Cumhurbaşkanıma açık mektup...

A+A-
Altemur KILIÇ

Sayın Cumhurbaşkanım; haddimi aşmak pahasına, zât-ı âlilerine bu açık mektubu yazıyorum... Muhteviyatını, huzurunuza gelerek yüz yüze arz etmek isterdim... Bu mümkün olamayacağına göre, “Cumhurbaşkanıma” ülkemizle ilgili dertlerimi, endişelerimi köşemde arz etmeyi, bir TC vatandaşı olarak vazife bildim.
88 yaşıma giriyorum; fazla zamanım kalmadı. Cumhuriyetin en parlak, coşkulu yıllarını, “Mustafa Kemal Atatürk yıllarını” yaşadım. Önümüzü görüyorduk; istikbal umutlu ve parlaktı... Şimdi ise bu yaşımda, ülkenin önünde hiç umut ışığı göremiyorum. Bu dönemde - “döneminizde” -, “ahvâl ve şerâit” - “gidişat”, hiç de iyi değil. “İyi şeyler” olmuyor! Bu “gidişattan” sizin de memnun olmadığınızı tahmin ediyorum!...
Önümüzde milletimizin kaderini tayin edecek önemli seçimler var... Sonucunda, tarihimizde yeni bir “beyaz sayfanın”  açılması gerekir; ama maalesef, seçimlerden sonra, tasarlanmakta bulunan ve mahiyeti şimdiden malum olan, ifşa edilen tasavvurlara göre “Yeni Anayasa” ile, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet - “üniter-ulus devlet” - kökünden değiştirilecek... “Türklük” kavramının ve “değiştirilmesi teklif edilemez” maddelerin değiştirilmesiyle ülke parçalanacak; yeni badirelere yol açılacak!.. Kısacası, “tasavvurlar” gerçekleşirse, “beyaz sayfa” açılmayacak, ortaya “kara bir levha” çıkacak!
İç ve dış düşmanlar, Türkiye’yi iç savaşa sürüklerken Ordumuz zaafa uğratılmış durumda, komutanları “içeride” !.. Çocuklardan, gençlerden başlayarak her kesim huzursuz. Her gün her gece ayakta, eylemde. Yolsuzluk şayiaları var. Baskınlar, arbedeler, kentlerde taşlı sopalı “molotofkokteylli” “eylemler”, tutuklamalar “ahvâl-i âdiyeden” !.. Âdeta herkes “şüpheli” ! Kapılarımızın her an, artık tanımakta güçlük çektiğimiz bir başka tür polisler tarafından basılmasını bekliyor ve evlerimizin, kitaplığımızın, arşivlerimizin darmadağın edilmesinden korkuyoruz... Türkiye, ortamların, telefonların dinlendiği, özel hayatlara kaset şantajlarıyla tasallut edildiği  “gizli tanıkların” ihbarlarına itibar edilen ve suçları sabit olmayanların hapsedildikleri, aylar, yıllar boyu ceza evlerinde yattıkları bir “korkular ülkesi” oldu. Ordulara komuta etmiş, kahramanca savaşmış onurlu komutanlar, subaylar adi suçlular gibi yaka paça tutuklanıyor ve sonu gelmez davalarda yargılanıyorlar. Onların, gazetecilerin, aileleri acılar içinde perişan... Ordumuz, henüz silahları elinden alınmamış olsa bile, fiilen ve manen zaafa uğratılmış durumda. Yargılamalarda, bariz hukuk ihlalleri var. “Bunlar yargının tasarrufudur” sözü anlamını kaybetti; klişe oldu... “Geciken adalet, adalet değildir” sözü, kadük, “Adaletin gecikmesi, geciktirilmesi” kural oldu!
Velhasıl ülke, yollar, binalar, alış veriş merkezleri, kanallar inşaatıyla iflah edilemeyecek durumda!
Sayın Cumhurbaşkanım; bu karabasandan nasıl kurtulacağız?.. Bizi kim kurtaracak?..
Başta, karabasanın odağı olan binlerce dosyalık cd’lik davalar daha ne kadar sürecek?..
Savcılar, yargıçlar bilemiyor; siz biliyormuşsunuz Sayın Cumhurbaşkanım... Bu, kapsamı, ucu bucağı belirsiz süreç sonunda, masum oldukları anlaşılacak “sanıkların” ve ailelerinin kaybettiklerini kim, hatta siz geri verebilecek misiniz?..
Bunları düşündükçe benim uykularım kaçıyor.. Sizin yumuşak tabiatlı, sevecen, merhametli bir kişi olduğunuzu biliyorum. Üslubunuzdan ve hemen her zaman mütebessim çehrenizden belli! Bunları gördükçe, siz de rahat uyuyabiliyor musunuz?..
Ülkemizin kimyası o kadar bozuldu, işler, kafalar öylesine karıştı ki kimse, hatta senaryonun yazarları dahi bilemiyorlar. Eski Yunan trajedilerinde “Oyunun” yazarı konuyu içinden çıkılmaz hale getirince sahneye bir “tanrısal makine” indirir  “oyunu” bitirirdi. Şimdi Allah’ın yüksek katına en yakın makam zât-ı âlilerinin makamı ve “oyunu” bitirmek görevi öncelikle, hatta yalnız size düşüyor... Anayasada görevleriniz, yetkileriniz belli: Tarafsız olmalısınız. Ama aynı zamanda bütün Cumhurun -milletin- başısınız.. Hatta suçlu veya masum “içeridekilerin” ve ailelerin de babası durumundasınız. Başkomutan mevkiinde olduğunuz için Ordumuza da sahip çıkmanız gerekiyor... Şekil bir tarafa, Ordumuzun geleneksel “millet-ordu” ayrıcalığına son verilir, ruhuna Fatiha denirse neler olur neler?..
Bu durumlara nasıl geldik?.. Kâbus, nasıl, ne zaman başladı?.. Nerede yanlış yaptık?.. Suç kimin, günah kimin? Artık tartışmak, suçu biribirimize atmak boşuna. Kısır bir döngü. Tartışılması, karşılıklı suçlamalar, ülkeyi büsbütün karıştırıyor ve bölüyor! Kısacası kabul etmeliyiz; suç hepimizin!.. 
Evet, Sayın Cumhurbaşkanım; tarafsızlığınızın ihlalini sizden kimse isteyemez... Ancak bütün milletten yana “taraf” olmanızı bekleriz!
Cumhuriyetin kurucusunun, bizce kutsal mekânında ikamet etmektesiniz. Orada duvarların sesi olsaydı, Atatürk konuşabilseydi, eminim, O da, sizden bunu isterdi!
Dünya sonunda kimseye kalmıyor.. Arkada hoş bir sadadan başka ne bırakacağımız önemli!
Sayın Cumhurbaşkanım, sizde devlet adamlığı vasıfları var.. Döneminizin tarihe, TC’nin “bitiş” dönemi olarak geçmesini istemiyorsanız, muhakkak ve acilen çok geç olmadan, duruma el koymanız, bu Cumhuriyete sahip çıkmanız lâzım!.. İşte o zaman “döneminiz” tarihe Türkiye Cumhuriyetinin “diriliş ve kurtuluş” dönemi olarak geçer. Zât-ı âliniz de tarihe sıradan bir politikacı olarak değil, bir “devlet adamı” olarak geçersiniz...
Haddimi aştımsa af ola sevgili Abdullah Gül!
Not: Sayın Cumhurbaşkanıma nâçizâne bir sorum: Cumhurbaşkanlığı forsu, bayrağımızın al rengi değişti mi?.. Neden değiştirildi?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları