Dayatma protokolle Türkiye ne kazandı?

İsrafil K.KUMBASAR

Elalemi ahmak, kendilerini yerkürenin tek akıllısı zanneden işbirlikçi yıkım ekibinin elebaşları, allem ettiler, gullem ettiler ama sonunda adeta ‘yangından’ mal kaçırır gibi bir ‘ ihanet’ belgesinin altına daha imza çakmayı başardılar.
ABD, Rusya, Fransa, İsviçre ve AB Dışişleri Bakanları’nın gözetimi altında imzalanan protokol, Ermenilerin eline çok önemli bir koz daha verdi.
Daha önce  “Karabağ sorunu çözülmeden sınırları açmayız” diye defalarca açıklama yapan Tayyip Erdoğan, iki ay içerisinde TBMM’ye sevk edilmesi beklenen protokol ile ilgili, aynen şu ifadeleri kullandı:
- “Biz protokolleri Meclis’e sevk ederiz ama parlamentomuz bunları onaylamak için Azerbaycan-Ermenistan sorununda ne oluyor, ona muhakkak bakacaktır.”
 ‘Mutlak çaresizliğin’ bir dışavurumu olan bu ifade, aynı zamanda Türkiye’nin ‘nereden’ idare edildiğinin de açık bir tescilidir.
Taslağı Ermenistan’da kaleme alınan protokolde aracı sözde ‘tarafsız’ ülke İsviçre.
Oysa ‘Kürt açılımı’ gibi ‘Ermeni açılımı’nın asıl mimarının da Sam Amca olduğunu sokaktaki çocuklar bile biliyor.

* * *

Her şey ABD Başkanlığı için aday olan Barack Obama’nın mektubu ile başladı.
Obama, 16 Haziran 2007 tarihinde Amerika Ermeni Ulusal Komitesi’ne gönderdiği mektupta, aynen şöyle diyordu:
- “1915-1923 yılları arasında gerçekleştirilen olayların ABD yönetimi tarafından soykırımı olarak tanınması yönündeki görüşünüzü paylaşıyorum. Bu olaylar 2 milyona yakın Ermeni’nin göç etmesine ve 1.5 milyon kişinin ölmesine yol açtı. Bu trajik gerçeğin tanınması için elimden geleni yapacağım.”
10 Mart 2009 tarihinde Obama’ya bir mektup yazan Ermeni diasporasının ABD Kongresi’ndeki temsilcileri ise, aynen şu çağrıyı yapıyorlardı:
- “Türkiye ziyaretiniz Ermeni soykırımının tanınması yönünde atılacak adımlar için çok önemli bir fırsat oluşturuyor. Seçim kampanyası sırasında verdiğiniz sözün gereğini yerine getireceğinize inanıyoruz.”
Orta Doğu ziyareti öncesinde Ankara’ya bir çıkarma yapan Obama, 06 Nisan 2009 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmada aynen şu cümlelere yer veriyordu:
- “1915 yılında yaşanan kötü olaylar var. Bunlar Ermenilerin ve Türklerin birlikte çözeceği meselelerdir. Açılan sınırlar Türk ve Ermeni halklarının barışçıl ve refah içinde bir geleceğe adım atmalarını sağlayacaktır. Bu anlamda ilişkilerin normalleştirilmesi için birlikte çalışacağız.”

* * *


Ermenilerin elinde artık, Türkiye’nin ‘sınırların açılacağına’ yönelik taahhütlerini içeren kapı gibi bir belge var.
İmza töreninde hazır bulunan Amerika, Rusya, Fransa, İsviçre ve diğer AB ülkeleri, bu belgeye dayanarak, buldukları her fırsatta, “Hele şu protokolün gereğini yerine getir” diye bastırmaya başlarlarsa kimse kızmasın.
Nitekim, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın şu sözleri, olabilecekler hakkında bir ipucu niteliğindedir:
- “Eğer Türkiye makul bir sürede taahhüt ettiği adımı atmazsa, Ermenistan hiç gecikmeden uluslararası haklarıyla ilgili adımları atacak.”
 ‘Kazı-kazan’ teranesine dayalı ‘çok yönlü’ ve ‘oynak merkezli’ dış politikanın Türkiye’yi sürüklediği nihai nokta işte budur.
‘Soykırımın tanıtılmasını’milli hedef olarak Anayasası’na koyan Ermenistan kazandı.
Ermenilere  “Soykırımın tanınması için çalışacağım”  sözü veren Obama kazandı.
Sarkisyan ile birlikte Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen Abdullah Gül kazandı.
Peki Türkiye’nin eline ne geçti?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş