Davutoğlu, Erdoğan’dan fırçayı Esad yüzünden yedi!..

A+A-
Ahmet TAKAN

1 Mart tezkeresinin -farklı tarafta- işin içinde yaşayan biri olarak yazıyorum.

O zaman yaşanan gerçek
“gerçeklerin” hiçbiri hâlâ kamuoyu tarafından bilinmiyor. Başta, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu gibi siyasiler ile süreci yürüten teknokratlar o günlerde olup biten doğruların hiçbirini halka anlatmadı. “Anlatıyorum” diyenler de çok büyük yalanlara veya doğruların suyuna tirit bölümlerine imza attı. Sahte kahramanlar türetildi ve o gün Meclis’ten çıkan sonuç üzerine herkes kendi payına düşen siyasi rantı yedi.

1 Mart’ta reddedildiği sanılan tezkerenin Türkiye aleyhine olan bölümleri oylamadan sonra milletin gözüne baka baka parçalar halinde geçirilerek, ABD’nin Irak’ı işgaline ve de Müslümanların emperyalistler tarafından katledilmesine ve bugünlere gelinmesine yataklık edildi. Yapılan gizli anlaşmaların sadece çok küçük bir bölümü ortaya çıktı. Müslüman coğrafyasının kana bulanmasında çok büyük rol oynayan iktidar ise hâlâ iş başında...
2 Ekim tezkeresini çok yakından takip eden bir gazeteci olarak sizlere yeri geldiğince “tezkereden sonrası çok daha önemli” uyarılarını yaptım. Bu satırları da 1 Mart tezkeresi dönemindeki İngiliz Başbakan’ın Abdullah Gül’e yaptığı telkinlere(!) şahit olan biri olarak, bugünkü İngiliz Başbakan henüz Türkiye topraklarına (ani bir kararla) ayak basmadan kaleme aldım.
Bugünden çeşitli karelerle size objektif fotoğrafı sunma çalışmalarıma devam edeyim..
Recep Erdoğan’ın Esad paranoyasının damgasını vurduğu 2 Ekim tezkeresinden önce Genel Müdür Ahmet Davutoğlu ile Recep Erdoğan arasında ilk büyük kavga patlak verdi. Ama kapalı kapılar ardında..
İlk küçük olanı Musul rehinelerinin teslim edilmesi sırasında Azerbaycan-Ankara arasında telefon hattında Erdoğan’ın “Niye bana önceden haber vermediniz. Neden sizin açıklamanızdan sonra haberdar ediliyorum” şeklinde olmuştu ama neyse!.. Daha bu rol çalmaların ve şov yarışlarının nicesine şahitlik edeceğimiz için bunu geçelim..
Başbakanlık kaynaklarımdan edindiğim bilgilere göre; Çankaya ile TSK arasında sıkışan Genel Müdür Ahmet Davutoğlu, 2 Ekim tezkeresi Meclis’e gönderilmeden önce Recep Erdoğan’ı çok güvendiği bazı güvenlik bürokratları ile birlikte “Esad kininden vazgeçirmek” için çok uğraştı. Davutoğlu, uluslararası koalisyonun önceliğinin Esad ve rejimi olmadığını anlatmak ve “Esad kininden vazgeçilmeli” tezlerini kabul ettirmek için patronuna çok dil döktü. Sonunda ne oldu?.. Genel Müdür, patronundan “sen işine bak hoca” yanıtını alıp Esad ve Suriye’ye savaş ilan eden tezkereyi kaleme aldı. 
Aynı 1 Mart tezkeresinin ardından olduğu gibi 2 Ekim sonrasında yapılacak gizli anlaşmaları ve de tezgahları tahmin etmek bile istemiyorum. 
Fakat, şu kadarını bile görmek yetiyor. Bebek katili Öcalan’ın isteklerinin ve politikalarının “devlet politikası” olarak Resmi Gazete’den ilan edilmesi. Ve bunun ulusal güvenlik, IŞİD bahanesi ile “çözüm süreci kurulları” maskesiyle tezkereye eklemlenmesi. Sonra da İmralı’dan yapılan “çok memnun oldum” açıklaması..
Neye karşılık?..
Kobani’ye karşı Esad..
Esad’a karşı iş birliği yap Kobani ile birlikte Türkiye’nin Güneydoğusunu al. TSK da PKK’nın müttefik gücü asker arkadaşı, tertibi olsun..
Bir siyasetçinin ve ona biat eden güruhun gizli ajandası ve paranoyaları ile içine düştüğümüz stratejik bataklık giderek derinleşiyor.. 
Bakın!.. Size terör bölgesinden farklı bir örnek de aktaracağım. Ayaklanmayı kışkırtmak için var gücüyle provokasyonlar yapan terör örgütüne karşı bölgedeki vatandaşların tepkisi ve de nefretinin arttığı, Ankara’ya güvenlik koridorlarına gelen bilgi-değerlendirmeler arasında.
22 Temmuz’da terör örgütünün yol kesme faaliyetlerinin hız kazandığı günlerde Lice’de LPG yüklü tankerin patlaması ve 2 otobüsün yanması sonucu peyder pey açıklanan rakamlara göre; 33 vatandaşımız feci şekilde hayatını kaybetti.
Kazanın basına yansıması ise “direksiyon hakimiyetini kaybeden sürücünün tankeri devirmesi ve yola yayılan gazın bir yolcunun sigarası yüzünden patlaması” şeklinde olmuştu. Diyarbakır emniyetinden sağlam kaynaklardan bana ulaşan bilgiler ise tam tersini söylüyor.. 
Patlamanın olduğu yerde, her zamanki gibi PKK militanları yol kesme faaliyetlerini icra ederken, otobüs şoförleri tepki göstererek “Ekmek paramızla oynamayın. Bizi mağdur ediyorsunuz” diyor. Bu tepkiye kızan teröristler de ceza ve gözdağı olsun diye tankeri devirip eylemi gerçekleştiriyor. Acı bilanço ve “çözüm süreci”ni koruma ve kollama faaliyetleri ise PKK eylemini örtme, ölü sayısını zamana yayarak duyurma ile devam ediyor.
Bu karanlık tabloyu örtmenin, PKK bitme noktasında iken “çözüm süreci” masalıyla ortaya çıkıp onu kurtarmaktan ve de hayat vermekten hiç farkı yok. 
Şu satırlara geldiğimde, Meclis’te tezkere hakkında lehte, aleyhte ve de çekinser parmak sayılarının hesaplanmasına geçilmemişti.
TSK, Erdoğan görüş ayrılıkları ve arada sıkışan Genel Müdür yüzünden altı kaval üstü şişhane formülü ile hazırlanan tezkerenin gerçek pazarlık ve bölüşüm masası yeni kuruluyor!..
Bakalım Erdoğan’ın halifelik rüyaları gerçekleşecek mi?..
Ona “halife sen olacaksın” sözünü verenler sözlerinde duracaklar mı?
Çok güleceğim geliyor ama içim kan 
ağladığından olmuyor. Derdimi ancak böyle sizlere yansıtıyorum.
Aynı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi!.. 

Yazarın Diğer Yazıları