Çin’in ikinci baharı mı?

A+A-
Haydar ÇAKMAK

Son dönemlerde Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Çin ile ilgili kitap ve makalelerde olağanüstü bir artış olmuştur. Çin sadece Batılı ülkelerde değil bütün dünyanın ilgisini çekmekte ve konuşulmaktadır. Çin üzerine yazan ve konuşanlar daha çok Çin’in küresel güvenlik, siyaset ve ekonomideki rolü ile ABD ve Rusya Federasyonu arasındaki dengeler ve ilişkiler üzerine yoğunlaşmışlardır. Bu yazarlardan John Hobson ve Prof. Dr. James Petras ilginç değerlendirmelerde bulunmaktadırlar. John Hobson, Çin’in hafife alınmaması gerektiğini, geçmişte dünya ve Batı medeniyetine önemli katkılar yaptığı, ciddi keşiflerde bulunduğu, zenginliği ve gücü tattığını ve güçlü bir ülke kültürüne sahip olduğunu belirtmektedir. Bu tezlerini güçlendirmek için de sistematik mukayese bilim tekniği ile 100-1800 yılları arasında Çin’in gücü ile ilgili bazı önemli bilgi ve rakamlar vermektedir. Örneğin 1078 yılından itibaren 19. Yüzyıla kadar dünyada en fazla çelik üreten ülke olduğu, yılda 125 bin ton üretime ulaştığı, oysa ki o dönemlerde dünyanın en önemli ülkesi olan İngiltere’nin bile 1788’de çelik üretiminin ancak 76 bin ton olduğu. Ateşli silahların keşfi ve kullanılması, kağıt imalatında yeni teknolojiler, dokuma sanayiinde yeni üretim teknikleri, kağıt para basımı, gemi sanayi ve daha bir çok alanda dünyanın en önde olan ülkesi olması. 1588’de en büyük İngiliz yük gemisi 400 ton taşıyabilirken, Çin gemisinin 3000 ton taşıyabilmesi. 18.Yüzyılda 130 bin civarında Çin’de özel mülkiyet ticaret gemilerinin olduğu gibi bilgiler mevcuttur. 18.Yüzyıla kadar dünyanın en fazla tarım üretimine, 19. Yüzyıla kadar ise dünyanın en büyük ekonomisine sahip olması ve bütün dünyanın Çin’deki teknolojik yenilikleri elde etmek için uğraş vermeleri bilinmektedir.
Hobson’a göre İngiltere; 1688-1815 yılları arasında zamanının %52de savaş yaptığı ve gücünü korumak ve büyümek için askeri operasyonlar, gümrük duvarları, sistematik olarak yabancı şirket rekabetlerini yıkma, sömürge ülkelerinin yer altı ve üstü zenginliklerini yağmalama, halklar arasına nifak sokarak parçalama, var olan sorunları kaşıma, yeni sorunlar çıkartma ve baskı uygulama gibi metotlar kullanmaktaydı. Çin’deki ise karşılıklı kazanç üzerine kurulu serbest ticaret kurallarının geçerli olduğu ve tehdit etmeden yapılan ticaret üzerine kurulu bir düzen idi. Çin 19.Yüzyılın başından itibaren başta İngiltere olmak üzere batılı ülkelerdeki teknolojik, askeri, politik ve ekonomik ilerlemenin gerisinde kalmaya başlamış ve bu ara 19.Yüzyıl boyunca açılarak devam etmiştir, nüfus artışı, teknolojik gerileme, üretim düşmesi ve halkın yoksullaşmaya başlaması Çin’i küme düşürttürmüştür . 20. Yüz yıla girildiğinde Amerika Birleşik Devletleri diğer bütün ülkeleri geride bırakmaya başlamıştır. 20. Yüzyıl, ABD’nin yüzyılı olmuştur.
Çin, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar ekonomik ve teknolojik kalkınmasına önem vermeye başlamıştır. 1980’den sonra ise radikal bir karar alarak komünist rejimine rağmen kontrollü olarak yabancı şirketlere ülkelerinde yatırım yapma izni vermişler ve binlerce sanayi şirketlerini özelleştirmişlerdir. Bu kararlarla da Çin’de sınırlı da olsa kapitalist ve elit bir sınıf oluşmuştur. Çin kalkınma hamlelerine Sovyetlerin yıkılmasından sonra oluşan özgür ortamda hız vermiş ve ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumuna gelmiştir. Batılı ülkelerde yaşanan ekonomik krizler Çin’i çok az etkilemiştir.  2007-2012 yılları arasında Batılı ülkelerde kalkınma hızı ortalama %1 iken Çin’de bu rakam %9 olmuştur. Olağanüstü bir durum olmazsa en fazla on yıl içerisinde Çin, ekonomik olarak dünyanın en büyük ülkesi olacaktır. Şu anda 13 trilyon dolarlık ulusal rezerviyle dünyada birincidir. Askeri bütçesini her yıl % 20 artırmaktadır. ABD’nin müttefiklerine koyduğu ambargo gereği Çin’e yeni teknoloji ürünü silahlar ve makineler satmama yasağına rağmen Çin, kendi teknolojisiyle önemli bir seviyeye gelmiştir. İşbirliği yaptığı ülkelerin iç işlerine karışmama, saygılı davranması ve karşılıklı kazanma prensibiyle Batı ülkelerinin eski sömürgelerinde aranan ve tercih edilen ülkeler arasına girmiştir.
Çin’in yeniden yükselişi Çin için, ikinci bir bahar mı yaşayacak sorusunu akıllara getirmektedir. Çin’in Batıya alternatif olma iddiası olmasa da bir denge unsuru olması bile Batılı emperyalist ülkelerin sömürü iştahının daha insancıl bir seviyeye inmesine yardım edecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları