Çözümden neyi kastediyorlar?

A+A-
Özcan YENİÇERİ

“Tarihi fırsat”,  “iyi şeyler olacak”, “çözüme yakınız”  sözlerinin devletin tepesinden gelmesi vatandaşta terörizmin sona ereceği konusunda güçlü bir beklenti yarattı. Sıradan yurttaşlar  “işin sonuna gelindiğini”  dağdaki çetenin silah bırakmak durumuyla karşı karşıya kaldığını düşünmeye başladı. İktidar ile devletin tepesindeki uyumun, Baykal’ın teröristlerin silahı bırakması halinde bazı tedbirlerin alınabileceği yolundaki sözleri, terörün son bulacağı yolundaki umutları güçlendirmiştir.
Sorunun asıl muhatapları ise ortaya koyduğu eylem ve tavırlarıyla durumun hiç de göründüğü gibi olmadığını göstermiştir. Bunu  “Kürt Sorunu”nun da karşı taraf olarak kendini konumlayanların sözlerinden anlamak mümkündür. Bir defa dağdaki adam -yani silahları bırakacak adam- ne diyor önce ona bakalım: “İngiltere’nin İskoç halkına kendi parlamentolarını vererek, İskoçların iradesini kabul ettiğini, kendilerinin de Türkiye’den aynı şeyi istediklerini” söylüyor. 
Görüldüğü gibi silahlı meczup, ya ne söylediğini bilmiyor ya da söylediklerinin ne anlama geldiğinden haberi yok. AKP’nin etkin vekillerinden İhsan Arslan ise  “Dağlardaki ’Ne Mutlu Türküm Diyene’yazısının sosyal tedbir çerçevesinde silinmesi gerekir.../...DTP tarafıyla zımnen de olsa mutabakat şart” diyor...
Abdül Melik Fırat ise çözüm için;  “Anayasa’da Kürtlerin vatandaşlığını, yani kimliğini tanımak, çocuklarını kendi diliyle okutmak.../...Adem-i merkeziyetçilik.../...Mahalli İdarelerin güçlendirilmesi.../...Kürtçe basın, yayın, televizyon serbestliği” öneriyor. 
DTP’li Emine Ayna ise  “Azınlıklarla Kürtler arasındaki en büyük farklardan birisi sahipsizliktir. Tüm azınlıkların bir yerde bir devleti vardır.../...Kürtler için durum farklıdır. Kürtler kendileri açısından ” sahipsiz bir halktır “ bu yüzden PKK’yı koruyucu güç olarak gördükleri için sırtlarını ona dönemezler”  diyor. Ayna, PKK’yı Kürtlerin dağlarda kurduğu bir tür Kürt Devletinin silahlı gücü olarak görüyor. Kürt halkına sahiplik ettiğini söylüyor.
DTP’nin genel başkanı ise  “Her kim ki demokratik bir çözümden yana ise her kim ki silahsız bir çözüm arzuluyorsa mutlaka ama mutlaka elini tetikten çekmelidir” diyor. Dağdaki teröristle düzeni sağlamakla görevli olan güvenlik güçlerini aynı kategoride değerlendiriyor. Dağdakine  “ininden çık, bırak silahı”  diyemiyor. Çünkü resmi genel başkan, fiili başkan İmralı hükümlüsünün rehinesi durumundadır.


Fiilen bağımsız devlet!
İmralı’daki hükümlü ise 31.10.1990 tarihli “Politik Rapor” da kendisine özgü çözüm önerilerini şöyle dile getirmiş:  “Bağımsız bir kimlik kazanılmamış ki, o kimliğe dayalı politikalar; dolayısıyla, kaderini tayin hakkı, insan hakları, kültürel haklar, siyasi haklar söz konusu edilsin... Öncelikle halledilmesi gereken kimlik sorunudur; kimlik savaşının kazınılmasın gereği birincil derecede önem kazanmaktadır. Bugün de savaşın bir boyutu ” kimlik savaşı “ olmaktadır. Bireysel düzeyden tutalım, ulusal düzeye kadar, geliştirmeye çalıştığımız, biraz da kazanmaya çalıştığımız ulusal kimlik ve onun üzerinde gelişecek toplumsal özgürlük iradesidir” . İmralı’daki elebaşının ve PKK terör örgütünün stratejisi çok açıktır:  “Kürt milli kimliği” nin sağlanması,  “yerinden yönetim” in kabul ettirilmesi, “demokratik özerklik”  ve nihayet “bağımsız devlet”e giden bir demokratik çözümdür. Çözüm adına atılması düşünülen her adım, bu amaçlar dikkate alınarak atılmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları