Darbeler ve gerçekler

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Bu yıl darbelerin konuşulduğu, tartışıldığı bir zaman olarak geçiyor. Darbeler konusunda sivillerin büyük bir bölümünün gerçekleri gördüğünü ifade etmek ne yazık ki mümkün değil.
Bu askeri müdahalelerin, darbelerin haksız olarak kullandıkları sıfatların başında ihtilal kelimesi gelir. İhtilal bir halk hareketidir. Bizdekiler sadece darbedir.
Askerin idareye el koyduğu her seferde sivil iktidarın ve o iktidarı tutanların ciddi bir muhasebe yapmadıklarını gördüm. Hiçbir zaman biz nerede hata yaptık sorusunu sormadılar. Bu satırları tarihe karşı tam bir vicdan borcu ile yazma dikkatindeyim.
Merhum Adnan Menderes 1946 yılında tarihçi Kandemir’i ziyarete gider. Kandemir birkaç saat Menderes’in gelecekle ilgili düşüncelerini dinler ve sonunda  “Evladım, siz ümit vaat eden bir genç adamsınız. Korkarım, İsmet’le Bayar tepişir siz arada heder olursunuz”  der. Bu sözler fevkalade dikkate değerdir. Demokrat Parti kadrolarının hizmet aşkının, iyi niyetinin sembolü Menderes’tir.
27 Mayıs’a giden yolda Demokrat Parti iktidarının iki büyük hatası silahlı kuvvetlerle ilişkilerini düzenlemede dengeli bir politika kuramamış olması, eğitim sistemini ihmal etmesidir. Bu politikanın ilk adımı, hiç şüphesiz Milli Savunma Bakanı’nın şahsiyetidir. İkincisi, subayların maddi şartlarıdır. Subaylar çok ciddi maddi sıkıntı içindeydiler. Üçüncüsü, Cumhuriyet Halk Partisi’nin sert, hırçın muhalefeti. Bu muhalefet hem İnönü’den hem de Celal Bayar’dan kaynaklanıyordu. Ankara’da Harp Okulu talebelerinin yürüyüş yaptığı günlerde merhum Bayar, rahmetli Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’i Çankaya Köşkü’ne davet eder. Memleketin halini nasıl buluyorsunuz hocam sorusunu Başgil şöyle cevaplandırır: Memleket büyük bir karışıklığa gidiyor. İhtilal havası alıyorum. Başvekil istifa buyursun, onun yerine bir başka arkadaşınızı tayin edin ve derhal seçime gidiniz. Böylece memleket darbe felaketinden kurtulmuş olur. Bayar: Muhterem hocam, bu düşüncenizi lütfeder Başvekile de beyan buyurur musunuz? Memnuniyetle, cevabını alınca İzmir’den Ankara’ya gelmekte olan Menderes’in uçağına talimat verilir, Başbakan köşke gelir. Bayar;  “Muhterem hocam görüşünüzü Sayın Başbakana söyler misiniz?”, “Efendim memleket bir ihtilal havası içerisine girmiş bulunuyor. Sizden istirhamım istifanız ve erken seçime gidilmesidir.” Menderes cevaben: “Hocam İzmir’den geliyorum. Alsancak meydanında 300 bin kişiye hitap ettim. Ankara’da Kızılay meydanındaki protesto ne ifade eder. 10 yıldır Başbakanım, istifa etmeyi düşünmüyorum.” Başgil; “Sayın Başbakan takdir sizindir, ancak politikada kalabalıklara güvenmek, vücudunuza bal sürüp karınca yuvasına girmeye benzer der.” (A.F.Başgil; İsviçre Hatıraları)
1960 darbesi; halkın oyuyla gelmiş ve halkın oyuyla gitmesi mümkün bir iktidara karşı yapılmış müdahaledir.
1960 sonrası dönemin siyasette önde gelen siması Sayın Süleyman Demirel’dir. Demirel’in hiç konuşulmayan en büyük hizmeti 60 darbesiyle bütün ölçüleri yıkan silahlı kuvvetlerin kışlaya çekilmesini sağlamasıdır. 1960 anayasasının 1923 anayasasına kıyasla icranın elini kolunu bağlayan pek çok hükmünün getirdiği sıkıntılı yönetim şartlarında muhalefetin ve basının, yoğun ve aşırı tenkitlerine sinirlenmeden ülkeyi idare etmiştir. Karma ekonomi modeli ile enflasyon düşürülmüş ve %7 kalkınma hızı sağlanmıştır. 
Türkiye’yi güçsüz kılmak ve eritmek isteyen emperyalist merkezler terör belasını Türkiye’nin başına açmışlardır. Ne yazık ki Cumhurbaşkanı seçemeyen Meclis teröre karşı da ortak bir politika geliştirememiştir. Darbeden dokuz ay kadar önce Meclis kürsüsüne çıktım ve özetle şu konuşmayı yaptım:  “Yüce Meclisin sayın üyeleri, terörün merhametsizce hayatlarına son verdiği sol ve sağ düşünceli insanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Meclisler milli iradeyi temsil etmenin yüceliğini bir inanç olarak diri tutar ve yaşarlarsa onlara duyulan saygı artarak büyür. Memleket bir tükenişe sürüklenirken bizler ne yapıyoruz. Sayın liderler lütfen hiç olmazsa terör konusunda bir masanın etrafına gelin. Alınacak tedbirleri görüşün. Aksi halde bu çatı tepemize çökecek. Artık kendimizi aşmanın zamanıdır.”  Sesime ses veren olmadı...
1980 darbesi önlenebilir miydi? Sayın Demirel kendisini ziyarete gittiğimiz zaman endişelerini ifade etmiş ve erken seçim tek çare görülüyor demişti. Türkeş Bey, biz bu teklife aynen katılırız, dedi. Sayın Demirel ise; ne yazık ki Ecevit ve Erbakan erken seçime karşılar, yine görüşeceğim, dedi. Bu beyler erken seçime evet demediler. Darbenin gerekçesini siviller hazırlamış oluyordu.
Siyaset gerçekleri gördüğü ölçüde ülkeye huzur ve saadet sağlar. Sadece ben haklıyım diyerek şahlanmış nefis atlarına binenlerin politikada akıbeti felakettir. Hakikatle mağlup olmayı zevk haline getirmeden, gerçeğin ışığını görmek mümkün değildir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları