Çözelim mi çözülelim mi?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Bir sorunu çözmek için evvelâ soruna teşhis koymak gerekmektedir. Bir sorunun çözümü için 46 yıllık bir gayret sarf edilmiş ve sonuç alınamamış ise, soruna yaklaşımda veya teşhiste bir hata vardır demektir. Kıbrıs meselesinde gözlerini kapayıp, soruna teşhis koymaksızın reçete yazmış olan büyük devletlerin, dost ve müttefiklerin (şimdi de AB’nin) kendi çıkarları doğrultusunda davrandıklarını bilmek gerekmektedir. Çare bunlara boyun eğmekte değildir, bunları, yaptıkları haksızlık ile utandırmaktadır.
Lord Maginnis bunu İngiliz hükümetine yazmış olduğu tarihi önemi olan cesur mektubu ile gereğince yapmıştır. Şehitlerimiz, kayıplarımız, gazilerimiz adına kendisine şükran borcumuz vardır. Bu mektup İngiltere’de Lordlar Kamarası ile Avam Kamarasına (Parlamentoya) verilmiş ve basına açıklanmıştır. Londra’daki örgütlerimizin bu mektubu ilgili tüm makamlara, AB mebuslarına ve AİHM’ye göndererek Kıbrıs meselesine gerçekçi bir teşhis koymadan bu meseleyi Türkiye’nin boynuna asıp ahkâm kesmekten vazgeçmeleri ısrarla istenmelidir.
Kıbrıs Türkleri 46 yıllık haksızlık, adaletsizlik, pervasızlık ve insafsızlıktan bunalmış olabilirler ancak bu bunalımın kendilerini devletlerinden, egemenliklerinden ve kendi kaderlerini tayin haklarından vazgeçireceğini kimse düşünmemelidir. Görüşmecimiz ve Cumhurbaşkanımız Sayın Talat’a ve onu desteklediklerini duyuran Türk makamlarına rağmen bu bir gerçektir. Halkın yüzde seksene yakın bir kısmı Devletim, Egemenliğim, Türkiye’nin Garantörlüğünün devamı diyor. Rum tarafı bunların tümüne hayır diyor.
Türkiye, Sayın Talat ile birlikte, Kıbrıs Türklerinin çoğunu ateş üzerinde tutan, son açılımını yaptı. Rum tarafı konuyu Milli Konseyde görüştü ve bu önerileri de kabul edilmez buldu. Buna rağmen önceden kararlaştırıldığı şekilde son altı seanslık toplantının yapılacağı anlaşılmaktadır. Altmış kez görüşülmüş ve bir sonuca varılmamış olan konular altı toplantıda halledilemez, ancak, Rum basınına göre bu gayret sırf Sayın Talat’ın seçilmesine yardımcı olmak için bir oyundan ibarettir. Öyle mi, değil mi? Burada biz bununla ilgili değiliz. Konumuz  “çözüm”  diye diye teşhisi konmamış bu konuda  “hep vere vere”  nereye kadar gideceğimizdir.
Gerçekçi bir teşhis için sadece geriye bakmak yeterlidir. Mesele Rumların dedikleri gibi Anayasadan kaynaklanan bir mesele değildir. Bunun kanıtı Anayasa Mahkemesinin Başkanı Forstoff’un ifadesinde, Akritas Planında, Makarios’un beyanatlarında bol bol vardır. Gerçek teşhis Rum idaresinin Kıbrıs’a sahip çıkma isteminden ve eyleminden kaynaklanmaktadır. Büyük, dost ve müttefik devletler, Garantör İngiltere ile birlikte, Rumların tüm yaptıklarına rağmen eli kanlı Rum idaresini meşru hükümet olarak tanıdığı günden itibaren bu sorunun hal çaresi, dışlanmış Türk ortak olarak, Türk tarafının hak ve hukukunu korumasına kalmıştır. Şehitler pahasına ve on yıllarca devam eden “müzakere yolu ile sorunu, BM kriterlerine göre halletmek” çabasına rağmen, Kıbrıs Türkleri ancak Barış Harekâtı ile kurtulabilmişlerdir. KKTC 1960 Antlaşmalarının kabul ettiği tüm hak ve yetkilerimizin somutlaşmış bir eseridir. Kıbrıs benimdir diye başlatılan bu dava Kıbrıs Türklerinin kendi hak ve yetkilerini koruyan iki coğrafya esasına dayalı olarak halledilmiş oluyor. Geriye komşu Rum hükümeti ile uzlaşma kalmaktadır. Bunun olabilmesi için dost ve müttefiklerin her iki tarafa eşit davranmaları gerekmektedir. Rum idaresini başımıza buyruk yapamayacaklarını anlamalıdırlar. Cumhurbaşkanımız Sayın Talat’ın AKEL partisi ile balayı yaşadıkları günlerde  “olur, verebiliriz”  dediklerinin hiçbirini Kıbrıs Türk halkının büyük bir çoğunluğu kabul etmiyor. Zaten Hristofyas da Sayın Talat’ın verebileceklerinin ötesinde Kıbrıs’ı istiyor. Bu şartlar altında Türk tarafı çözülmediği ve Rum’a teslim olmadığı takdirde, başkalarının  “çözüm” , benim ise  “Güneydeki devletle Kuzeydeki devletin uzlaşması”  dediğim sonuca varılamayacaktır. Çözülmeyeceğimize göre KKTC’nin güçlenmesi için gereğine bakalım. Rum’un kafası hâlâ Akritas Planındaki kafadır. Hristofyas bunu açıkça itiraf etmiş ve Makarios’un izinde EOKA’dan ilham aldığını dünyaya duyurmuştur. Ne demek istediğini anlamak için başımıza gökten taş yağması mı gerekiyor?

Yazarın Diğer Yazıları