Dava, zaafların üzerini örter mi?

İsrafil K.KUMBASAR

Söyleyen ne de güzel edebi ve adabıyla söylemiş asırlar önce.     Ki ‘söz’ yani kelam, kişiyi ‘kemale götürebiliyorsa’ ve ‘üzerinde düşündürebiliyorsa’ eğer bir anlam taşır.
Yine söz, ‘doğru kişinin ağzından’ çıkar ise eğer itibar görür.
Gerisi kuru laf, boşboğazlıktır.
Kendilerini ‘muhafazakâr’ sıfatıyla tanımlayanların en harbi uğraşlarıdır; adeta ‘tekerleme’ ezberler gibi bir takım ‘Arapça’, ‘Farsça’ deyimleri, terimleri ezberleyip cümle aralarına sokuşturmak.
Tabii bir iki ‘Frenkçe’ kavramı da işin içine kattılar mı, işlem tamamdır.
Böylece kendilerinde bir ‘derinlik’ bir ‘bilgelik’etiketi peydah eylediklerini sanırlar.
Oysa hakikat gösteriyor ki söylediklerinin hiç biri ‘boğazlarından’ aşağı inmiyor, ‘dillerinin ucunda’ takılıp kalıyor.
‘Zaaflarından’ arta kalan ne varsa, ‘erdem’ kılıfına sokup çıkıyorlar huzurunuza:
- “Şunu yapma, bunu etme.”
“Yapma” diyenin ‘kırdığı cevizleri’ saymaya kalksak ömrümüz kifayet etmeyecek.
Ama onun niyeti ‘halis’ ve iki cihanını da kurtaracak büyük bir ‘dâvâsı’ var.
Yani, ona ‘yemekte olduğu bütün haltlar’ mübah.

 


***

 


Hadi ‘çaldıklarını’, ‘çırptıklarını’, hadi ‘beytülmalden tırtıkladıklarını’ geçtik.
‘Eşe dosta’ peşkeş çektiklerini görmezden geldik; ‘ahbaba’, ‘yarene’ nasıl kol kanat gerdiğini de unuttuk.
Diyelim ki ‘kul hakkı’ ile ‘Kaportacı Hakkı’nın farklı şeyler olduğunu bilmeyecek kadar zır cahilsin.
‘La tecessüs’ tabirini de ömründe bir kez duymamış ol.
Eşele, kurcala, ‘tele-kulak’ ol, takip ve tarassut işlerine soyun; burnunu ‘onun bunun mahremine’ sok; ‘geçmiş defterlerini’ karıştırıp çarşaf çarşaf ifşa et.
Beşer şaşar ya, hepsini ‘mazur’ görüp bağışlayalım, ‘cehaletine’ verelim gitsin.
İyi de, be ‘mübarek’, evinde hiç mi bir ‘büyükannen’ veya ‘büyükbaban’ olmadı?
Hiç mi seni bir gün karşılarına alıp da  “Eline, beline diline sahip ol. Ahlaklı ol, adablı ol, insan ol” diye tembihlemediler?
Sana, “Evladım bir ipini çekerler, kırk yaman birden dökülür” diyen çıkmadı mı?
Ama senin bir ‘dâvân’ var ve o yüzden de kendine her yol mübah.
‘Sezdirmeden’, ‘çaktırmadan’ yol alacak, hedefe varacaksın.

 


***

 


Muhterem, farkında bile değil belki ama, ‘dâvâsından’ daha büyük ‘zaafları’ var.
Kendi gözündeki ‘merteği’ görmekten uzak, ama elin gözündeki ‘çöpe’ takmış kafayı.
Belli ki o merteği, ‘saç kılına’ dönüştürecek bir ‘ulu yol’ tutturmuş kendine.
Kendini öyle kaptırmış, öyle kandırmış ki, iki dünya bir araya gelse ‘gerçeği’ görmesini sağlayamaz.
Tam yol ileri bodoslama gidiyor.
Benliğini rehin bıraktığı ‘zaafları’ dışında her ne varsa vuruyor, kırıyor, döküyor.
Tıpkı ‘Temel’ misali, herkes ‘ters’ istikamette, bir kendisi ‘sırat-ı müstakim’ üzere.
Fazla değil, ‘daha yirmi yıl önce’ yazılıp çizilen kitapların sayfalarını bir kez daha çevirse, olmadı ‘atılan nutukları’ başa sarıp bir kez daha dinlese, ‘nereden nereye’ gelindiğini açık bir şekilde görecek.
Diyeceksiniz ki onun da kolayı var:
’Taktik’, ‘strateji’ bunun adı.
Eyvallah, madem herkes ‘zaafından arta kalanı’ kutsuyor ve ona bir ‘anlam’ yüklüyor, söyleyecek bir şey yok.
Efelenip, havaya girip abuk sabuk konuşmayacaksın o zaman.

 


***

 


Şöyle bir ‘eskileri’ karıştırınca, çok şeyler söyleyenlerin aslında ağızlarına ‘kilit vurmaları’ gerektiği gün gibi aşikâr.
Zira şu gök kubbe altında aslında ‘söylenmemiş’ bir söz yoktur.
Yeter ki kelâm erbabının söylediğine kulak asmayı bilin ve buyurun asırlar önce suratınıza bir tokat gibi çarpan şu dizelere kulak verin:
- “Mey gibi her bir harâmın sekri olsaydı eğer,/Ol zaman ma’lûm olurdu mest kim huşyâr kim?” H
H (İçki gibi bütün haramlar tesirini gösterseydi eğer, o zaman kimin ayık kimin sarhoş olduğu ortaya çıkardı.)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş