Darısı Türkiye’nin başına

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ
İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Nefsi ile olan savaşı kazanamayan insanın hata yapması kadar doğal bir şey olamaz. Yıllar önce en tehlikeli şey alkıştır diyen tecrübeli dostu, yaşadığım deneyimlerden sonra daha iyi anlar oldum. Nefsin hırsa dönüştüğü ortam da geri sayımda başlıyor. Ticarette ve siyasette, hırsına kurban olan yakın çevrenizde, örneklerin olduğundan eminim. Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerini okuduğumda aklıma hemen merhum Turgut Özal geldi. Bugünün AKP’si gibi, ara rejim ürünü olan ANAP ile AKP arasında çok ciddi benzerliklerin olduğunu bütün kamuoyu kabul ediyor. Özal ile Erdoğan’ın benzerlikleri ile ilgili ciltler dolusu kitaplar yazılabileceğini biliyorum. Hatta siyaset bilimi okuyan öğrencilere bu ikilinin tezini yazmalarını öneririm. Umarım önümüzdeki günlerde böylesi akademik çalışmalar ufkumuzu açmaya yardımcı olur.
Başkanlık sistemi ile ilgili ilk görüş, rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’e aitti. 1960’lı 70’li yıllarda önerdiği başkanlık sistemini 90’larda geriye çekerek, Türkiye’de şartların değiştiğini ifade etmiş ve bu sistemin devletin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye sokabileceğini ifade etmişti. Ara rejimin kurduğu ANAP’ı iki dönem tek başına iktidar yapan Turgut Özal’ın fantezisi de başkanlık sistemiydi. Özal bu rüyayı göremeden dünyadan göçüp gitti ama başkanlık sistemi tartışması bitmedi, bitmeyecek gibi de görünüyor. Süleyman Demirel de bir ara ağzından kaçırmıştı düşüncesini, sonra tartışmakta fayda var diyerek noktayı koysa da eline fırsat geçtiğinde başkan olabilmek için her türlü riski göze alacağını onu yakından tanıyanlar iyi bilirler. Padişah yakıştırması nefsini kabartan Tayyip Erdoğan’ın başkanlık düşünü ne zaman açıklayacağını doğrusu merak ediyordum. Çankaya Köşkü’ne Abdullah Gül’ü çıkartmasının en büyük nedeni icranın başında kalabilmekti. Nitekim Gül, cumhurbaşkanlığı yetkilerinin fazla olduğundan dem vurup, protokolde bir numara olmasına rağmen, asıl bir numaranın Erdoğan olduğunun işaretini vermişti. Tayyip Bey’in Çankaya’yla ilgili planlarını hemen herkes bilir. Devletin zirvesinde oturmak, her siyasinin gönlünde yatar. Ama Tayyip Erdoğan’ın Turgut Özal Çankaya’ya çıktıktan sonra duyduğu pişmanlığı duymaya niyeti yok. İplerin tamamen elinde olması hırsıyla şimdiden zemin yoklayarak başkanlık sistemini tartışmaya açıp, oldu bittiye getirme alışkanlığını sürdürüyor. Hatırlayacaksınız Özal Çankaya’da sıkılmıştı. Kardeşi Yusuf Özal’a parti kurdurup yeniden siyaset meydanına inmeyi planlarken vefat etmişti. Her fırsatta Özal’ı örnek gösteren Erdoğan, Özal’ın yaptığı hatayı tekrarlamaktansa onun yarım bıraktığını gerçekleştirme peşinde. Mutabakat kelimesini sözlüğünden çıkaran Erdoğan’ın yeni anayasa dayatmasında olduğu gibi başkanlık iddiasında da hayal kırıklığı yaşaması ihtimal dâhilindedir. Erimekte olan ANAP’ın başından ayrılıp, Köşk’te nefes alarak güç toplamaya çalışan Özal gibi, Erdoğan da AKP’nin kan kaybının farkında. Üstelik AKP’nin ANAP gibi yavaş yavaş erimeyeceğini, birden çökeceğini hesaplıyor. Bu yüzden da başkanlık sistemini hesabına dâhil etti. Sonuçta herkesin bir hesabı var. Cenabı Allah’ın hesabı her daim öndedir.
Diğer taraftan yavru vatan Kıbrıs’ta kaybeden aslında Mehmet Ali Talat değil AKP’dir. Derviş Eroğlu’nun ilk turda seçimi kazanacağı hemen hemen belliydi. AKP ile beraber Talat’ın hedefi seçimi ikinci tura götürmek olsa da Kıbrıs Türk’ü bu oyuna gelmedi. KKTC kurtuldu, ne diyelim darısı Türkiye’mizin başına.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları