Çok kızmışlar

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Sayın Talat’ın Avrupa Konseyi Parlamentosu’nda “cemaat lideri” olarak yer alması Türk tarafını meşgul edip üzerken Rum basını ve Rum liderler Sayın Talat’ın yapmış olduğu konuşma üzerinde durmakta ve “Geçmişten bahsetti; hep geçmişi anarak şikâyette bulundu” diyerek eleştirilerini sürdürmektedirler. Biz, Sayın Talat KKTC’den bahsetmedi diye eleştiride bulunurken, Rum tarafı “kurucu devletten” bahsetti diye yaygara koparmaktadır. Kendi açılarından haksızdırlar diyemeyiz, çünkü Sayın Talat bu toplantıya “cemaat lideri” olarak davet edildiğine göre tek halk, tek devlet; tek egemenlik seviyesinde konuşmalı ve kendisine sevgi işaretleri veren Yoldaş Hristofyas’ı üzmemeliydi. Rum’un bakışı bu!
1977’de Makarios ile buluştuğumda ben de Waldheim’a Kıbrıs meselesinin ne olduğunu anlatırken bize yapılanları dile getiriyor ve bunun nedenlerini izah ediyordum. Makarios, ikide bir müdahale ederek “Geçmişe değil, geleceğe bakalım” edebiyatı yapmağa çalıştıkça ben daha da gerilere giderek, geleceğin geçmişi tekrarlamaması için geçmişin çok iyi değerlendirilmesi gereği üzerinde duruyordum. Rum liderlerin tümü, görüşmelerde geçmişi işitmekten hoşlanmazlar. “Geleceğe bakalım” diyerek sahte gülücüklerle azınlık olarak gördükleri Türk tarafına yaptıklarının hatırlatılmasını istemezler. Hele hele “vizyondan” bahsedilmesini hiç istemezler, çünkü onlara göre eksersiz “1960 Anayasası’nı tadil ederek adına iki kesimli federasyon denilen bir ortam yaratmaktır”. 1960 Devleti’nin ortaklık devleti olduğunu da inkâr ederler, üniter bir devletin eyaletlere ayrılmasını öngördükleri için, Kıbrıs Türklerinin, geçmişi hatırlatarak, 1960’dan daha iyi garantiler istemesini uzlaşmazlık örneği olarak değerlendirip dünyaya da öyle takdim ederler.
1960’daki Garantiler bizi zor kurtardı. Bu garantilere rağmen bize 1963-1974 yıllarını yaşatmış olanlarla yeni bir anlaşma yapılacaksa bu anlaşma bize yapılanların tekrarlanamayacağı sağlam bir zemine oturtulmalıdır. Bu zemin de, milli direnişimiz sonunda kurtararak KKTC’nin bünyesinde somutlaştırdığımız haklarımızdır, yani devletimiz, eşit egemenliğimiz ve Türkiye’nin fiili ve etkin garantisidir. Dünya kamuoyu 1963-74 yıllarında bize yapılanları unutmuştur. Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak algılanan eli kanlı Rum idaresi “Ülkem işgal altındadır, işgalden kurtulmam için yardım edin” diye büyük bir kampanya yürütmektedir. Bize düşen gerçekleri, bize yapılanları, direnişimizi ve Barış Harekâtı ile canımızı zor kurtardığımızı devamlı surette hatırlatmaktır. Sayın Talat yirmi kişilik dinleyiciye de olsa geçmişi hatırlatmakla görevini yapmıştır. Ancak bu görevi her temsilcimizin bulundukları her yerde etkin bir şekilde yapmaları gerekmektedir. Gibson’un Genocide (Soykırımı) kitabı geniş ölçüde dağıtılmalıdır. Bu kitabı okuyan bir diplomat bana “Rum liderler, AB üyesi bir Kıbrıs’ta Türklerin korktukları gibi olaylar olamaz demektedirler. Bağlantısızlık taslayan ve İngiliz Milletler Camiası’nın üyesi olan, üç garantörün garantilediği Kıbrıs’ta Gibson’un yazdıkları olabilmişse, ayni insanlar AB üyesi olduktan sonra bu olaylar niye tekrarlanamasın? Demem gerekirdi, ancak diplomat olduğum için bunu söyleyemedim, içimde kaldı” demişti.
Mücadele, Rumlar açısından, kanla elde ettikleri sahte bir unvanı devam ettirmek için dünyayı kandırmaya devam mücadelesidir. Propagandadır. Yalanı yaymaktır, gaspa sahip çıkmaktır. Bunun cevabı gerçekleri bütün çıplaklığıyla dünyaya yaymaktır. Rum kızacaksa kızsın. Aldırmayacaksınız. Onun utanmadan söylediği yalanları teşhir etmek için 1963’ten 1974’e kadar yaptıklarını ve Türkiye gelmeseydi Muratağa, Sandallar, Atlılar ve diğer yerlerde başımıza gelenleri gün ışığında tutmak zorundayız. Aydınlatma kampanyamıza hız vermek hepimizin görevidir.  

Yazarın Diğer Yazıları