Çirkini görebilmek...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bir okuyucum  “Güzeli Görebilmek”  adlı makalemi okumuş ve  “Hocam, keşke bir de çirkini görebilme konusunu yazsaydınız, ikisi birbirini tamamlardı” mealinde bir mektup yazmış. Okuyucumuz haklı, güzeli görebilmek gibi çirkini görebilmek de önemlidir. Hele hele insanın kendi çirkinliklerini görebilmesi kadar büyük meziyet yoktur.
“Güzeli Görebilmek”  başlıklı yazımızı Şeyh Sâdî’nin bir kat’asından ilham alarak yazmıştık. Çirkini görebilmekle ilgili düşüncelerimizi de Mevlânâ’nın bir beyti ışığında geliştirmeye çalışalım.
Hz. Pîr diyor ki:
“Himyet-i dîn hâned ô ân kibr-râ//Nenigerd der-hîş nef-i gebr-râ”
(Kendisinde olan kibir ve azamete din gayreti adını verir. Kendindeki kâfir “ateşe tapan” nefsi görmez.)
Mesnevî’de geçen bu beyit Hârût ve Mârût hikâyesi bağlamında söylenmiştir. Malum, melekler insanların işledikleri günahları görünce Cenab-ı Allah’a:  “Yâ Rabbî, bizlere secde ettirdiğin insanoğlu, günah denizinde yüzüyor, onlara niçin bu kadar müsamaha gösteriyorsun?” derler.
Cenab-ı Hak (mealen): “Onların yerinde olsaydınız siz de aynı şeyleri yapardınız. İnsanlardaki nefis ve şehvet sizde olmadığı için böyle konuşuyorsunuz” deyince melekler: “Hâşâ, biz onlar gibi olmazdık” cevabını verirler.
Bunun üzerine Allah, imtihan için içlerinden itimat ettikleri iki melek seçmelerini emreder. Melekler arasından seçilen Hârût ve Mârût, Bâbil’e indirilir. Gündüzleri insanların dâvâlarına bakan ve geceleri de okudukları ism-i âzam duâsıyla göğe yükselen Hârût ve Mârût’a bir gün kocasından ayrılmak için Zühre adlı güzel bir kadın müracaat eder. Melekler bu güzel kadına bir anda vurulurlar ve ona sahip olmak isterler. Kadınsa üç şart ileri sürer: Ya içki içecekler, ya kocasını öldürecekler, ya da puta tapacaklar. Bu üç şarttan en hafifi olarak gördükleri içki içmeyi kabul eden Hârût ve Mârût, bilahare kadının kocasını da öldürürler, puta da taparlar.
Demek ki, melek de olsak büyük konuşmayacağız. “Büyük lokma ye, büyük söyleme” atasözümüzde de bu gerçek dile getirilmektedir. Yani insan hiçbir konuda başkalarını kınayıp küçümsememeli. Bir gün aynı şey bizim başımıza da gelebilir. Esas olan başkalarının ayıplarıyla değil, kendi kusurlarımızla meşgul olmaktır. Diğer bir ifade ile sık sık aynaya bakacağız ve çirkinliklerimizi görmeye gayret edeceğiz. Evvel karının yaptığı gibi kusurumuzu aynaya yüklemeye çalışmayacağız.
Bilirsiniz, meşhur fıkradır. Kocakarının biri aynaya bakmış, çirkin ve buruşuk yüzünü görünce:  “Zamane aynaları insanı ne kadar çirkin gösteriyor. Eskiden aynalar böyle değildi”, demiş.
Çirkinliklere karşı kör olmamalıyız. Aksi halde Müslümanları kötülüklerden sakındırma (nehy-i ani’l-münker) görevimizi yerine getiremeyiz. Fakat işi tecessüs (insanların ayıplarını araştırma) boyutuna da taşımamak gerekir.
Şair doğru söylüyor:
“Etme nâr-ı tecessüsü iş’âl//Nefsini Tezkiyeyle kıl işgâl.”  (Tecessüs ateşini alevlendirme. Nefsini kirlerden arındırmakla meşgul ol.)
Bütün bunlar da gösteriyor ki hiçbir şeye karşı kör olmayacağız. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” politikası idarei maslahatçılıktan başka nedir?.. Güzeli ve güzellikleri görüp takdir ve teşvik edeceğiz. Çirkini ve çirkinlikleri de görüp sakındırmaya çalışacağız. Dinimizin iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak (emr-i bi’lmâruf ve nehy-i ani’l-münker) emrini başka nasıl yerine getireceğiz?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları