Cumhuriyetin sahibi

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Kurban ve Cumhuriyet bayramınızı bir kere daha tebrik ediyorum! Millet bu sene Cumhuriyetin sahibi olduğunu gönülden gösterdi. Yollar, stadyumlar, meydanlar doldu, taştı.
Ankara’da eski Meclis binası önünde toplanan gönüllü ziyaretçilerin gelişi, karşılanışı ve barikatların kaldırılışı, yürüyüşlerini tamamlayıp Anıtkabir ziyaretinden sonra huzurlu dağılışları, daha, çok konuşulacağa benziyor.
İktidar bu konuda iyi bir imtihan vermedi, veremedi.  “Siz Anayasa’nın verdiği hakkınızı kullanarak istediğiniz alanda toplanabilirsiniz. Ancak yetkili mercilere ulaşan bazı istihbari bilgiler burada bazı kötü gelişmelerin olabileceğine işaret ediyor. Bu ikazla gerekli tedbirler alındı”  denebilirdi.
Böyle huzur ve güven verecek bir tavır benimsenmedi. Aksine ilk hareket noktalarında bir otobüs tedhişi yaşandı. Belge kontrolü v.b gerekçelerle otobüsler durduruldu, bekletildi, bazıları seferden men edildi. Kalkmalarına engel olundu. Millet yılmadı, vazgeçmedi. Özel araçlarla şehirlerarası yollara çıktı. İnanç, gönül gücü, heyecan birleşti. Konvoylar sel oldu, meydanlar doldu, taştı.
Hükümet, kalabalıkları barikatlarla engelleyip, biber gazıyla dağıtmaya çalışmak yerine  “Bu ihtiyaç neden doğdu?”  diye düşünmeliydi.
Memlekette akıl almaz işler oldu. Anıtlara çelenk koyma yasakları, sınırlamalar getirildi. Çok yerde çelenk koymak isteyenlerle polis karşı karşıya geldi. Bu yetmedi bayram kutlamaları kaldırıldı. Daha doğrusu bazı gerekçeler öne sürülerek yapılmadı, yaptırılmadı. Harp Okulu öğrencilerinin ananevi Ankara koşusu yasaklandı. Okul kitaplarından Atatürk ile ilgili bölümler çıkarıldı.  “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” ,  “Antepli Şahin”  gibi genç ruhları ateşleyen şiirler çıkarıldı. Maarif sistemini baştan aşağı değiştiren 4+4+4 uygulaması başlatıldı.  Böylesine bir değişim ülkede çok ciddi katılımlarla tartışılmalıydı.  Üniversiteler, basın, meslek kuruluşları dinlenilmeli, fikirleri dikkate alınmalıydı. Bunların hiç birisi yapılmadı. İktidar sadece,  “Ben yaptım, oldu”  dedi.
Olmuyor, işte tablo ortada... Bu hükümetin zayıf karnı, kendisini ilm-i kül, her şeyi bilir sanmasıdır. Halbuki, herkesi dinlemek ve uzlaşmacı bir zemin aramak gerekir.
İktidar ne yazık ki hemen her konuda böyle yapıyor. Enerjisini israf ediyor. Kuvvet ve itibar kaybediyor. Dış politikadaki yanlışlarda ısrarın imamesi Suriye oldu. Tespih tamamlandı. Ama bu tablonun mimarı Dışişleri Bakanı Davutoğlu hükümete vurduğu yaraların adeta hazzı  içinde. Sadece tebessüm ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın da ondan kalır yeri yok. Yani tesbihin tanelerini saymak bir yana sığdırmaya sütunumuz yetmez.
Bana göre Hükümet sakin olmalıdır. Her tenkidi hasım görmek yerine, üzerinde düşünmelidir. Karşı düşünceleri anlamaya çalışmalıdır.
Gandhi, ilahi hikmeti idrak etmiş müstesna şahsiyetiyle bütün siyaset adamlarına ebedi sükutun içinden ne muhteşem mesajlar veriyor. Parlamentoda muhalefet partisi başkanı, Gandhi’yi ilaç ithalatına çok fazla döviz ödemekle, israfçı olmakla itham eder ve  “Biz, kutsal ineğin dışkısıyla idrarını karıştırıp içeriz, hastalığımız geçer”  der. Gandhi,  “Kutsal ineği bu konularda zorlarsak yorulur. Biz kutsal ineği korumak için ilaç ithal ediyoruz”  diyerek karşılık verir.
Türkiye çok şükür ineğe tapılan bir diyar değil... Halkı irfan sahibi.  Münevver kadroları her gün zenginleşiyor. Türkiye, sabırlı, anlayışlı, yapıcı üsluba muhtaç. İtiraz hastalıklarından uzak duralım. Halkın eğitim seviyesi zaman içinde artıyor, yükseliyor. Unutmayalım;  “Eğitim görmüş halkı bir yere sevk etmek kolay, sürüklemek güçtür. İdare etmek kolay, köleleştirmek imkânsızdır.”
Daha huzurlu bayramlarda buluşmak dileği ile...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları