Cumhuriyetin tarih tezine saygı

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Türkiye'nin siyaset tablosu insana kaygı veren kara bulutlarla kaplı. İşsizlik, turizmin perişan hali, daralan ticaret hacmi, gelir dağılımındaki büyük dengesizlik ağırlaşırken bu çok ciddi sorunları görmeyen, görmek istemeyen siyasi bir karmaşa yaşıyoruz. Ne yazık ki ana meseleleri görmezden gelenler Cumhuriyetin tarih tezi, millî devlet anlayışı ve laiklik gibi temel değerleriyle çatışmayı tercih ediyor.

Siyasette tarihle ilgili bir tez sahibi olmaya çalışanların başında Sayın Erdoğan geliyor. Konuşmalarını alt alta koyduğunuz zaman Cumhuriyet döneminin bir kopuş, bir yıkım ve bir inkâr devri olduğu yolundaki iddiasını görüyorsunuz. Sayın Erdoğan "tarihi 1919'da başlatan zihniyete karşıyım" diyor. Eğer bu günahı Atatürk'ün boynuna asıyorlarsa asılda ve usulde tezlerini bir balon üstüne kurmaktadırlar.

***

Lozan müzakereleri sırasında Türk'e kefen biçenlerin başında gelen Lord Curzon, Türk Heyeti'nin Reisi İnönü'ye "Sizin Anadolu'da ne işiniz, ne eseriniz, ne medeniyetiniz var? Çekin gidin Orta Asya'ya" deyince İnönü; "Anadolu bizim 1000 yıllık vatanımızdır. Bu topraklarda insanlar hangi dine, hangi geleneğe sahipse hür ve rahat yaşamaktadır. İşte bu anlayışla camilerimizin yanında kiliseler ve havralar tamamen ibadete açıktır. Medeniyete armağan ettiğimiz eserler ise binlerce olup hepsi ayaktadır. Darüşşifalar, medreseler, türbeler, kümbetler, mescitler, camiler, yollar, köprüler, imarethaneler ve daha nicesi Anadolu toprağını ilmin, irfanın, bilginin güzellikleriyle bezemiştir. Bizim tarihimiz bir büyük ve medeni milletin tarihidir" demiştir. Atatürk'ün Tarih Kongresi'nde savunduğu metoda göre Türk Tarihi iki ana bölümde ele alınabilir. 1-İslam'dan önceki Türk tarihi, 2-İslam dininin kabulünden sonraki Türk tarihi. Bu metot sayesinde lüzumsuz tartışmalardan ve zaman kaybından uzak kalınmıştır. Tarih kongrelerinin müzakere zabıtları çözülmüş ve kitap haline getirilmiştir. Ayrıca, bu konudaki araştırma ve çalışmalara güç kazandırmak için  Türk Tarih Kurumu kurulmuştur.

Cumhuriyeti kuranlar geçmişi ve geçmişin şöhretlerini çiğneyerek meşhur olma yoluna asla girmediler. Bu yola girenlerin kötü şöhret sahibi olacağını çok iyi biliyorlardı.

***

Türk tarihini fevkalade sınırlandıran anlayış Osmanlı tarihçiliğine hâkimdir. Ve ne yazık ki 400 atlıyla geldiğimiz bu topraklar diye eserler kaleme alınmış ve Cumhuriyetin tarih anlayışıyla asla bağdaşmayan bir dar görüş hâkim olmuştur. İhtirası aklının önünde giden çok başarılı bir vali olan Mithat Paşa ne yazık ki çok yetersiz ve yeteneksiz bir Sadrazam (Başbakan) olmuştur. Bazı tarihçiler beyaz bir ata binip sarayın bahçesinde Hanedan-ı Alî Osman olmuş da Hanedan-ı Alî Mithat niye olmasın diye bağırarak dört nala sürdüğünden bahseder. Paşa'nın bazı sefaretlere giderek Osmanlı Hanedanını devirmek için onların devletlerinden yardım istediği de arşiv belgeleri arasındadır. Sultan Abdülaziz'e Rusya'ya karşı savaş ilan ettiremeyenler Sultan Abdülhamit'in ilk günlerinde Yahudi bankerlerden borç alıp medrese talebelerine gizli yollarla dağıtarak onların günler boyu sokaklarda Rusya aleyhine gösteri yapıp savaş çığlıkları atmalarını sağlamıştır. Ayrıca bu talebeler geceleri de sokaklarda yatmışlardır. Son derece tedbirli bir insan olan Abdülhamit Han, Mithat Paşa'ya "Bakanlar Kurulu'nu topla, asker sayısı, silah ve cephane durumu ayrıca erzak ve malzeme nakliyle ilgili durumu bana rapor edin" demiştir. Sultan bu sorularında son derece haklıdır. Çünkü Britanya İmparatorluğu fevkalade zengin ve önemli sömürgesi Hindistan'a giden yolun Rusların eline geçmesinden endişelidir. Bu maksatla 1856'da Paris Anlaşması'nı imzalamış bütün devletleri İstanbul'da konferansa davet etmiştir. Konferans İngiliz Büyükelçisi'nin kademe kademe devlet yetkilileriyle görüşerek en sonunda İngiltere temsilcisi Lord Salisbury'nin raporunu Sultan Hamit'e ulaştırmasını sağlamıştır. Ancak Mithat Paşa ve üyesi olduğu cunta işi "Padişah, Rus dostudur. Onun için harp istemiyor" gibi şerefsiz yalanlar çizgisine çekmiştir. Mithat Paşa'yı kabul eden padişah "Raporunuz nerede?" diye sorunca "Bu memlekete 400 atlıyla geldik, 400 atlı kalıncaya kadar savaşırız" cevabını almıştır.

Osmanlı, tarihte bizim iftiharımız olan 16 Türk devletinin sonuncusudur. Ancak O'nun eksik ve yanlışlarını görmek, yarın bunları yaşamamak için elzemdir. Bütün vatanseverler Cumhuriyetin her alandaki fazilet ve güzelliklerini görmeli, göstermelidir. Cumhuriyete ve O'nun temel değerlerine sahip çıkmak namus borcudur. 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları