De facto taksim ve ABD

A+A-
Rauf DENKTAŞ

ABD’nin  “Kıbrıs Cumhuriyeti”  dediği bir ülkeye yeni Büyükelçi atandı. Halbuki esas atama gaspçı Rum idaresinedir. Büyükelçi Sn. Urbansick yaz aylarında göreve başlayacak. Washington’da yaptığı açıklamaya bakarsak ABD Kıbrıs meselesine teşhis koymamakta ve 1964’de başlattığı Rum-Yunan yanlısı siyasetini sürdürmeye kararlıdır. Büyükelçi Urbansick’e göre  “Kıbrıs’ın de facto taksimi Kıbrıslı Türklerle Rumlara acı; bölgedeki Amerikan stratejik çıkarlarına zarar veriyor... İki cemaat lideri aynı şeyi istiyor, aynı hedefe sahip olduklarına göre mesele iki bölgeli, iki toplumlu federasyon şeklinde en erken bir zamanda halledilmeli”... kendileri de bu yönde ağırlığını koyacakmış.

ABD Kıbrıs meselesine teşhis koymaktan kaçınmaktadır, çünkü meseleye teşhis koyduğu takdirde, eli kanlı, suçlu, terörist Makarios idaresini  “meşru hükümet”  olarak kabul ettiği andan itibaren Kıbrıs meselesinin Rumlar lehine halledilmiş olduğunu itiraf etmek zorunda kalacaktır. Böyle bir itiraf sonunda da Türk tarafının attığı her adımın ve varmış olduğu sonucun (KKTC’nin) meşru olduğunu teslim etmek zorunda kalacaktır.

ABD de bilmektedir ki, Kıbrıs’ta Rum-Yunan ikilisinin oyunu Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmaktır ve kendilerine bahşedilen  “meşru hükümet”  unvanını bu yönde en etkin bir vasıta olarak kullanmaktadır. Ve ABD yetkilileri yine biliyorlar ki Türkiye’nin -yani en güçlü müttefiklerinin- Kıbrıs üzerinde Uluslararası Antlaşmalarla tescil edilmiş vazgeçilmez  hakları vardır. 1960 Antlaşmaları ile oluşan düzenin Garantilenmiş, Enosise-Taksime kapalı, Türk Yunan dengesine oturtulmuş olan ortaklık Devletini yıkan ve Enosis’i hedefleyen taraf Türk tarafı olmamıştır. ABD yetkilileri yine bilmektedirler ki KKTC Kıbrıs’ı bölmek için kurulmuş değildir; kendi devletinden, bağımsızlığından 20 yıl mahrum edilmiş olan Kıbrıs Türk halkının insanca yaşama hakkının ve 1960 dengesini koruma siyasetinin bir gereği olarak ilân edilmiştir. KKTC’nin ilân edildiği günden itibaren tanınma helâl hakkıdır, bunu devamlı surette bu güne kadar engellemiş olan ise ABD olmuştur. Sonuç “de facto taksim” olmuşsa, “de jure iki devlet haline dönüşmemişse”  bunun da sorumlusu yine  ABD’dir.
Şimdi Sn. Urbansick bu bilinenleri teyit etmekle kalmıyor, aynı siyasete devam edeceklerini de duyuruyor. Bugünkü bölünme de facto ise bunun nedeni ABD’nin KKTC’yi tanınmasını önlemek için yapmış olduğu ahlâka ve insanlığa sığmayan girişimlerdir. KKTC tanınmış olaydı, Çek - Slovak usulü bir anlaşma ve iki devlet arasında yeni, daha sağlam, yıkılmaz, yırtılıp atılmaz bir uzlaşma çoktan yapılmış olacaktı. Böyle bir sonucun Yunan lobisini kızdırmanın ötesinde Amerika’nın stratejik çıkarlarına nasıl ters düşeceğini anlamak mümkün değildir. ABD’nin iki devlet esasına dayalı kalıcı bir anlaşmaya karşı oluşu da bölgenin istikrarı açısından kabul edilemez bir durumdur.
Öyle anlaşılıyor ki kendi bölgesel stratejik çıkarı için Irak’a  “demokrasi götüren” ABD, Kıbrıs’ta da Rum-Yunan ikilisini desteklemekle adadaki demokrasiyi desteklediğini zannetmektedir. Bu tek taralı siyasetinin Uluslararası Antlaşmalarla var olan iki ayrı demokrasiden birini yok farz edip, iki eşit halktan da birini tercih ederek diğerine insanlık açısından kabul edilmesi mümkün olmayan haksızlık yapmak olduğunu görmek ve anlamak istememektedir. ABD kendi bölgesel stratejik çıkarı için müttefiki Türkiye’nin Uluslararası Antlaşmalarla teyit edilen ve güvenliği ile yakından ilgili stratejik çıkarını ortadan kaldırmak için uğraşmakta olan Rum-Yunan ikilisini desteklemeyi yeğlemektedir. Bu nedenle Hristofyas’ın öngördüğü Federasyon ile Türk tarafının öngördüğü federasyon arasında 180 derece fark olduğunu da görmemek için laf ebeliği yapmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları