Danabaş Kendi’nin Ehvalatları ve molla üstüne...

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Azerbaycan’ın öncü aydınlarının başında gelen değerli yazar Celil Memmed Quluzade’nin (1886-1936) en çok ilgi gören öyküsü “Danabaş Kendinin (köyünün) Ehvalatları (işleri, olayları, yaşananları)” adını taşır. Satirik-ironik bir üslupta yazılmıştır. Bu yapıtta Kuluzade, Mehemmed Hesen Emi adındaki kişinin Kerbela ziyaretine gitmek için aldığı eşeğin kaybolmasıyla gelişen olaylar dizisini öyküler. Bu öykülemeyle Yazar, içinde yaşadığı toplumu iğnelemek, silkelemek, sarsmak, böylece uyandırmak istemektedir. Mehemmed Hesen Emi, öykü boyunca her şeyi kaza ve kadere bağlar, katıksız bir mümin, mümin olduğu kadar da cahildir o. Cahilliği yüzünden, Kerbela’ya gidememesinin sebebini alın yazısı olarak algılar. (oysa eşek kaybolmamıştır, bir güvenlik görevlisi tarafından çalınmış, ilçede satılmıştır. O görevli, eşeğin parasıyla nikâh masraflarını karşılamıştır). Mehemmed Hesen Emi, o dönemin ortalama Azerbaycan insanıdır. Cahil, bağnaz, olduğu kadar da saf ve kör... 
Bu Mehemmed Hasan Emi, hiç yabancı değil bize, bir bakın hele yanınıza, yörenize...

Molla tulum zurnasına benzer
Mollanın nasıl kurban pay ettiğine dair Erzurum ve Bayburt’ta çok söylenen bir söz vardır: “Başı mollaya, döşü mollaya, yedi hissenin beşi mollaya.” Azerbaycan’da ise diyorlar ki “Molla tulum zurnasına benzer, karnı dolmazsa sesi çıkmaz.” 
Bir Nasrettin Hoca fıkrası, bu anlattıklarımızın teyidi adeta:
Üç molla konuk gelirler Nasrettin Hoca’ya. Üçünün de karnı tulum zurnası, üçü de birbirinden obur. Silip süpürmüşler önlerine konulanları. Sahanları ekmekle bir güzel de süpürmüşler sünnettir diye... Mollalar yemeklere böyle saldırırken, Hoca’nın oğlu girmiş içeri:  
-Aman ne güzel çocuk... Adı ne bunun? diye sormuşlar. 
Hoca: 
-Adı Farzdır, demiş. 
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar: 
-Bu ne biçim isim Hoca Efendi, demişler.
Taşı gediğine koymuş Hoca: 
-Sünnet diyeyim de onu da yiyin öyle mi?  

Kura Molla hemin buldu sıpasın: 
Düz mantıklı, derinliksiz konuşmalara “Molla molla konuşmak” derdik gençliğimizde. Nükteleri ve acımasızca taşlamalarıyla ünlü Bayburtlu Zihni’nin “Kura Molla” adındaki arkadaşı da böyle birisiymiş. “Görmemişin bir oğlu olmuş” misali, Zihni’ye gelip, yeni doğan Necdet adlı oğlu için bir tarih düşürmesini istemiş. Düşürmüş Zihni, düşürürken de, Kura Molla’yı fena açık düşürmüş. 
“Doğdu Necdet sevindirdi atasın
Kura Molla hemin (şimdi, yeni) buldu sıpasın” 

Molla Yakup Ağa
Bu fıkra da, adının başına dinsel ve varlıksal unvan koymaya meraklı kişilere karşı olsun. 
Adamın biri bir çift öküzünü satmaya götürmüş hayvan pazarına. Müşteri olmuş biri. Fakat satıcıyı bir yerden gözü ısırıyormuş. Sormuş: 
“Senin adın ne?” 
Şişine şişine yanıt vermiş karşı ki: 
“Molla Yakup Ağa’.” 
Sözü cebinde bir adammış müşteri demiş ki: 
“Mollalığın medresede, ağalığın köyde kaldı. De şimdi  ’Sâde Yakup’, öküzlerin kaç para?” 

Plaj mollası
Bizim gençliğimizde Erzurum Gemalmaz Çarşısı’nda bir “Ayakkabıcı Molla” vardı. Para koleksiyonu yapardı, kundura tamirciliğinin yanı sıra.  Bir de fotoğraf asılıydı dükkânına, askerken plajda çekilmiş. “Çok yakışıklıydım o çağlarımda, herkes bana bakardı” derdi ya, “plaj mollası” diyenlere fena söverdi.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları