Cumhuriyet bayramlarımız

Altemur KILIÇ

Eski Şeker ve Kurban Bayramlarından bahsederken hep “O bayramlar başka olurdu” denir... Benim çocukluğumda, gençliğimde Cumhuriyet Bayramları hakikaten başka olurdu, heyecan, coşku vardı... Ülke bölünmemişti; -Kürt’ü, Türk’ü, Çerkez’i- bütün vatandaşlar, “Türküm” demekle gerçekten mutlu olurlardı... İleride bir gün bu hallere geleceğimiz, akıllardan geçmezdi bile! Cumhuriyetin yıl dönümlerini içtenlikle kutlarken mutluyduk. “Ebediyete akıp gidecek yıllarda”  bunun hep böyle olacağından emindik. Mustafa Kemal’in bir gün öleceğini de düşünmezdik... “Düşüncelerinin” öldürüleceğini, “tutuklanacağını” hiç aklımıza getirmezdik!...O hep vardı ve  “bizi beklerdi” ... Ama O öldü, onun nöbetini devralamadık... Onun emanetine ihanet edenler karşısında savunmadayız ... O’na, Ordusuna, düşüncelerine saldıranlar kadar organize değiliz...

Mutlu sabahlar
Cumhuriyet Bayramları sabahlarında sevinçle uyanır, okuldaki törene gider, Cumhuriyete bağlılık andı içerdik! Ama öyle göstermelik değil:  “Çıktık açık alınla”  derken ve bütün sözlerini söylerken, gerçekte içlerimiz on yılda yapılanların övüncüyle doluydu...
Ailece Taksim’deki töreni, geçit resmini izlemeye giderdik, radyodan Ankara’daki geçit resminin “naklen yayınını” dinlerdik... Gece Taksim’deki ışık ve su gösterisini görmeye giderdik!... On yaşımda, ‘Onuncu Yılda’ Atatürk’ün yaptığı konuşma, sesi titreyerek “Ne mutlu Türküm diyene” diye haykırması hâlâ kulaklarımdadır... O zaman kimse, Kürt kardeşlerimiz de bunu hiç yadırgamamışlar ve bizimle beraber içtenlikle tekrarlamışlardı, aramızda ayrışma yoktu ve hakikaten çok mutluyduk!
Cumhuriyetin Onuncu yıl dönümünde İstanbul’daki okullardan “İzciler” Ankara’daki geçit resmine katılmaya gitmişlerdi.. Ağabeyim  “Baba Gündüz” de gitmişti.. Ben gidemediğim için ne kadar üzülmüştüm... Sonra gazetelerde fotograflarını gördük!
Şimdi elimde Avusturyalı fotoğrafçı Hoffman’ın (*) Cumhuriyetin ve Ankara’nın on yılını gösteren fotoğraflarının albümü var. Türkiye o zaman ne kadar mutlu, gururlu ve güzelmiş...
Ve masamda naçizane bendenizin editörlüğünü yaptığım çok güzel bir ekip tarafından hazırlanan bir albüm-kitap var,  “Cumhuriyetin 10 Altın Yılı.”  Burada on yılda Türkiye’nin her konuda nasıl değiştiğinin, geliştiğinin fotoğraflı öyküsü var... Keşke yeni baskısı yapılsa...
Ama bu sırada yayınlanan muhteşem bir kitap var: “Türk Mucizesi -Cumhuriyet” Turgut Özakman’ın yeni dev yapıtı! Cumhuriyeti ve faziletini unutanlar için!

Onbeşinci yıldan sonra
Cumhuriyetin yıl dönümleri 15. yıla, 1938’de Atatürk ölene kadar coşkuyla kutlandı... 23 Ekim 1938, onun son bayramıydı.. Ata Dolmabahçe’deki hasta yatağından kalkıp sarayın önünde gösteri yapan Kuleli Askeri Lisesi ögrencilerinin tezahüratını gözleri yaşlı seyretmişti.. Ankara’ya gidememişti ve sonra 10 Kasım’da öldü...
Bundan sonra araya Dünya Savaşı girdi, sokaklar eskisi gibi donatılmadı... Hava saldırılarına karşı bütün ışıklar karartıldı! Daha sonra Cumhuriyet Bayramı kutlamaları giderek sönükleşti.. Ve sonra ülkenin kimyası 27 Mayıs darbesi ile bozuldukça “Türk ve Kürt halkları” sözleri ve terör ülkeyi bölmeye başlamıştı ve bugünlere geldik..
Türklerin özellikle gençlerin yeniden uyandıklarını görmekle mutlu oluyorum... “Çıktık açık alınla” diye ellerinde bayraklar, bağırıyorlar, internet sitelerinde Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlılıklarını belirtiyorlar!
Evet bu yıl dönümünde millet uyanıyor ve de çıldırıyor ve bir tarafta dağlardaki “Ne mutlu Türküm diyene” sözleri silinirken gençler imanla bunları tekrarlıyorlar! Bakalm sonunda kim kazanacak? Türk’ün ateşle yeniden imtihanı!

Babamdan fıkralar
Herkes babasıyla iftihar eder... Benim babam Kılıç Ali’yle iftihar etmem için çok sebebim var... En başta Atatürk’ün güvenini kazanıp sonuna kadar kaybetmediği için ve yakın arkadaşı olduğu için ve de yiğit bir adam olduğu için! Babam, Ata’nın paralı koruması değildi, onu canı ile elinde tabancası koruyan arkadaşı idi.
Park otelin Ermeni metroteli anlatmıştı: Atatürk orada yemek yerken ışıklar söner ve etraf gene aydınlanınca manzara şudur; Babam ve mutad zevat denen Atatürk’ün yakın arkadaşları, ellerinde tabancaları vücutlarını Ata’ya siper etmişlerdi... 1919’da ona Sivas’ta iltihak edince güvenini kazanmış ve 1938’de ölürken gözlerini o kapamıştı... Bana aileme bu onur yeter! .
Ona ait, veya ona mal edilen birkaç anekdotu anlatayım..
Kalabalık Ata’nın etrafını sarmış.. Vardakosta babam dağıtmak için kalabalığa girişir.. Atatürk “Ne yapıyorsun Kılıç” diye kızar. Babamın cevabı: “Halkla temas ediyorum Paşam” !
Atatürk öldükten sonra Cumhurbaşkanı olan İsmet Paşa, Celal Bayar’ı ve babamı tasfıye etmiş ve onlardan kuşkulu... Peşlerine MAH’tan -Milli Emniyet- adamlar takmış... Bayar ve babam ılık bir sonbahar günü Atatürk Bulvarında yürüyorlar ve peşlerinde MAH’ın adamı. Paltolar ağır gelir, çıkarırlar kollarına alırlar. Babam birden arkasına döner ve eskiden tanıdığı MAH’ın adamına bağırır “Mehmet” diye... Adam afallar ama gelir. Babam da “Madem ki peşimizdesin al şu paltomu taşı” der...
(*) Hofmman’ın kızı Astride, Türk olarak Alanya’da yaşıyor ve babasının sanatına devam ediyor...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş