Darbenin sebepleri ve "Türk" meselesi

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Kanlı darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçti. Bugün "15 Temmuz Destanı" sloganıyla kutlamalar yapıyoruz. Devletimizi hedef alan darbeyi TSK, Jandarma, Türk Polisi ve Türk Milleti önlemiştir, bundan gurur duyuyoruz. Cumhuriyet döneminde gerçekleşen iki darbe (27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980), Türk Silahlı Kuvvetleri önlediği için geçekleşemeyen iki darbe (22 Şubat 1963-21 Mayıs 1963) ile bir müdahale (12 Mart 1971) yapılmıştır. 27 Mayıs'tan bir, 12 Eylül'den 3,5 yıl sonra yapılan seçimlerle demokratik hayata dönülmüştür. Bu olaylarda ölüm olmamıştır. Ama FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişiminde 249 asker, polis ve sivil kardeşimiz şehit, 2129'u da gazi olmuştur. Eğer FETÖ başarılı olsaydı, egemenliği ele geçirip, bambaşka bir devlet kuracaktı. Bu "devlet"in adı Türk devleti olmayacaktı.

Bu duruma neden ve nasıl geldik?

15 Temmuz'un gerçeğini öğrenmek istiyoruz. Buna da hakkımız var. Karanlık noktaları aydınlatılamadı. Sonuçları değil de sebepleri konuşamıyoruz. Kim kahraman, kim suçlu ve sorumlu birbirine karışmış durumda. TBMM'de kurulan Darbe Araştırma Komisyonu'na ifade veren eski Genelkurmay Başkanları, bazı komutanlar, siyasetçiler ve üst düzey yetkililer, aydınlatıcı ve önemli bilgiler verdiler, ama ortada sonuç yok. Bir adım ilerleme olmadı.

Perşembe günü Beştepe'de konuşan Cumhurbaşkanı, önümüzdeki derin meselenin esasına girerek şöyle söylemiş: "15 Temmuz'la onun ayrılmaz bir parçası olarak gördüğüm bölücü terör örgütünün saldırılarıyla, etrafımızı kuşatmaya yönelik sinsi oyunlarla gördük ki artık ya olacağız ya öleceğiz"

Doğru bir tespit, katılıyoruz. Tamam da, 2002'de "ya olacağız ya öleceğiz" noktasında değildik. Peki, aradan geçen 15 senede neler oldu da, bu duruma düştük. Bunun sebeplerini açık yüreklilikle konuşabilmeliyiz. Particilik, hatasızlık, suçu başkalarına yüklemek gibi duygulardan kurtulmalıyız.

Soralım: 2002'de, bölücü terör örgütü PKK/KCK yenilerek eylem yapamaz hale gelmiş ve gündemden düşmüştü. Ama bugün her gün şehit cenazeleri geliyor. Ama bu kahramanlara sahip çıkan, adlarını anan, törenler düzenleyen yok. Buna karşılık, dünyada emsali görülmeyen bir şekilde denildi ki; "Türk Milleti de, öbürleri gibi etnik bir gruptur. Hepsinin kolektif eşitliği, statüsü ve kimliği kabul edilmediği için, teröre başvuruldu." Arkasından PKK ile Devletten ve Milletten gizli görüşmeler ve pazarlıklar başladı. Örgüt toparlanıp terörü başlattı. Habur, Oslo ve teröristbaşıyla İmralı'da mutabakat sağlandı. Buna "çözüm süreci" denildi. Yani, anayasadan Türk adı çıkacak "nötr" vatandaşlık ve özerklik kabul edilip, af ile cezaevleri boşalacaktı. "Nötr" vatandaşlık hariç, diğerleri için ciddi adımlar atıldı.

Mesele, Türk Milleti olunca

Bütün bunlar geride kaldı, diyemiyoruz. Zira Cumhurbaşkanı 1 Nisan 2017'de Diyarbakır'da "Kardeşlerim dikkat ediniz. Türk demiyoruz, Kürt demiyoruz,  Çerkez, Laz, Roman, Boşnak demiyoruz. Hepsini birden içine alan bir ifade kullanıyoruz, tek millet diyoruz..80 milyonuyla tek millet." PKK'nın iddiası da ırk, köken esasına göre ülkenin paylaşılması değil mi? Rabia heykelinde de; Türk Milleti yerine neden tek millet denildiği, neden Türk Bayrağı yerine tek bayrak, neden tek devlet ve tek vatan denildiği açık değil mi? 28 Şubat 2015 Dolmabahçe mutabakatında kavga çıkınca, terörle sonuca gidilmeyeceği anlaşıldı. Şimdi Cumhurbaşkanlığına, adeta devletin teslimi anlamına gelen yetkilerle bu yola devam edilmeyecek mi? Meraklıları bekleyebilir. 

FETÖ'ye gelince

Geçmişe bakmayan gerçekleri göremez, olanları anlayamaz. Sene 1997, 28 Şubat. Kıyametin koptuğu günler. Askerler Millî Güvenlik Kurulu (MGK)'na 14 sayfalık ayrıntılı bir rapor sunmuş. Rapor, Türkiye'nin bugünlere neden ve nasıl geleceğini anlatıyor. Bazı pasajlara bakalım: 

Madde 10. İrticai gruplar,... çeşitli problemlere sahip değişik rütbelerdeki askeri personele yaklaşarak, bunları Nurcu, Süleymancı, Nakşibendi ve Kürtçü-İslamcı subaylar ve astsubaylar olarak bölmek suretiyle, tarikatlar bazında ele geçirerek kendi saflarına katılmaları yönünde yoğun girişimlerde bulunmakta, böylece Türk Silahlı Kuvvetleri'ni içeriden parçalayarak birlik ve beraberliğini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

Madde 20) İrticai kesim, bir devleti devlet yapan, ulusu birbirine kenetleyen ortak hasletlerden dil birliği, yurt birliği ve ülke birliği gibi temel değerleri "Din birliği" bazında ele alıp işleyerek, Türk halkının bu müşterek değerlerini ortadan kaldırmayı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti toprakları üzerinde bir ulus bilinciyle yaşayan halkımızı, bu hasletlerden koparıp ümmetçilik temelinde yapılandırma amaçlamaktadır.

Bir de MGK'nın 24 Haziran 2004 günlü kararına bakalım:

"Türkiye'deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fetullah Gülen konusu gündeme gelmiş, yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması uygun görülmüş ve bu konudaki tavsiye kararının Hükümete bildirilmesine karar verilmiştir."

Görüldüğü gibi her şey, çok önceden net bir şekilde biliniyor. TBMM Darbe Araştırma Komisyonuna bilgi veren eski Genelkurmay Başkanları, üst düzey komutanlar ve uzmanlar da yeterli bilgi vermişlerdir.

Allah Türk Milletine, silahlı-silahsız darbeleri, iç çatışma ve kardeş kavgasını göstermesin. Tabii öncelikle, aklımızı başımıza alıp uyanık olmalıyız.

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları