Çöldeki isyanı bırak, kendi yangınına bak!..

İsrafil K.KUMBASAR

Çöl, ‘isyan ateşi’ ile kavruluyor.
‘Kibriti’ çakan, ‘hedefine’ savrulan okun gidişine gözünü dikmiş ‘yarını’ kuruyor. Tevatürler, tahminler, beklentiler sokağı dalgalandırıp, artık birer ‘gölge’ halini almış milyonlara adrenalin pompalıyor:
‘Direniş’, ‘isyan’, ‘devrim’.
Evet, ‘bir yanı’ ile devrim muhakkak(!)
Cola, Jean, Hamburger, Facebook, ‘gül dudaklı’ haspalar, ‘tepeden tırnağa tattolu’ babayiğitler.
Kum tepecikleri üzerinde yükselen ‘serap’ değilse, muhakkak ‘Amerikan rüyası’dır.
Kolayından tav olunan, görür görmez vurulduğumuz ‘haz çağının’ simgeleridir bu devrimin altyapısı.
‘Petrol’, ‘dolar’, ‘borsa’, ‘altın’ nefes nefese kalmış Arap atlarının yarışına öykünme halinde. Biri iniyor, biri patlıyor.
Ocaklar batıyor, ülkeler kavruluyor; Brüksel’de, Washington’da devâsa binaların lüks odalarında ‘kahkahalar’ yükseliyor.
Krallar, şeyhler, liderler nefeslerini tutmuş, sıranın ne zaman ‘kendilerine’ geleceğinin hesabını yapıyor.
Biraz dişli çıkanlar, zulümlerini tescil için ‘keskin nişancıları’ gölgelerin üzerine sürüyor.
Neresinden baksanız, ne ‘vuranın’ ne de ‘vurulanın’ savaşıdır bu.
Bir serabın ‘sahte kahramanları’ kan denizinde kulaç atıyor.

***

Biz şanslıyız elbette.
O kan denizinde kalan soydaşlarımız için yapacaklarımız var.
Feribotlarımız, firkateynlerimiz demir alıyor. İstanbul bir kez daha gri Şubat günlerinin kasvetini soluyor.
İskeledeki korkuluklara dayanmış, karşı kıyıda Ofer’den güç bela kurtardığımız Karaköy rıhtımını, Kabataş’ı, Fındıklı’yı izliyoruz.
Telaş içinde insanlar geçip gidiyor yanımızdan.
Biraz öteden sandalda ızgara yapılan balıkların kokusu ulaşıyor genzimize.
Tam o esnada, çöldeki ‘gölgeler’ ile bizim kıyılardakiler arasında bir kıyas yapmak geçiyor aklımızdan.
Hemen kıyıya kondurulan ‘tarihi mimari’ süsü verilmiş, ‘şimdilik’ belediyeye ait büfe tipi bir ‘çorbahane’ dikkatimizi çekiyor.
Bir kaç hafta önce böyle bir mekan yoktu burada. Üstelik 10 metre batısında, 50 metre doğusunda iki büfe var zaten.
Öyle güzel kondurulmuş, kurşun kaplı kubbesi ’tarihi doku’ile öyle uyumlu olmuş ki insan “Hah işte, kılıf böyle olmalı”, en azından gelecek eleştirilere, “Tarihi dokuyla uyumlu” cevabı verilir ve bu iş savuşturulur diye düşünüyor.

***


Çölü isyan ateşi kavuruyor, bizi ‘nisyan’
belası.
Söze her başladıklarında “Devlet çorap mı yapar kardeşim, hepsini satacağız” diyenler, ‘ne güzel tezgahlar’ kuruyorlar, akıl alacak gibi değil.
Kaşla göz arasında Eminönü iskelesine kondurulan çorbahane de o kafanın ‘izini’ sürmek için sadece bir simge.
‘Jean’den, ‘Face’den, ‘Cola’dan, ‘Rihanna’dan kafayı kaldırabilse gençler, adım adım işgali görecekler.
Galata Köprüsü’nün yanıbaşındaki motor iskelesinin nasıl da ‘çitler ile çevrildiğine’ şahit olacaklar.
Evet, devlete ‘bir çok şeyden’ el çektiriliyor.
Ama başka eller, ustaca manevralarla o ‘kaynakların’ o ‘kaymakların’ üzerine oturuyor.
Bizim ‘bir kuruşa’ mezata çıkardığımız, bir yıl geçmeden ‘bin kuruşa’ ikinci, üçüncü şahıslara devrediliyor.
Sonra gelsin ‘yeni kaynak’ arayışları.
Nerede ‘boş’ bir alan var, hangi kuytuda ‘ormana’ kazma sallarız, hangi ‘kamu kurumuna’ mal pazarlarız?

***


Üşenmeyin, bir gece sadece Sirkeci ile Karaköy arasında 15 dakika yürüyün.
Orada taşeronlar eline bırakılmış, ‘asgari ücrete’ mahkum edilmiş, ‘üç-beş ayda bir girdi-çıktı yapılan’ çöpçüleri göreceksiniz.
Bırakın ‘elin çölündeki’ isyanlara dertlenmeyi de, bir damlacık da ‘kendi yangınlarınıza’ gözyaşı akıtmaya çalışın.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş