Çukurda siyaset

A+A-
Altemur KILIÇ

Türkiye’de siyaset, ne Osmanlı döneminde ne de Cumhuriyet döneminde bu kadar “düşük düzeye” inmişti. Bu düzey “seviye” değil “çukur” ! Necip Fazıl, bir adama  “Sana alçak diyemem... Zira alçaklık da bir seviyedir” demiş. Bugün de politika “çukurda” ; bazıları var ki  onlara “alçak” demek iltifat olacak!
Seçim tartışma ve atışmalarında, “çukur” a “standardını” koyan da “AKP Standartlar Enstitüsü”. Erdoğan, “kaset şantajları” hususunda, hükümet olmanın gereği, bu alçak tertiplerin iç yüzünü tahkik ve takbih etmek yerine, gerçek oldukları da belli olmadan, peşinen kabul ediyor ve “şantajları” kendi konuşmalarında kullanıyor! Bu,  “çukurda” siyaset yapmak değil de nedir!
 “Röntgencilik”, insanların “harimi ismetlerini” gözlemek, en hafif deyimiyle  “edepsizlik” tir. Her ne maksatla olursa olsun ne siyasette,  ne de bir başka alanda mazur görülebilir... Bunlara itibar etmenin de İslamiyet’e aykırı olduğunu, din adamları söylüyorlar! Ancak Erdoğan’ın, “tarzı siyasetine”  göre meşru! İnsanların, politikacıların,  sonunda kendi kazdıkları çukura düştükleri de vakidir.. Kristal evlerde oturanlar başkalarının evlerine taş atmamalıdırlar!


İnönü’den Demirel’e...
Siyasetin düşürüldüğü bir başka çukur da Erdoğan’ın, Dokuzuncu   Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e tarizden öte, tacizi. Erdoğan daha önce İsmet İnönü’yü de hedef almıştı. Şimdi hedefinde, 87 yaşındaki Demirel var. Ona İnönü’ye atfen “İkinci Milli Şef” diye açıkça “tecavüz” ediyor. Demirel de böyle diyor!
Erdoğan’ın Demirel’e hışmının sebebi, anlaşılan Prof. Mehmet Haberal’ı savunması.. Bu siyasi değil vicdani, insani bir duruş! Haberal’a reva görülenleri, insan olan kişi mazur göremez.. Demirel’in ifadesiyle “Suçu olmadan zindana atılmış” bir kişiden bahsediyoruz. Aynı durumda Haberal değil de kim olsa, aynı infiali gösterirdim. İsyan ediyorum. İnsan olan herkes de isyan ediyor! Şu sırada ülkede o kadar isyan edilecek durum var ki  “isyan denizine” düşmüşüz. Allah’a sığınmaktan başka çaremiz yok. Ancak Erdoğan mağdurları koruyanlara infial ediyor! “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” demekten başka da diyecek şey yok.


MHP’ye şantaj
 “Çukur siyasetinin” veya “çukurda siyasetin”  canlı bir örneği de MHP’ye karşı yapılan “kaset şantajları”. Son olarak da güya bazı “Ülkücülerin”, Devlet Bahçeli’ye  “18 Mayıs’a kadar çekilmezsen” ültimatomu. Yarın müddet dolacak... Bakalım bu çukur adamlar, ne yapacaklar? Hangi mülevves kasetleri, hizmete sokacaklar!
Bu konuda akılları asıl zorlayan soru şu, bu  “sanal” adamlar, gerçekten, ülkücü, milliyetçi ve MHP’li iseler, bu şantajı neden şu sıra, seçimlere 26 gün kala yapıyorlar? Adlarını, kimliklerini açıklamamak alçaklığı, “çukurluğu”  bir yana; farz edelim ki Bahçeli istifa etti. MHP Kurultaya gitti ve yeni bir Genel Başkan seçildi.. Kalan kısa sürede MHP kendisini nasıl toplar, ne kadar gücü kalır, ne kadar oy alabilir? Barajı aşabilir mi?  Sadece Bahçeli’nin Genel Başkanlığı değil, milliyetçiliğin varoluşu söz konusu!
Oyun belli değil mi? MHP’yi, milliyetçileri saf dışı etmek. İçeriden ve dışarıdan tezgahlanan “Büyük Oyun” malum... Türkiye bir  “Şeytan Üçgeni” ne sıkıştırılmış. Apo ve adamları Türkiye’yi bölmek, “Büyük Kürdistan”ı kurmak isterler.
Üçgenin diğer “eş kenarı” da Erdoğan. Amacı da AKP seçimlerde mutlak iktidarı alırsa, Parlamento’da 300’den fazla adamıyla yeni anayasasını dayatarak, “Türklük” kavramı ve “Atatürk Cumhuriyeti” nin değiştirilemez ilkelerini yok etmek ve “Tek Adam” olmak. Eğer MHP bu şantajlarla barajın altına düşer ve TBMM’de temsil edilmezse, bu komplolara nasıl engel olunacak... TSK da saf dışı! MHP’nin olmadığı bir Parlamentoda kabul edilecek Yeni Anayasa, esastan batıl olur. Ama bazı yazarlar  “MHP’nin TBMM’de temsil edilmemesi demokrasinin kazancı olur” diye maksatlarını açıkça itiraf ediyorlar.
Bahçeli önceki akşam Show TV’de Ali Kırca’nın “Siyaset Meydanı” programında, “Karanlıktan gelen sese kulak asmayız. ’Erdoğan-Gülen ve Öcalan’eşkenar üçgenine teslim olmayız. İstifamız mümkün değil” dedi.
Adına makamına yakışan da bu;  “Devlet adamı gibi Devlet” olmak. Bütün bunlar, “küçük kıyametler” ,  “küçük çukurca” oyunlar... Asıl  “büyük kıyamet” Apo’nun tehdidine göre 15 Haziran’da. Amerika’da bazıları 18 Mayıs’ın  “kıyamet” -hüküm- günü olacağına inanırlarmış. Türkiye’de “hüküm” günleri 12 Haziran’dan sonra... Sahte İsrafil borusunu öttürecek, mahşerin süvarileri dört nala, dolu dizgin Türklüğün kaderini -varoluşunu- tayin edecek. “Devlet Adamları” mahşer günümüzde belli olacak!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları