"Darbeciler Türkiye sevdalısıdır" anlamına mı geliyor o laflar

A+A-
Afet ILGAZ

Pazartesi günü ekranlarda hızlı çekim Şarlo filmlerine benzer bir siyasi trafik vardı. Erbil’e gidiyorlar, ABD’ye gidiyorlar, İmralı’ya gidiyorlar... Şarlo’nun sessiz filmlerindeki gibi bir sessiz konuşma...
“Son kahvaltı” dan beri, pompalanan yapay bir barış havası... “Son kahvaltı” yı da İsa’nın son kahvaltısına (Ia cena) nazire olsun diye yazdım. Yani öylesine mühim(!) bir kahvaltı!
Başbakan, bütün referandum boyunca  “hayır” cılara,  “darbeciler” dediğini unuttu herhalde. Kendisini bu yapay barış havasına adapte ederek, tabii sadece adapte ederek değil, hesap da ederek hayırcılara “Türkiye sevdalısı”  dedi. Ya da hayırları Türkiye sevdasıyla verdiler gibi bir şey. Bunun anlamı şimdi “darbeciler Türkiye sevdalısıdır” mı oluyor?
Kahvaltıda “manşetlerle savaşmak”  felan gibi hamasi değil, artık esatirî denecek benzetmeler de vardı. Ala-i valâ ile gidilen ve kuş sütüyle beslenilen bir dört ay.. Neymiş, “Muhtar bile olamaz” demişlermiş. “Ben bu Ergenekon’un savcısıyım” manşetini ne yapacağız? O, “millet” lafını eden Deniz Baykal’dı. Bu iddia üzerine “Ben de onun avukatıyım. Milletin avukatıyım” demişti.
Bu yapay barış havasının yeniliklerinden biri de Ulusal Kanal’ın kahvaltıya davet edilmiş olması. Bundan tabii ne olabilir demeyin. Yandaş basın bunu olağanüstü bir nezaket gösterisi, barış gösterisi farz edip övmüşler. Bu arada, parantez içinde Ulusal Kanal’ın bir programını duyurayım. Kurtul Altuğ’un pazar sabahları yaptığı bu program Ruhat Mengi’nin Her Açıdan’ını aratmayacak. Basının en ünlü isimlerinin katıldığı (Sabahattin Önkibar da Ankara’dan katılıyor) bu programa ek olarak, pazartesi akşamı özel bir program yaptılar. Oktay Ekşi, Orhan Erinç, Ali Sirmen, telefonla Rahmi Turan, Emin Çölaşan, Bekir Coşkun ve Mine Kırıkkanat katıldılar. Bu programdan şunun için bahsediyorum. Son programda Hüsamettin Cindoruk vardı. Müthiş bir uyarıda ve iddiada bulundu. Şöyle dedi:
 “Onlar gibi bizim de istihbaratımız var.”  Eski Cumhurbaşkanlarının Başbakanların ve Meclis Başkanlarının. Cindoruk Meclis Başkanı’ydı bilirsiniz.
“Bu gazeteci tutuklamaları ve tahliyelerin gerçekleşmemesi, doğrudan doğruya Başbakanla ilgilidir.”
Cindoruk çok esprili, çok cesur, çok zekice konuşmalar yapıyor. Birikimine de diyecek yok. Keşke DP’nin başında o kalsa!

* * *

Ulusal Kanal’dan Turhan Özlü’nün katıldığı kahvaltıda elbette, göz altında ama “tutuklu” gazeteciler de sorulmuş. Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’la, Deniz Yıldırım’la birlikte, galiba tutuklu gazeteci sayısı 47 imiş. Hukukun işine kimse karışmaz demeyin ve Cindoruk’un verdiği bilgiyi ve Hanefi Avcı’nın kitabındaki iddiaları hatırlayın.

* * *


PKK ile sözde kimse görüşmüyor ama Aysel Tuğluk ondan resmi mesajlar getiriyor. Dünyanın öteki ülkelerinde de böyle şeyler yapılıyor,  idama mahkum edilip sonra uğruna bu cezanın kaldırıldığı bir terör başıyla her hafta avukatları görüşebiliyor ve ondan mesajlar taşıyabiliyor mu, ayrıca bu mesajlar, ülke siyasetine acayip yollar çiziyor mu?

 

 

Tezkerenin uzatılması ne iş?
Bu arada Suriye’den bir resmi zat geliyor. Yakında İran’dan da gelir. Bölge ülkelerinin fikri ve zikri sorulmadan çevrilmiş bir sessiz film... Hızlı çekim bir barış pompalama filmi. Bizim askere de sınır ötesi harekat izni alınıyor Meclis’ten. Yaşar Büyükanıt’ın başlattığı sınır ötesi harekatı neden durdurmuştunuz öyleyse? O sırada “yüksek rütbeli bir ABD’li” gelip işe el koymuştu. Deniz Baykal sert eleştiriler yapmıştı da hepimiz Baykal’ı ayıplamıştık. Şimdi ne oluyor da böyle bir hazırlık varmış gibi yapılıyor? Yoksa karmakarış ettikleri Irak’ın içini, Irak’ın içinde Arap ve Türkmenlere haksızlık yapan Kürt yönetimlerini, bizimkiler mi koruyacak? Sonra bu “hamilik” ten veya “abi” likten (gerçi bizim dışişleri bakanı onlara “abi” diyor ama, olsun...) sonra gelen aşama, ticari ve siyasi entegrasyonlar, ABD ve AB Siyonist sermaye adına petrol ve doğal gaz kontrolü ve koçbaşılığı... Son tahlilde, Büyük İsrail koruyuculuğu...
Hızlı çekim barış pompalama filmini, tedirginlikle izliyorum ve kül yutmadığımızı, (Türk halkı olarak) bildirmek istiyorum.

 

DÜZELTME: Geçtiğimiz Pazartesi günkü yazımın dördüncü paragrafının başındaki  (Onlar PKK ile değil, BTP ile görüştüler diye itiraz eden varsa...) cümlesindeki (BTP), BDP olacaktır. Düzeltirim.

Yazarın Diğer Yazıları