Değerlerdeki çözülmenin sosyal temelleri!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Piyasayı dolandırıp umreye giden çete lideri, dönüşte havalimanında yakalanınca, “Günahlarımdan arınmak için umreye gitmiştim, demek ki cezamı çekmem gerekiyormuş” demiş. Polis, kendisini dindar işadamı olarak tanıtan çete liderine ait 1 tabanca, 7 bilgisayar, 4 plazma televizyon, para kasası ve çalıntı çekler ele geçirmiş. Bunun gibi onlarca sapkın davranış ülkenin her yanında her an yaşanmaktadır. Caminin musalla taşında, hayvanların barınağında fuhuş yapanları Ahlak Masası ekiplerinin yakaladığı gazetelere yansıyan sıradan haberler arasındadır. Otobanda “işkenceci fuhuş taciri olarak ünlenen” bir çetenin lideri “Hizmeti ayağa götürüyoruz. Kötü bir şey yapmıyoruz” diye kendini savunmuş.
Bir fuhuş çetesinin her sabah işe başlamadan önce tüm çete üyelerine okutulan özel ant aynen şöyledir: “Yarab, bana mal verdiysen, saadetimi alma, kuvvet verdiysen aklımı alma, büyüklük verdiysen mütevazılığımı alma, tevazu verdiysen izzetinefsimi alma, kudret verdiysen affetme kudretimi alma”.

Sorun psikolojik mi, sosyolojik mi?
Öncelikle bu tür olayların münferit olmadığını belirli alanlarla da sınırlı bulunmadığını ifade etmek gerekir. Diğer yandan bu anlayış içinde olanların yalnızca hukuken gayrimeşru ve suç sayılan işlerle meşgul olan suça meyilli insanlar arasında çıktığını düşünmek de doğru değildir. Birçok meşru ve itibarlı işlerle meşgul olan insanların da benzer bir zihniyete sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yani sorun psikolojik olmaktan çok sosyolojiktir.
Bu melanetli olgulara bakarak şu soruları cevaplandırmamız gerekiyor. Bazı insanlar ahlaksızlığı, değersizliği, dinsizliği ve onursuzluğu ahlaki ve dini değerlerin gölgesi altında sürdürmeyi nasıl düşünebiliyor? Hem dindar hem müfteri; hem çete mensubu hem umre yolcusu, hem fuhuş organizatörü hem de dua ile bu ahlaksızlığı yaptırmak nasıl bir zihniyettir? Bazı vicdanlarda nasıl oluyor da bir araya gelmesi mümkün olmayan değerler aynı anda bir arada bulunabiliyor? Namussuzluğu, onursuzluğu ve haysiyetsizliği akla uygun hale getirmek nasıl bir ahlakın ürünüdür? Bu tür insanları bu noktaya kavram ve değer sapmaları mı getirmiştir? İnsanların dince kutsal sayılanlara riayetsizliği din dışı olmalarından mı, yoksa dinin özünü kavrayamamalarından mı kaynaklanmaktadır?

Yarım ahlak yarım itikat!
Bu konuyla ilgili olarak daha birçok soru sorulabilir. Bütün bu sorulara verilecek cevaplar da birbirine çok yakın olabilir. Ancak gündelik hayatta karşılaşılanlar toplumun ne denli zihni, ahlaki ve manevi travmayla karşı karşıya kaldığını göstermeye yeterlidir.
Kavram ve değer karmaşasının yukarıda belirtilen sınırlı alanlarda değil istisnasız her yer ve her kesimde olması durumun ne denli vahim bir hal aldığını gösterir. Bu kargaşayı da maddi alanda yaşanan baş döndürücü gelişmelere manevi/ahlaki alanın zamanında cevap verememesi üretmektedir.
Diğer yandan yaşananlar gösteriyor ki insanların büyük çoğunluğu yarım yamalak dini, ahlaki, insanı ve ilmi bilgilerle sahipler. Sorun “Yarım doktor candan, yarım imam dinden eder” türden belirli bir alanla ilgili değildir. Sorun her alanda yarım inançlar, yarım itikatlar, yarım bilgiler, yarım eğitimler, yarım insanlar, yarım ahlaklar ve yarım değerlerle ilişkilidir.
Bütün bu yaşananlardan doğrudan doğruya bilimi nâkile, dini şekle indirgeyenler sorumludur. Onlarca yıldır türbanı tartışanlar, türbanın sarıp sarmaladığı kafaların içinin ihmal edilmesine neden olmuşlardır. Ebu Cehil’in kafasının sarıklı olup olmamasının önemli olmadığını birileri hâlâ anlamış değildir. Dinin ya da ahlakın yalnızca şekil, görüntü ve söylemden ibaret olmadığını birileri yine anlamak istemiyorlar. Dini ya da ahlaki söylem aynı kalitedeki eylemi üretmiyorsa ortada büyük bir çelişki var demektir. İçi, özü, cevheri olmayan yalnız görüntüden ibaret inanç gösterileri içeriği olmayan insan davranışlarına neden olurlar. Şekilden ibaret, içi boşaltılmış, özü olmayan inanç algısı her çeşit şer amacın aracı olmaya hazır insanlar yaratır. Yaşananlar bunun kanıtıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları