerine Başbakanın, İçişleri ve Adalet Bakanlarının ortak mazeretleri:
“Bu tutuklamalar, savcıların talimatıyla yapılmıştır; yargının  tasarrufudur. Kuvvetlerin ayrılığı ilkesine göre müdahale edemeyiz... Yargı sürecinin sonunu sabırla beklemek gerek.”  
Önceki yazımda “ülke içeriye alınmayı bekleyen bir avlu oldu” demiştim. “Sabır” ne kelime; ülke “çilehaneye”  döndü. İnsanlar o kuyuda bekliyorlar ve bu sabreden “dervişler”, ölmüşler ne gam!..  
Erdoğan, tepkiler üzerine medyayı suçluyor. Operasyonların kendileriyle bir alakasının olmadığını söylüyor. “Bırakalım yargı kendi işini yapsın. Hiç kimse, yargının tasarruflarından dolayı bize fatura kesmeye, bize çamur atmaya, bizi hedef tahtasına yerleştirmeye kalkışmasın”  buyurdu. “Biz savcı da değiliz, hakim de değiliz, birileri gibi avukat da değiliz” diyor. Galiba, Ergenekon davalarının  “fahri savcısı” olduğunu unutmuş! 
“Kuvvetlerin ayrılığı” ilkesini  geçelim bir kalem. “Son yargı reformlarından”  sonra “kuvvetlerin ayrılığından” söz etmek mümkün mü?.. Bütün güçler, iktidarın elinde. Tabii “kuvvetlerin ayrılığı” dışında başka güçler yoksa!..
Başbakanın, nihayet tek doğru söylediği, “Yargı işini en hızlı şekilde yapsın, en hızlı şekilde suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırsın.”
Sormak gerek; “Son reformlarda” yargıdaki daire sayısını çoğaltmaktan başka ne var?.. Bu ülkenin Başbakanı yargıya, savcılara direktif veremez ama Erdoğan neden şimdiye kadar bunu yüksek sesle söylemedi de şimdi söylüyor?.. Hem Başbakan dışarıdan, mesela Birleşmiş Milletler gözlemcisi değil, adı üstünde “İktidar”. Ancak  şimdi sıkışınca “yabancı gözlemciler” ve sivil kuruluşlar gibi tavsiyelerde bulunuyor.


Fatura kime kesilecek...
Sadece son tutuklamaların değil, son yıllardaki hoyratlıkların, hukuksuzlukların “faturası” kime kesilecek?
 “Fatura” denince aklıma geldi; AKP 2002’de oy çokluğuyla iktidara geldiği sırada, TBMM Başkanı seçilen Bülent Arınç’ın “büyük emeller” sahibi olduğunu ve “başımıza çok işler açacağını” yazmıştım da Türkiye gazetesinden kovulmuştum. Bunun üzerine zamanın Başbakanı Gül uyarmıştı: “Bunun faturası bize çıkarılır” diye.
Söylemek gerek; Abdullah Gül, mizacı, söyledikleri, görünüşüyle, Erdoğan’dan ve Arınç’tan farklı; hatta “Devlet adamlığı” vasıfları olan bir kişi. Burada bir “mim” koyun; bu farkı yüzünden çok yakında Gül, Erdoğan ve Arınç ayrışacaklardır.
Şimdi, Cumhurbaşkanı Gül bu farklılığını kanıtladı. Fikret Bila’ya özetle şöyle diyor; “Yargının, hâkim ve savcıların işine karışmam söz konusu olamaz. Ancak olup bitenleri takip ettiğimde intibaım şu ki; kamu vicdanında kabul görmeyen bazı gelişmeler oluyor. Bu hal, Türkiye’nin geldiği ve herkes tarafından takdir edilen görüntüsünü gölgelemektedir. Bundan kaygı duyuyorum. Savcılardan ve mahkemelerden sorumluluklarını yerine getirirken daha titiz davranmalarını; insanların ve kurumların onur ve hukuklarının zedelenmesine yol açmayacak şekilde davranmalarını beklemekteyim.”
Bu dürüst bir devlet adamı yaklaşımı. Cumhurbaşkanından, anlayanlara direktiftir. Şuna da “mim” koyun; 27 Nisan 2002’de, zamanın Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın “e-muhtırasının” hesaplı veya hesapsız, kamuoyunun tepkisiyle, AKP’nin zaferini sağladığı iddia edilir. Ama şimdi böylesine hoyratlıklar olunca ve iktidar bunlara göz yumdukça, galiba ibre yön değiştiriyor. Türk halkı, seçmeni idraksiz değilse bu seçimlerde “aksi olabilir”. Sabrın sonu selâmet!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş