Cuma’yı Mekke’de kılan AKP creması

İsrafil K.KUMBASAR

AKP iktidarının uyguladığı çarpık ekonomik politikalar yüzünden, ‘gelir dağılımdaki’ adaletsizlik her geçen gün büyüyor, ‘zengin’ ile ‘yoksul’ arasındaki uçurum genişliyor, ‘kömür’ ve ‘makarna’ yardımına mahkum olanların sayısı hızla artıyor.

‘Kâğıt üzerinde’ istatistik rakamları ile oynayarak ‘enflasyonu’ indirenler, ‘rekor büyüme’ sağlayanlar, kişi başı geliri ‘10 bin doların üzerine’ çıkaranlar, ortadaki ‘acı gerçeği’ne yazık ki değiştiremiyorlar.

Türk-İş araştırmasına göre, Nisan 2015 itibarı ile 4 kişilik bir ailenin ‘yoksulluk’ sınırı 4.344 liraya, ‘açlık’ sınırı ise 1.334 liraya yükseldi.

Yani, ülkedeki her dört kişiden üçü ‘yoksulluk sınırının altında’, her iki kişiden biri ise ‘açlık sınırının altında’ hayatını sürdürmeye çalışıyor.

*  *  *

Milletin ekseriyeti ‘açlığın’ ve ‘yokluğun’ pençesi altında kıvranırken, iktidara yaslanarak ‘yolunu’ bulan crema taifesi servetine servet katıyor.

Sevgililerine ‘cip’ hediye edenler, ‘muta nikâhlı’ eşlerine ‘ultra-lüks daire’ alanlar, ‘haram’ yiyip, ‘kul hakkı’ ile göbeklerini şişirenler, günahlarından kurtulabilmek için bugünlerde ‘Mekke’de Cuma namazı’ kılma kuyruğuna girdiler.

Bu işte iyi ekmek olduğu görerek Kâbe’ye ‘günübirlik’ turlar düzenlemeye başlayan bir şirketin yetkilisi, programı şöyle anlatıyor:

- “Gece 02.00’de Mekke’de oluyorsunuz. Öğlen 13.00’de Harem-i Şerif’te Cuma namazı kılıyorsunuz. 22.00’de Medine’de akşam yemeği yiyorsunuz. Gece 01.00’de İstanbul’a dönüyorsunuz.” 

Peki, bu hizmetin bedeli ne dersiniz?

Sadece ‘800’ dolarcık.

*  *  *

Ne güzel değil mi? Bir kalemde 800 doları bastırıp, günübirliğine Mekke’ye gidiyor, ‘Cuma namazını’ kılarak bütün günahlarınızdan arınıyorsunuz.

Ama bir kez de elinizi ‘vicdanınıza’ koyup, ol muhteremlerin, yanlarında çalıştırdıkları ‘işçilerin’ içinde bulunduğu sefaleti gözler önüne getirin.

O işçiler, belki ‘kuru fasulyenin’ ve ‘nohudun’ tadını unutmuşlardır, aylardan beri evlerine ‘et’ götüremiyorlardır, okula giden çocuklarına ‘harçlık’ veremiyorlardır, ‘kredi kartı borçları’ yüzünden evlerine dahi uğrayamıyorlardır belki, kim bilir?

Üzerindeki ‘damatlıktan’ kalan elbisesi, siyahtan ‘kahverengiye’ dönüşmüştür de haberi dahi yoktur.

Ayakkabılarının altını kaç sefer ‘yamatmıştır’ da hatırlamıyordur.

Ama olsun, gönlü rahattır.

*  *  *

Nasıl olsa patronunun, Cuma namazını Mekke’de kılacak kadar hali vakti yerindedir.

Bütün umudu, patronunun  “Yarabbi, rızkımı bol et ki, ben de çalışanlarımın alın terini kurumadan vereyim” şeklindeki duasındadır.

Hele hele Allah yüzüne bakar da ‘uçaklarda’ edindiği dostluklar, ‘iktidar büyükleri’ ile kurduğu yakın ilişkiler meyvesini vermeye başlarsa, işte o zaman gürün siz onu.

Günün birinde ‘sıfır kilometre’ takım elbiseyi sırtına çekip elinde beş kiloluk bir pirzola paketi ile evine girecek ve çocuklarına şöyle seslenecektir:

- “Ben demedim mi size, müjdeler olsun, patronun Mekke’deki duaları kabul oldu. Açlıktan kurtuluyoruz. Tek göz odadan üç göz odaya çıkıyoruz. Hepinize birer bilgisayar alabileceğim. Hepinizi istediğiniz yerde okutacağım.” 

*  *  *

Vakt-i zamanında yolu bir mahalle camisine düşen hali vakti yerinde bir kodaman, namazını kıldıktan sonra ellerini açıp şöyle dua etmeye başlamış:

- “Ey Allah’ım, sen kime ne vereceğini iyi bilirsin. Çok sıkıntı içerisindeyim. Acil bir şekilde beş milyon dolara ihtiyacım var.” 

Zengin adamın hemen yanı başında saf tutan ve ne istediğinden haberi dahi olmayan gariban bir adam ise tevazu içerisinde şu şekilde mırıldanmış:

- “Yarabbi, şu gariban kulunun halini de görüver. Kış yaklaşıyor, üç beş kuruş nasip eyle de kendimize bir çift ayakkabı alalım.” 

Bu sözlere kulak misafiri olan zengin, hışımla yan tarafa dönerek garibanı azarlamış:

- “Sakın ha, Allah ile aramıza girme. Allah bana beş milyon dolar versin, ben sana sadaka olarak bir çift ayakkabı alırım.” 

*  *  *

Aldıkları onca ahın, yedikleri onca haramın altında ezilerek dönüşüm geçiren Devr-i AKP zenginlerini, Cuma namazını kılmak için Mekke’ye koşturan temel saik nedir?

Yoksa dua ederken Allah ile aralarına ‘garibanların’ girmesini engelleyip,  “Allah bize versin; biz de eşek değiliz ya, gerekeni yaparız” diye mi düşünüyorlar?

Ne dersiniz?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş