Davacı ve davalılar

Altemur KILIÇ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Libya diktatörü Kaddafi’ye tavsiyede bulunmuş: “Halkın sevgisini, güvenini kazanmış bir başkan tayin edin” demiş... Herhalde, “benim gibi birini ata” demek istemiş. Erdoğan’ın, halkın ne kadarının sevgisini, güvenini kazanmış olduğu tartışılmaya açık... Eğer önümüzdeki seçimlerde, gene devlet kesesinden erzak, beyaz eşya “yardımıyla” ve TC ilke ve çıkarlarından, hatta onurundan verilen tavizlerle, “demokrasi tramvayına” doldurulmuş safdil insanların “sevgisi ve güveni” ise, o başka!
Ancak, siyaset adamlarının, başkanların, başbakanların, böyle kazandıkları “mutlak” iktidarla ifsat edildikleri, “büyüklük kompleksi” ne dûçar oldukları ve zıvanadan çıktıkları dünya tarihinde, çağımızda vaki! Hele buna, bir de “komplo paranoyası” eklenirse felaket!..
Ülkemizi “Korku İmparatorluğuna” çeviren “Ergenekon” kapsamına, güneydoğu sorunundan “açılım” fiyaskosuna ve bu “kapsamda” bütün kent sokaklarını cehenneme çeviren PKK eşkıyasıyla gizli pazarlıklara ve bütün kesimlerin, artık ahvali adiyeden olan günlük-gecelik eylemlere, kısacası Türkiye’nin, bugünkü “ahval ve şeraitine” bakıldığında, ülkenin iyi idare edildiği ve güllük gülistanlık olduğu söylenebilir mi? Acıdır ama gerçek görünüm Erdoğan’ın artık neredeyse kafe açılışlarında söyledikleri gibi değil. Erdoğan, başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere, Türkiye’yi takip eden çevrelerin, meselelerin özüne hâkim olarak görüş beyan etmelerinin daha hakkaniyetli olacağı inancında. Fakat yabancı gözlemciler, gazeteciler, Türkiye’nin durumunu, daha objektif olarak görüyorlar: Büyük çoğunluğunun herhalde AKP ve Erdoğan hakkında peşin hükümleri yok; onu ve icraatını mesh ettikleri de oluyor. Böyle olunca Erdoğan’ın indinde iyiler, ama aksi olunca, “analizleri” , hatta Avrupa Parlamentosu’nun tutuklamalar konusundaki eleştirileri, Erdoğan’a göre hatalı ve kasıtlı! Fakat yabancılar, değerlendirmelerini, mesela, tutuklamalar konusundaki eleştirilerini evrensel ölçütlere göre objektif olarak yapıyorlar. Kısacası o demokrat ülkelerde, böyle şeyler olamaz!
Fakat Erdoğan, “yargının tasarrufudur. 27 gazetecinin hiçbiri gazetecilik faaliyeti nedeniyle yargılanmadı” demekte ısrarlı... Çağdaş demokrasilerde, gazetecilik işleviyle gerçek suç arasındaki “tefriki” yapmak sadece, ne iktidarlara, ne de savcılar ve yargıçlara bırakılamaz. O başka ülkelerde, buna engel olan “denge ve kontroller” vardır. Kamu vicdanından önce yönetenlerin “vicdanı” vardır.. Ve o ülkelerde bu kadar gazeteci hapiste değil! Sadece gazeteciler değil, suçları ispat edilmeden masum sayılmaları gereken yüzlerce asker-sivil kişi, aylarca, yıllarca “geç kalan adaleti” beklerken “içeride” çürümekte!
Önce sormak gerek, halkın sevgisini, güvenini kazanmakla övünen Erdoğan’ın, bu durumlar karşısında vicdanı rahat mı?.. Mesela dünyaca ünlü bir bilim adamımıza -Profesör Mehmet Haberal’a- uygulanmakta olan eza ve cefadan, adi suçlu gibi hücreye kapatılmasından; Mustafa Balbay gibi vatansever, milliyetçi bir meslektaşımıza yapılmakta olan muameleden ve ülkemizi saran karabasandan dolayı içi, vicdanı rahat mı?..
Evet, “Yargının tasarrufu” , kimse, hatta Cumhurbaşkanı, Başbakan karışamaz. Ama sormak lazım, nereye kadar?.. Ve o yargıçları, savcıları kim tayin ediyor? Haberal’ı hücreye kapatan ceza infaz sorumlusu, kimin emrinde?
Bütün bunlar en sonunda muhakkak iktidardan sorulur ve de sorulacaktır!

***


Balbay’ın mektubu
Erdoğan acaba şu sırada, açılımlardan, açılışlardan vakit bulup sevgili meslektaşımız Mustafa Balbay’ın kendisine “Silivri 1 No. Cezaevi F-3 alt koğuşu 3 No’lu hücre” den yazdığı mektubu okumaya fırsat buldu mu? Hem savcı hem yargıç olarak, son hükmünü vermeden, okuması lazım.
Balbay diyor ki; “Onlar gazetecilik yaptıkları için değil, bu suçlar nedeniyle içerideler” . Ben de 1997-98’de, “Şiir okuduğum için yargılandım” demektesiniz. Siz, 10 ay hapse mahkûm edilmenize neden olan suçu asla kabul etmediniz, oysa siz 1997’de Siirt’te, şiir okuduğunuz için yargılanmadınız. 1998’de, 10 ay hapse mahkûm edilmenizin gerekçesi, “Halkı din ve ırk farklılığı gözeterek açıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek” idi. Şimdi, “Ergenekon savcısı değilim” diyorsunuz ama bu tutumunuz savcılığı da geçti, doğrudan hüküm vericisi noktasına çıkmış bulunmaktasınız.”
Balbay ve tutuklu gazeteciler arasındaki fark da işte bu!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş